Bir zamanlar Kurban Bayramı’nda millet “kurbanı kim kesecek?” diye telaşlanırdı…
Şimdi bayram yaklaşınca ülkede tek ibadet var:
“Tatili 9 güne bağladılar mı?”
Eskiden Kurban Bayramı sabahı mahallede bir hareket olurdu…
Bir evden tütsülenmiş kelle ve kavurma kokusu gelir, bir evden “Poşeti tut lan dökülmesin!” sesi yükselirdi.
Çocuklar ev ev dolaşır, kimde daha iyi kavurma var araştırması yaparlardı. Kurban eti öyle no-frosta değil, önce konu komşuya girerdi. Fakir fukara nasibini alır, evdeki büyükler “Eti dağıttın mı?” diye çapraz sorguya alırlardı.
Şimdi?
Kurban kesilmeden önce herkesin ilk derdi:
“Derin dondurucuda yer var mı?”
“Evde no-frost dolap artık beyaz eşya değil, küçükbaş hayvancılık destek ünitesi gibi çalışıyor.
Kurban eti yerleştirilirken aile içinde adeta Tetris turnuvası yapılıyor.
Bir poşet pirzola koyabilmek için geçen senenin vişnesi, buz tutmuş içli köfteler ve kimsenin içinde ne olduğunu bilmediği üç tane dondurma kabı tahliye ediliyor.”
Eskiden kurbanın üçte biri ihtiyaç sahibine giderdi, şimdi üç çekmecesi dana kuşbaşıya ayrılıyor.
Et dağıtımı dersen o zaten ayrı bir konu.
Eskiden konu komşuya tabak giderdi, şimdi kopyala-yapıştır yöntemiyle WhatsApp’tan sonunda illa ki o anlamsız kurban emojisi olan “İyi bayramlar” mesajı gidiyor;
Sanki mesaj değil, adak teslim tutanağı.
Bir de kurbanlık alma pazarlığı vardı ki…
Türk halkının Oscar’lık performansı asıl orada ortaya çıkardı.
Adam hayatında ilk kez ineğe yaklaşmış ama hayvan eksperi gibi konuşuyor:
“Bu hayvan biraz zayıf sanki…”
İnek traktör kadar. Yürürken mahalle sallanıyor, zannedersin 5,6 şiddetinde deprem oluyor, o derece…
Satıcı desen ayrı tiyatrocu:
“Abi bunun eti lokum gibi çıkar.”
Ve illaki çevrede ücretsiz başka bir kurban eksperi daha olurdu:
“Abi bunun butları iyi ama sırt dar.
Sanırsın ki adam sadece hayvana bakmıyor, aynı zamanda besicilik fuarında jüri üyesi.
Eskiden pazarlık dediğin de ciddi bir seremoni idi.
Eller gizlice tutulur, üstüne mendil kapanırdı. Dışarıdan bakan sanırdı ki NASA, Mars’a gönderilecek dananın ihalesini bunlara vermiş…
Asıl olay rakam değil zaten, “Son ben kazandım” hissiydi. Adam 5 bin lira fazla verirdi ama eve gidince:
“Vallahi öldürdüm adamı pazarlıkta!” diye anlatırdı.
Şimdi o pazarlıkların yerini internet ilanları aldı.
“2026 model kurbanlık, full paket, kesim dahil.”
Neredeyse takas soracaklar:
“Üste biraz verip SUV alabilir miyiz?”
Bir de emeklilerin kurban kesme meselesi var tabii…
Eskiden emekli maaşıyla kurban alınır, üstüne torunlara harçlık bile dağıtılırdı. Şimdi emekli pazara kurban bakmaya değil, moral bozmaya gidiyor.
Adam kurbanlığa bakıyor, fiyatı duyunca hayvanla göz göze geliyor:
“Seneye inşallah kardeşim…”
Bazı emekliler artık kurban kesmiyor, sadece kasabın önünden geçerken iç geçiriyor.
Hatta öyle bir noktaya gelindi ki; vatandaş kurban hissesi değil, “kemik hissesi” araştırıyor.
Eskiden emekli amcalar pazarlıkta satıcıyı terletirdi.
Şimdi satıcı fiyatı söyler söylemez 112 aranıyor.
Tüm emeklilerin pazarlık sonrası torunlarına geçmişi özetledikleri o müthiş cümle ise;
“Bizim zamanımızda sucuklu tost 1 TL’ydi’’.
Bir de üç aile birleşip ‘’hisseli koç’’ yöntemine geçenler var.
Hayvan, apartman yönetimi gibi… herkesin içinde payı var ama kimse sorumluluk almak istemiyor.
Son klasikse yurdum insanı manzaraları…
Hayatı boyunca meyve bıçağından başka şey tutmamış adam, bayram sabahı eline satırı alınca kendini Malkoçoğlu sanıyor. 10 dakika sonra kan revan içinde ambulansa bindirilirken hâlâ:
“Hayvanı yatırmıştık aslında…” diye de açıklama yapıyor.
Ve bir de kaçan danalar var ki….
Ülkenin en organize kaçış planı resmen bayram sabahı yapılıyor.
Normalde apartmanın üçüncü katına çıkarken nefesi kesilen adam, kaçan dananın peşinden maraton koşan olimpiyat atletine dönüşüyor.
Ve o anda mahallede şu cümle yankılanıyor:
“2.SANAYİYE DOĞRU KAÇTI!”
Haydiiiii arkasından 40 kişi…
Birinin elinde ip, birinde sopa, biri terlikle koşuyor.
Sanki kurban değil, cezaevinden firar etmiş organize suç örgütü lideri aranıyor.
Dana da ayrı kurnaz zaten.
Bir bakmışsın Forum’a gitmiş vitrin bakıyor,
Bir bakmışsın bulvarda ‘’Ben buraların yerlisiyim’’ diyerek vatandaşlardan daha huzurlu geziyor.
Eskiden bayramda memlekete gidilirdi; şimdi memleketten kaçılıyor.
Adam sanki tatile değil Viyana’yı kuşatmaya gidiyor. Arabanın arkası bavul, karpuz, çocuk, mangal, kolonya, poşet ve sinir krizi dolu.
Yolda herkes aynı cümleyi kuruyor:
“Bir saat erken çıksaydık trafik olmazdı.”
Bunu bu ülkede aynı anda 18 milyon kişi söylediği için o trafik oluyor zaten.
Eskiden büyüklerin eli öpülürdü, şimdi otellerde millet açık büfeye öyle bir saldırıyor ki…
Sanırsın kurban değil kıtlık bayramı.
Adam tabağa aynı anda kavurma, suşi, profiterol, karpuz, patates kızartması, brokoli ve mercimek çorbası doldurmuş; mide değil Birleşmiş Milletler gıda zirvesi.
Dedeler torun bekliyor, torunlar beach club’da DJ performansı izliyor.
Bir zamanlar bayram sabahı kolonya kuyruğu vardı, şimdi güneş kremi kuyruğu var.
Eskiden bayram ziyaretlerinde en klasik cümle:
“Bir eksiğin var mı evladım?”
Şimdi:
“Wi-Fi şifresi ne?”
Mahalle kasabı bile değişti. Eskiden adamın önlüğünde kan lekesi olurdu, şimdi Instagram hesabı var:
“Bu yılki kurban paketlerimiz vakumlu ve marine seçeneklidir.”
Eskiden insanlar kurbanı paylaşınca içi huzur dolardı.
Şimdi derin dondurucuyu açıp:
“Bu et bizi mart ayına kadar götürür.” diye yatırım hesabı yapıyor.
Kurban Bayramı’nın ruhu değişti belki ama bayram sonu sorulan o iki soru hiç değişmedi:
“Kaç kilo et çıktı?”
Ya da “Kredi kartına kaç taksit yaptınız?”
İYİ BAYRAMLAR