Tunç Erlaçin
Köşe Yazarı
Tunç Erlaçin
 

BAŞKANGİLLER

Bilim insanları yüzyıllardır birçok olayı açıklamaya çalışıyor. Yerçekimini açıklamışlar. Kara delikleri açıklamışlar. Atomu parçalamışlar. Ama bazı insanların başkan seçilince neden bir gecede dünya çapında bilgeye dönüşmesini çözememişler: Ama ilginç olan şu ki bu durum sadece bir kurumda yaşanmıyor. Spor kulüplerinde yaşanıyor. Siyasi partilerde yaşanıyor. Meslek odalarında yaşanıyor. Sendikalarda yaşanıyor. Derneklerde, vakıflarda, platformlarda ve STK'larda yaşanıyor. Başkanlık makamının olduğu her yerde sanki görünmez bir dönüşüm başlıyor. Düne kadar tribünde maç yorumlayan kişi başkan olunca spor yönetiminin yaşayan ansiklopedisine dönüşüyor. Düne kadar parti toplantılarında iki cümleyle söz alan kişi başkan olunca devlet yönetimi, demokrasi tarihi ve dünya siyaseti üzerine kapsamlı değerlendirmeler yapmaya başlıyor. Düne kadar oda seçimlerinde broşür dağıtan kişi meslek odasının başına geçince mesleğin kurucusu gibi konuşuyor. Düne kadar sendika koridorlarında yöneticilere soru soran kişi başkan seçilince çalışma hayatının son karar mercii olduğunu düşünüyor. Sanki seçim sonuçlarıyla birlikte yalnızca görev değişmiyor; Bilgi seviyesi, tecrübe miktarı ve kişisel kanaat katsayısı da birkaç kat artıyor. Gerçekten ilginç bir olay. Mazbatayla birlikte gizli bir bilgi paketi mi teslim ediliyor? Göreve başlarken beyne ek donanım mı yükleniyor? Yoksa makam odasında görünmeyen bir anten mi var? Çünkü başka türlü açıklamak son derece zor. Daha geçen ay gündem maddelerini birbirine karıştıran arkadaş, bugün kurumsal vizyon anlatıyor. Daha geçen hafta alınan kararı hatırlamayan arkadaş, bugün kurumsal hafıza üzerine ders veriyor. Daha geçen yıl tutanakların son sayfasına gelmeden yorulan arkadaş, bugün yönetim biliminin yaşayan temsilcisi gibi dolaşıyor. Fakat işin en eğlenceli kısmı toplantı salonunda yaşanıyor. Salona bir bakıyorsunuz... Karşısında kırk yıllık mühendis oturuyor. Yanında uluslararası projeler yönetmiş insanlar oturuyor. Öbür tarafta onlarca yıllık meslek hayatı olan uzmanlar oturuyor. Bir köşede yüzlerce toplu sözleşme görüşmesine katılmış sendikacılar bulunuyor. Kimi yüksek lisans yapmış. Kimi doktora yapmış. Kimi mesleğinde ömrünü vermiş. Kimi kendi alanında kitap yazmış. Karşısında STK'larda otuz yılını geçirmiş biri konuşurken, Başkan ciddi ciddi not alıyormuş görüntüsü veriyor. Karşısında ulusal platformlarda görev yapmış biri değerlendirme yaparken, Başkan hafifçe başını sallayıp Malum yüz ifadesiyle şunu anlatıyor: "Çocuklar gayret ediyorlar. Birkaç yıl daha çalışırlarsa seviyeme ancak yaklaşabilirler." Yani bütün bu insanlar bizim başkanın gözünde henüz gelişimini tamamlayamamış öğrenci statüsünde. Çünkü başkan seçildiği gün sadece görevi değişmemiş, Aynı zamanda kendisini toplantı salonunun doğal yaşam uzmanı ilan etmiştir. Artık herkes onun rehberliğine muhtaçtır. İnsan ister istemez gülüyor. Çünkü karşısındaki adam/kadın mesleğe başladığında bizim başkan muhtemelen kalem kutusu seçiyordu. Ama özgüven dediğin şey gerçekten muhteşem bir icat. Toplantının zirve noktası ise uzmanların konuştuğu anlardır. Birisi veri sunar. Birisi rapor getirir. Birisi mevzuat anlatır. Birisi teknik detay açıklar. Birisi yılların tecrübesini ortaya koyar. Sonra başkan mikrofonu alır. Ve kişilerin tüm birikimlerini tek cümlede özetler: "Ben öyle düşünmüyorum." Salonda sessizlik olur. Çünkü herkes aynı şeyi düşünür: "Ne güzel... Onca yıl boşuna emek harcamışız." Demek ki yüksek lisansın, doktoranın, uzmanlığın ve tecrübenin sağlayamadığını tek bir koltuk sağlayabiliyormuş. Bazı insanlar gerçekten makamı çok farklı yorumluyor. Onlara göre başkanlık; Yönetmek değil, düzeltmektir. Dinlemek değil, anlatmaktır. Öğrenmek değil, öğretmektir. Ve mümkünse kendisinden daha bilgili insanlara ayar vermektir. Özellikle de hem mevki hem de yaşça büyük olanlara. İşte orası tam bir sanat eseridir. Dışarıdan izleyen biri sanır ki karşısındaki insanlar ana sınıfının ilk günündeler. Oysa adamların özgeçmişi okunmaya kalksa toplantı süresi yetmez. Ama bizim başkan öyle bir tavırla konuşur ki sanırsın kariyerlerini kendisi dağıtmış. Bir süre sonra da insanda ister istemez şu şüphe oluşuyor: Belki de koltuk normal bir koltuk değildir. Belki içinde gizli bir mekanizma vardır. Oturan kişinin boyunu değil ama kendisi hakkındaki kanaatini üç kat yükseltiyordur. Çünkü normal şartlarda bir insanın bu kadar özgüvenli olması kolay açıklanamaz. Özgüven güzel şeydir. Ama bazı insanlara bırak bir bedeni, en az üç beden büyük geliyor. Öyle bir noktadan sonra iş özgüven olmaktan çıkıp turistik cazibe merkezine dönüşüyor. İnsan illa ki gidip görmek istiyor. Ve bütün bu gösteri boyunca salondaki herkes aynı filmi izliyor. Düne kadar not alan adamın ders verdiğini... Düne kadar fikir soran adamın fikir dağıttığını... Düne kadar yön arayan adamın yön gösterdiğini... Ve koltuğun bazı insanlara geçici bir karakter güncellemesi yaptığını... Sonra gün geliyor. Görev bitiyor. Kapıdaki isim değişiyor. Makam odası değişiyor. Koltuk aynı koltuk olarak yerinde duruyor. İşte o zaman insan gerçeği anlıyor. Meğer büyüyen kişi değil, koltuğun etrafında oluşan kalabalık hayal gücüymüş.
Ekleme Tarihi: 24 Haziran 2026 -Çarşamba
Tunç Erlaçin

BAŞKANGİLLER

Bilim insanları yüzyıllardır birçok olayı açıklamaya çalışıyor.

Yerçekimini açıklamışlar.

Kara delikleri açıklamışlar.

Atomu parçalamışlar.

Ama bazı insanların başkan seçilince neden bir gecede dünya çapında bilgeye dönüşmesini çözememişler:

Ama ilginç olan şu ki bu durum sadece bir kurumda yaşanmıyor.

Spor kulüplerinde yaşanıyor.
Siyasi partilerde yaşanıyor.
Meslek odalarında yaşanıyor.
Sendikalarda yaşanıyor.
Derneklerde, vakıflarda, platformlarda ve STK'larda yaşanıyor.

Başkanlık makamının olduğu her yerde sanki görünmez bir dönüşüm başlıyor.

Düne kadar tribünde maç yorumlayan kişi başkan olunca spor yönetiminin yaşayan ansiklopedisine dönüşüyor.

Düne kadar parti toplantılarında iki cümleyle söz alan kişi başkan olunca devlet yönetimi, demokrasi tarihi ve dünya siyaseti üzerine kapsamlı değerlendirmeler yapmaya başlıyor.

Düne kadar oda seçimlerinde broşür dağıtan kişi meslek odasının başına geçince mesleğin kurucusu gibi konuşuyor.

Düne kadar sendika koridorlarında yöneticilere soru soran kişi başkan seçilince çalışma hayatının son karar mercii olduğunu düşünüyor.

Sanki seçim sonuçlarıyla birlikte yalnızca görev değişmiyor;
Bilgi seviyesi, tecrübe miktarı ve kişisel kanaat katsayısı da birkaç kat artıyor.

Gerçekten ilginç bir olay.

Mazbatayla birlikte gizli bir bilgi paketi mi teslim ediliyor?

Göreve başlarken beyne ek donanım mı yükleniyor?

Yoksa makam odasında görünmeyen bir anten mi var?

Çünkü başka türlü açıklamak son derece zor.

Daha geçen ay gündem maddelerini birbirine karıştıran arkadaş, bugün kurumsal vizyon anlatıyor.

Daha geçen hafta alınan kararı hatırlamayan arkadaş, bugün kurumsal hafıza üzerine ders veriyor.

Daha geçen yıl tutanakların son sayfasına gelmeden yorulan arkadaş, bugün yönetim biliminin yaşayan temsilcisi gibi dolaşıyor.

Fakat işin en eğlenceli kısmı toplantı salonunda yaşanıyor.

Salona bir bakıyorsunuz...

Karşısında kırk yıllık mühendis oturuyor.

Yanında uluslararası projeler yönetmiş insanlar oturuyor.

Öbür tarafta onlarca yıllık meslek hayatı olan uzmanlar oturuyor.

Bir köşede yüzlerce toplu sözleşme görüşmesine katılmış sendikacılar bulunuyor.

Kimi yüksek lisans yapmış.

Kimi doktora yapmış.

Kimi mesleğinde ömrünü vermiş.

Kimi kendi alanında kitap yazmış.

Karşısında STK'larda otuz yılını geçirmiş biri konuşurken,

Başkan ciddi ciddi not alıyormuş görüntüsü veriyor.

Karşısında ulusal platformlarda görev yapmış biri değerlendirme yaparken,

Başkan hafifçe başını sallayıp

Malum yüz ifadesiyle şunu anlatıyor:

"Çocuklar gayret ediyorlar. Birkaç yıl daha çalışırlarsa seviyeme ancak yaklaşabilirler."

Yani bütün bu insanlar bizim başkanın gözünde henüz gelişimini tamamlayamamış öğrenci statüsünde.

Çünkü başkan seçildiği gün sadece görevi değişmemiş,

Aynı zamanda kendisini toplantı salonunun doğal yaşam uzmanı ilan etmiştir.

Artık herkes onun rehberliğine muhtaçtır.

İnsan ister istemez gülüyor.

Çünkü karşısındaki adam/kadın mesleğe başladığında bizim başkan muhtemelen kalem kutusu seçiyordu.

Ama özgüven dediğin şey gerçekten muhteşem bir icat.

Toplantının zirve noktası ise uzmanların konuştuğu anlardır.

Birisi veri sunar.

Birisi rapor getirir.

Birisi mevzuat anlatır.

Birisi teknik detay açıklar.

Birisi yılların tecrübesini ortaya koyar.

Sonra başkan mikrofonu alır.

Ve kişilerin tüm birikimlerini tek cümlede özetler:

"Ben öyle düşünmüyorum."

Salonda sessizlik olur.

Çünkü herkes aynı şeyi düşünür:

"Ne güzel... Onca yıl boşuna emek harcamışız."

Demek ki yüksek lisansın, doktoranın, uzmanlığın ve tecrübenin sağlayamadığını tek bir koltuk sağlayabiliyormuş.

Bazı insanlar gerçekten makamı çok farklı yorumluyor.

Onlara göre başkanlık;

Yönetmek değil, düzeltmektir.

Dinlemek değil, anlatmaktır.

Öğrenmek değil, öğretmektir.

Ve mümkünse kendisinden daha bilgili insanlara ayar vermektir.

Özellikle de hem mevki hem de yaşça büyük olanlara.

İşte orası tam bir sanat eseridir.

Dışarıdan izleyen biri sanır ki karşısındaki insanlar ana sınıfının ilk günündeler.

Oysa adamların özgeçmişi okunmaya kalksa toplantı süresi yetmez.

Ama bizim başkan öyle bir tavırla konuşur ki sanırsın kariyerlerini kendisi dağıtmış.

Bir süre sonra da insanda ister istemez şu şüphe oluşuyor:

Belki de koltuk normal bir koltuk değildir.

Belki içinde gizli bir mekanizma vardır.

Oturan kişinin boyunu değil ama kendisi hakkındaki kanaatini üç kat yükseltiyordur.

Çünkü normal şartlarda bir insanın bu kadar özgüvenli olması kolay açıklanamaz.

Özgüven güzel şeydir.

Ama bazı insanlara bırak bir bedeni, en az üç beden büyük geliyor.

Öyle bir noktadan sonra iş özgüven olmaktan çıkıp turistik cazibe merkezine dönüşüyor.

İnsan illa ki gidip görmek istiyor.

Ve bütün bu gösteri boyunca salondaki herkes aynı filmi izliyor.

Düne kadar not alan adamın ders verdiğini...

Düne kadar fikir soran adamın fikir dağıttığını...

Düne kadar yön arayan adamın yön gösterdiğini...

Ve koltuğun bazı insanlara geçici bir karakter güncellemesi yaptığını...

Sonra gün geliyor.

Görev bitiyor.

Kapıdaki isim değişiyor.

Makam odası değişiyor.

Koltuk aynı koltuk olarak yerinde duruyor.

İşte o zaman insan gerçeği anlıyor.

Meğer büyüyen kişi değil, koltuğun etrafında oluşan kalabalık hayal gücüymüş.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve 1923tv.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.