Tunç Erlaçin
Köşe Yazarı
Tunç Erlaçin
 

BÜYÜK ÜNİVERSİTE MUCİZESİ

1980 yılında Türkiye'de 19 üniversite vardı. Sayıyla on dokuz. Yani bugün bazı ilçelerde bulunan fakülte sayısı kadar. Bugün bunu gençlere anlattığınızda size inanmakta zorlanıyorlar. Çünkü günümüzde bir öğrenci otobüse binip iki durak gittikten sonra en az üç üniversite kampüsüne rastlayabiliyor. O yıllarda üniversiteyi kazanmak zordu. İnsanlar ders çalışırdı, test çözerdi, gece lambaları sabahlara kadar yanardı. Çünkü ortada az sayıda üniversite vardı ve herkes aynı kapıdan içeri girmeye çalışıyordu. Sonra ülke olarak süper bir fikir bulduk: "Demek ki sorun üniversite azlığı." dedik. Ve üniversite yapmaya başladık. Bir tane. İki tane. On tane. Elli tane. Yüz tane. Derken iş çığırından çıktı. Bir noktadan sonra üniversite açmak, mahallede pide salonu açmak kadar doğal karşılanmaya başladı. Yeni bir şehir mi? Üniversite. Yeni bir ilçe mi? Üniversite. Boş bir arazi mi? Üniversite.. 2026 yılına geldiğimizde sayı 208 olmuş. 1980'de 19. 2026'da 208. Yani yaklaşık 11 kat artmış. Bazı ülkeler teknoloji üretti. Bazıları uzaya çıktı. Bazıları yapay zekâ geliştirdi. Biz ise üniversite sayısını tavşan nüfusunun büyüme hızına yaklaştırmayı başardık. Takdir etmek lazım. Fakat tam burada çok ufak(!) bir detayı unuttuk. Üniversiteyi inşa etmek kolaydı. Ama öğrenciyi ikna etmek zordu. İşte trajikomedi burada başladı. 2023 yılında YKS' ye başvuran aday sayısı 3 milyon 498 bin 18. Müthiş bir rakam. Sınav merkezleri dolu. Sokaklar dolu. Veliler stresli. Öğrenciler uykusuz. Kırtasiyeciler mutlu. Deneme sınavı sektörü bayram havasında. Her şey yolunda. Sonra bir bakıyoruz. 2026 yılında aday sayısı 2 milyon 425 bin 560. Yaklaşık 1 milyon kişi eksik. Bir milyon! Bu noktada insanın aklına ilk gelen soru : Bu öğrenciler nerede? Çünkü üniversiteler yerinde duruyor. Binalar yerinde duruyor. Amfiler yerinde duruyor. Sıralar yerinde duruyor. Kantinler yerinde duruyor. Güvenlik kulübeleri yerinde duruyor. Rektörlük binaları yerinde duruyor. Ama öğrenciler topluca kaybolmuş gibi. İşin daha da komik tarafı ise: Üniversiteler artarken öğrenciler azalmış. Bu normalde olmaması gereken bir durum. Bu, müşteri sayısı düşerken AVM sayısının artmasına benziyor. Bu, yolcular azalırken havaalanlarının çoğalmasına benziyor. Bu, futbol takımı olmayan bir yerde 140.000 kişilik stadyum yapılmasına benziyor. Ama biz başardık. Çünkü biz sıradan istatistiklerle çalışmıyoruz. Biz vizyonla çalışıyoruz. Öğrenci gelir mi? Belli değil. Ama üniversite hazır. Belki gelir. Belki bir gün gelir. Belki yanlışlıkla gelir. Belki navigasyon hatası sonucu gelir. Yeter ki bina hazır olsun. Bugün bazı bölümlerde kontenjanların boş kalması artık haber değeri bile taşımıyor. Çünkü sayı o kadar büyüdü ki boş kalan koltuklar neredeyse farelerin yuvaları oldu. Eskiden öğrenciler üniversite kapılarında beklerdi. Şimdi bazı üniversiteler öğrenci bekliyor. Bir zamanlar tercih sonuçlarını öğrenciler heyecanla açıyordu. Şimdi bazı bölümler de öğrenciler kadar heyecanlanıyor. "Acaba bu yıl bize biri gelecek mi?"   Aslında ortaya çıkan tablo muhteşem. 1980 yılında bir üniversiteye yaklaşık 2 milyon 350 bin kişi düşüyordu. 2026 yılında yaklaşık 413 bin kişi. Yani üniversite başına düşen nüfus altıda bire indi. Bu kadar hızlı çoğalan başka bir şey bulmak için biyoloji kitaplarına bakmak gerekiyor. Belki bazı mantar türleri. Belki bazı bakteriler. Belki de üniversiteler. Sonuç olarak elimizde tarihi bir başarı öyküsü var. Öğrenci sayısının düşmesini başardık demiyorum. Üniversite sayısının artmasını başardık demiyorum. İkisini aynı anda yapmayı başardık. Yani arzı artırırken talebin düşebileceğini de ispatladık. Ekonomi derslerinde örnek olarak okutulabilecek kadar nadir bir olay. Bugün geldiğimiz noktada ise hikâyeyi tek cümleyle özetlemek mümkün: 1980 yılında öğrenciler üniversite arıyordu. 2026 yılında bazı üniversiteler öğrenci arıyor. Kısaca… Bir zamanlar üniversite kazanmak meseleydi. Şimdi üniversiteye öğrenci kazandırmak mesele.
Ekleme Tarihi: 19 Haziran 2026 -Cuma
Tunç Erlaçin

BÜYÜK ÜNİVERSİTE MUCİZESİ

1980 yılında Türkiye'de 19 üniversite vardı.

Sayıyla on dokuz.

Yani bugün bazı ilçelerde bulunan fakülte sayısı kadar.

Bugün bunu gençlere anlattığınızda size inanmakta zorlanıyorlar. Çünkü günümüzde bir öğrenci otobüse binip iki durak gittikten sonra en az üç üniversite kampüsüne rastlayabiliyor.

O yıllarda üniversiteyi kazanmak zordu. İnsanlar ders çalışırdı, test çözerdi, gece lambaları sabahlara kadar yanardı. Çünkü ortada az sayıda üniversite vardı ve herkes aynı kapıdan içeri girmeye çalışıyordu.

Sonra ülke olarak süper bir fikir bulduk:

"Demek ki sorun üniversite azlığı." dedik.

Ve üniversite yapmaya başladık.

Bir tane.

İki tane.

On tane.

Elli tane.

Yüz tane.

Derken iş çığırından çıktı.

Bir noktadan sonra üniversite açmak, mahallede pide salonu açmak kadar doğal karşılanmaya başladı.

Yeni bir şehir mi?

Üniversite.

Yeni bir ilçe mi?

Üniversite.

Boş bir arazi mi?

Üniversite..

2026 yılına geldiğimizde sayı 208 olmuş.

1980'de 19.

2026'da 208.

Yani yaklaşık 11 kat artmış.

Bazı ülkeler teknoloji üretti.

Bazıları uzaya çıktı.

Bazıları yapay zekâ geliştirdi.

Biz ise üniversite sayısını tavşan nüfusunun büyüme hızına yaklaştırmayı başardık.

Takdir etmek lazım.

Fakat tam burada çok ufak(!) bir detayı unuttuk.

Üniversiteyi inşa etmek kolaydı.

Ama öğrenciyi ikna etmek zordu.

İşte trajikomedi burada başladı.

2023 yılında YKS' ye başvuran aday sayısı 3 milyon 498 bin 18.

Müthiş bir rakam.

Sınav merkezleri dolu.

Sokaklar dolu.

Veliler stresli.

Öğrenciler uykusuz.

Kırtasiyeciler mutlu.

Deneme sınavı sektörü bayram havasında.

Her şey yolunda.

Sonra bir bakıyoruz.

2026 yılında aday sayısı 2 milyon 425 bin 560.

Yaklaşık 1 milyon kişi eksik.

Bir milyon!

Bu noktada insanın aklına ilk gelen soru :

Bu öğrenciler nerede?

Çünkü üniversiteler yerinde duruyor.

Binalar yerinde duruyor.

Amfiler yerinde duruyor.

Sıralar yerinde duruyor.

Kantinler yerinde duruyor.

Güvenlik kulübeleri yerinde duruyor.

Rektörlük binaları yerinde duruyor.

Ama öğrenciler topluca kaybolmuş gibi.

İşin daha da komik tarafı ise:

Üniversiteler artarken öğrenciler azalmış.

Bu normalde olmaması gereken bir durum.

Bu, müşteri sayısı düşerken AVM sayısının artmasına benziyor.

Bu, yolcular azalırken havaalanlarının çoğalmasına benziyor.

Bu, futbol takımı olmayan bir yerde 140.000 kişilik stadyum yapılmasına benziyor.

Ama biz başardık.

Çünkü biz sıradan istatistiklerle çalışmıyoruz.

Biz vizyonla çalışıyoruz.

Öğrenci gelir mi?

Belli değil.

Ama üniversite hazır.

Belki gelir.

Belki bir gün gelir.

Belki yanlışlıkla gelir.

Belki navigasyon hatası sonucu gelir.

Yeter ki bina hazır olsun.

Bugün bazı bölümlerde kontenjanların boş kalması artık haber değeri bile taşımıyor.

Çünkü sayı o kadar büyüdü ki boş kalan koltuklar neredeyse farelerin yuvaları oldu.

Eskiden öğrenciler üniversite kapılarında beklerdi.

Şimdi bazı üniversiteler öğrenci bekliyor.

Bir zamanlar tercih sonuçlarını öğrenciler heyecanla açıyordu.

Şimdi bazı bölümler de öğrenciler kadar heyecanlanıyor.

"Acaba bu yıl bize biri gelecek mi?"

 

Aslında ortaya çıkan tablo muhteşem.

1980 yılında bir üniversiteye yaklaşık 2 milyon 350 bin kişi düşüyordu.

2026 yılında yaklaşık 413 bin kişi.

Yani üniversite başına düşen nüfus altıda bire indi.

Bu kadar hızlı çoğalan başka bir şey bulmak için biyoloji kitaplarına bakmak gerekiyor.

Belki bazı mantar türleri.

Belki bazı bakteriler.

Belki de üniversiteler.

Sonuç olarak elimizde tarihi bir başarı öyküsü var.

Öğrenci sayısının düşmesini başardık demiyorum.

Üniversite sayısının artmasını başardık demiyorum.

İkisini aynı anda yapmayı başardık.

Yani arzı artırırken talebin düşebileceğini de ispatladık.

Ekonomi derslerinde örnek olarak okutulabilecek kadar nadir bir olay.

Bugün geldiğimiz noktada ise hikâyeyi tek cümleyle özetlemek mümkün:

1980 yılında öğrenciler üniversite arıyordu.

2026 yılında bazı üniversiteler öğrenci arıyor.

Kısaca…

Bir zamanlar üniversite kazanmak meseleydi.

Şimdi üniversiteye öğrenci kazandırmak mesele.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (2)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve 1923tv.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Dr. Osman Nuri Aydın
(19.06.2026 13:40 - #2257)
Ağzına kalemine sağlık Tunç başkanım. Muhteşem özetlemişsin. Sorun o kadar fazlaki mantar gibi artan o minnacık üniversitelere öğretim üyesi bulmak çok zor. Üniversite öğrencisi lise öğretmeni kalitesindeki öğretim üyesine mahküm ediliyor. Tabi konaklama, yeme içme ve diğer sorunları çabası. Sorun çoook Seviliyorsun
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve 1923tv.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Altuğ
(19.06.2026 16:04 - #2258)
Tunç Beyin yazılarını severek okuyorum. Herkesin anlayacağı şekilde yazıyor. En önemlisi çok doğru tespitlerde bulunuyor.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve 1923tv.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.