Eskiden insanlar yaz gelince denize giderdi.
Şimdi ise önce şezlongların arasından vize alıp geçebilirlerse denizi görüyorlar.
Türkiye'de artık yeni bir canlı türü oluştu:
Homo Şezlongus.
Kumsalın gerçek sahibi odur.
Vatandaş ise misafir.
Sabah altıda sahile gidiyorsunuz.
Bir umut...
"Bugün erkenden geldim, kesin bir yere havlumu sererim."
Bir bakıyorsunuz...
Kumsal değil, bildiğin Ege Ordu Komutanlığı!
Şezlonglar öyle disiplinli dizilmiş ki komutan gelse "Rahat!" komutu verecek.
Deniz ortada yok.
Kum ortada yok.
Ama 784 adet şezlong dimdik nöbette...
Üstelik yüzde doksanı bomboş!
Sahibi yok.
Müşterisi yok.
Ama dokunulmazlığı var.
Tam havluyu serecekken bir görevli beliriyor.
Nereden çıktığı belli değil.
Sanki kumun altına gömülmüş.
Bir anda karşınızda...
"Buraya seremezsiniz."
"Neden?"
"İşletme alanı."
"İyi de boş."
"Boş olabilir."
"O zaman sereyim."
"Olmaz."
"Niye?"
"Boş olmasının da bir bedeli var."
Bir an düşünüyorsunuz...
Ben vatandaş mıyım?
Yoksa çaktırmadan sahile giren korsan mı?
Şimdilik kimlik sorulmadığına şükrediyorsunuz.
Ancak bu gidişle;
"T.C kimlik?"
"Yüzme ruhsatınız?"
"Dalgaya giriş belgeniz?"
"Güneşlenme harcını yatırdınız mı?"
Bir sonraki aşamayı tahmin etmek zor değil.
Denizin girişine turnike...
Kart okutuyorsunuz.
Yetersiz bakiye...
Dalga geri dönüyor.
Görevli bağırıyor:
"Efendim lütfen dalgaya temas etmeyin! Premium müşterimiz yüzüyor."
Martılar bile sınıfsal ayrım yapmaya başlayacak.
Ekonomi sınıfının üzerine uçmak yasak.
Sadece Platinum üyelerin simidini çalıyorlar.
Balıklar desen...
Onlar da abonelik sistemine geçmiş.
"Sadece ekonomi sınıfındaki üyelerimizi ısırıyoruz."
Yakında güneş de özelleşir.
Sabah doğmadan önce mesaj gelir:
"Güneş ışığından yararlanma paketiniz sona ermiştir."
Yeni paket satın almak ister misiniz?
Bronz Paket:
Yarım saat güneş.
Gümüş Paket:
Güneş + hafif meltem.
Altın Paket:
Selfie çekebileceğiniz gün batımı.
Platin Paket:
Martıyla birlikte fotoğraf hakkı.
Şaşırmayın...
Bugün şaka gibi gelen şeyler, birkaç yıl sonra yönetmelik diye önümüze konursa kimsenin ağzı açık kalmaz.
Çünkü biz önce kaldırımları işgal ettik.
Sonra parkları.
Sonra meydanları.
Şimdi sıra denizde.
Yakında dalgaların da tapusu çıkar.
Asıl komik olan ne biliyor musunuz?
Şezlongların çoğu saatlerce boş duruyor.
Ama siz o boşluğa bile oturamıyorsunuz.
Yani boş şezlongun bile vatandaştan fazla hakkı var.
Ayrıca;
Boş şezlongun hukukî dokunulmazlığı var.
Vatandaşın ise "Abi idare et." hakkı...
Bir çocuk kumdan kale yapmak istese önce rezervasyon yaptıracak.
"Kale Deluxe paketi."
Kova ekstra.
Kürek ekstra.
Deniz suyu kullanım bedeli ayrıca hesaplanacaktır.
Kum tanesi kaybedilirse depozito yanar.
Yakında şöyle anonslar duyarsak hiç şaşırmayın:
"Sayın misafirlerimiz...
Bugün saat 16.00 ile 18.00 arasında dalga yoğunluğu nedeniyle yalnızca VIP müşterilerimiz denize girebilir."
"Gün batımı kontenjanımız dolmuştur."
"Rüzgâr, bakım çalışması nedeniyle bugün esmiyor."
"Martılarımız öğle molasındadır."
"Halk plajı uygulamamız bakım nedeniyle geçici olarak askıya alınmıştır."
Oysa mesele çok basit.
Kimse işletmeler olmasın demiyor.
Kimse hizmet verilmesin demiyor.
Kimse şezlong kiralanmasın demiyor.
Ama bütün sahili kiralamak başka...
Şezlong kiralamak başka.
Çünkü kıyılar birkaç işletmenin açık hava mağazası değildir.
Deniz; "Alan memnun, satan memnun" kampanyasının ürünü değildir.
Kıyılar tapulu bahçe değildir.
Onlar hepimizin ortak mirasıdır.
En acısı ise vatandaşın kendi hakkını kullanırken özür dilemesi...
"Affedersiniz...
Şuraya iki saat otursam olur mu?"
Olmaz efendim.
Çünkü kum bugün kurumsal çalışıyor.
Deniz kurumsal.
Rüzgâr kurumsal.
Martılar taşeron.
Vatandaş ise ziyaretçi.
Sonra çocuklarımız soracak:
"Baba...
Gerçekten insanlar eskiden ücretsiz denize gidiyor muydu?"
Biz de iç çekerek cevap vereceğiz:
"Evet evladım...
Hatta güneş de bedavaydı."
Çocuk şaşkınlıkla bakacak.
"Abartma ya..."
Çünkü onun büyüdüğü dünyada her şeyin barkodu var.
Belki de doğa bize yıllardır tek bir şey anlatıyor:
Dalga kıyıya vururken kimlik sormuyor.
Rüzgâr eserken kredi kartı istemiyor.
Güneş doğarken QR kod okutulmuyor.
Doğa herkesi eşit görüyor.
Keşke sahilleri yönetenler de doğadan biraz ders alsa...
Yoksa yakında şu ilanı görmek işten bile değil:
"Denize giriş ücretsizdir. Ancak denize ulaşabilmek için 48 şezlong, 12 loca ve 3 VIP alanını başarıyla geçmeniz gerekmektedir."
VE İŞTE O GÜN KAYBETTİĞİMİZ ŞEY SADECE BİRKAÇ METRE KUM OLMAYACAK!