Bu trafikte herkes bir şekilde yaşamaya çalışıyor gibi. Arabalar şeridinde gidiyor, yayalar kaldırımda yürüyor, trafik ışıkları da “ben düzen kuruyorum” diye yanıp sönüyor. Sonra sahneye motosiklet sürücüleri çıkıyor ve bütün sistem bir anda “ben bunu hesaplamamıştım” moduna giriyor.
Çünkü onlar için trafik dediğin şey bir ulaşım değil, bir “boşluk avı oyunu”.
Hani ki araba arasında minicik bir yer var ya… hani normal insanın bakınca “buradan ancak hava geçer” dediği yer. Motosikletli oraya bakınca şunu görüyor:
“Ben buradan U dönüşü yaparım.”
Giriyor.
Geçiyor.
Çıkıyor.
Biz hâlâ “o motor oraya nereden geldi?” diye bakıyoruz.
Aynaya bakıyorsun, yol tertemiz. İçin rahat. “Oh be trafik yok” diyorsun. Sinyal veriyorsun, şerit değiştireceksin.
Bir anda sağında motor.
Solunda motor.
Arkanda motor.
Hatta bir tanesi sanki sen daha doğmadan oradaymış gibi duruyor.
İnsan şüpheye düşüyor:
“Bu adamlar yoldan mı geliyor, yoksa yazılım hatası mı?”
Kırmızı ışık zaten ayrı bir tiyatro. Arabalar uslu uslu bekliyor. Herkes medeni, herkes sabırlı.
Sonra motosikletler geliyor.
Ve sıra sistemi iptal.
Bir bakıyorsun kırmızı ışıkta önde 20 motor, arkada 0 araba. Arabalar da arkadan bakıyor:
“Biz niye geldik buraya?”
Işık sanki motosikletlere “geç abi, sen takılma” diyor gibi.
Restoran kuryeleri ise bu işin “hızlı teslimat değil, zaman kırma” versiyonu. Adamın çantasında iki lahmacun üç dürüm iki ayran var ama sürüşüne bakıyorsun sanki ülkenin kaderi taşınıyor.
Sipariş uygulaması:
“45 dakika teslim.”
Kurye bunu görünce gülüyor:
“45 dakika mı? O sürede ben siparişi vereni bulup birlikte yeriz.”
Adam sipariş hazırlanırken yolda, paket çıkmadan kapıda, müşteri daha “acaba biraz daha mı acıksam” diye düşünürken zil çalıyor.
Navigasyon da bu noktada mental çöküşe giriyor.
“200 metre sonra sağa dön.”
Kurye zaten üç mahalle önce dönmüş.
“Rota yeniden hesaplanıyor.”
Kurye:
“Sen hesaplama, ben zaten oradayım.”
Bir süre sonra navigasyon tamamen teslim oluyor:
“Abi ben sadece haritayım, beni bu işe karıştırma.”
Kaldırım olayı ise apayrı bir evrim seviyesi. Biz kaldırımı “yaya yolu” sanıyoruz. Bazı motosiklet sürücüleri için ise “trafik sıkışınca açılan gizli hızlı geçiş tüneli.”
İnsan kaldırımda yürürken arkadan motor sesi geliyor. Refleksle kenara çekiliyorsun.
Sonra bir bakıyorsun zaten kaldırımdasın.
Yani kaçacak yer yok, çünkü kaçtığın yer de yol olmuş.
Adam korna çalsa özür dileyecek seviyeye geliyorsun o derece.
Şehirde güvenli alan kavramı da yavaş yavaş
“Motorun henüz uğramadığı yer.” olarak değişiyor.
Park etme konusu ise tamamen ayrı bir evren. Araba sürücüsü 30 tur atar “yer yok” diye söylenir.
Motorlu gelir.
0.3 saniye bakar.
“Şurası.”
der ve bırakır gider.
Direk dibi olur, duvar yanı olur, market önü olur, bankamatik önü olur, çöp konteyneri arkası olur… ama en efsanesi şudur:
Koca otoparkta tek boş yer vardır.
Umutlanırsın.
Gözlerin yaşarır, duygulanırsın.
Yaklaşırsın.
Ve görürsün ki ortasında tek bir motosiklet duruyor.
Öyle bir duruyor ki sanki otopark onun etrafına yapılmış.
Kapladığı alan park yerinin yüzde beşi, sergilediği özgüven yüzde bini.
Sanki “Burası benim. Siz uyum sağlayın.” dercesine.
Hele bir de yağmur yağınca olay tamamen başka bir boyuta taşınıyor. Dışarıda fırtına, rüzgâr, gökyüzü sinir krizi geçiriyor.
Herkes evde.
Herkes “bugün çıkılmaz” modunda.
Motosikletli ise montu çekiyor, çıkıyor.
Sanki işe değil de “orta çağ seferine” gidiyor. Bir tek belinde kılıç eksik.
Bir de en garibi: hep aceleleri var. Nereye yetişiyorlar belli değil ama hep hızlılar. Sanki zaman onlardan kaçıyor, onlar da “dur lan geliyorum” diye peşinden koşuyor.
Bir gün uzaylılar dünyaya inse ve trafiği incelemeye kalksa en çok motosikletlilerde kafayı yerler.
Çünkü sistem şöyle:
Arabalar: şeritte gider.
Yayalar: kaldırımda yürür.
Motosikletliler: “uygun gördüğüm her yer yol sayılır.”
Sonuç raporu ise muhtemelen şu şekilde olur:
“Bu gezegen normal çalışıyor gibi görünüyor. Ama motosikletliler, sistemin hata raporu değil… ta kendisi.
‘’Şaka bir yana, işin CAN GÜVENLİĞİ kısmı var.
Biz burada gülüyoruz ama trafik dediğin şey ‘kim daha hızlı gider’ oyunu değil, ‘kim evine sağ döner’ oyunu.
Arabalar, yayalar, motosikletliler… herkesin ortak noktası aynı:
Hepsi eve dönmek istiyor.
Ama motosiklet dediğin şeyde küçük bir fark var:
Araba hatayı ‘çizik’ diye anlatır, motor hatayı ‘hikâye’ diye.
O yüzden o ‘boşluk avı’ bazen eğlenceli görünse de fizik kuralları yeniden doğma noktası seçmiyor.
Duvar da aynı duvar, kaldırım da aynı kaldırım.”