Bir zamanlar “Siyaset Vadisi” diye tuhaf mı tuhaf bir memleket varmış.
Bu memlekette öyle olaylar olurmuş ki, normal insanlar duyunca:
“Böyle şeyler ancak filmlerde olur.” derlermiş.
Ama Siyaset Vadisi sakinleri hiç şaşırmazmış:
“Yok canım… Bu daha fragman.” diye cevap verirlermiş.
Çünkü orada siyasette imkânsız diye bir şey yokmuş.
Dün yan yana yürüyenler bugün ayrı düşer, bugün kapının dışında kalanlar yarın aynı kapının anahtarıyla içeri girermiş.
Ama bütün bu büyük siyasi fırtınaların arasında değişmeyen tek bir gerçek varmış:
Mazlum.
Evet…
Siyaset Vadisi’nin görünmeyen kahramanı.
Kartvizitinde makam yazmazmış.
Çünkü onun makamı her gün değişirmiş.
Sabah teşkilatçı…
Öğlen organizatör…
Akşam şoför…
Gece güvenlik…
Sabaha karşı hamal…
Adam tek başına bir siyasi kadroymuş.
Hatta bir gün gölgesi bile isyan etmiş:
“Yeter artık Mazlum! Ben bile seni takip etmekte zorlanıyorum. Biraz dinlenelim.” demiş.
Ama Mazlum durur mu?
Siyasette “gel” kelimesinin ne anlama geldiğini bilen nadir insanlardanmış.
Telefon çalar:
— Abi…
— Buyur.
— Yarın sabah sekizde ilçe binasına gel.
— Ne yapacağız?
— Bilmiyoruz.
— E niye geliyorum?
— Gel, orada belli olur.
Mazlum telefonu kapatır.
Çünkü bilir:
Siyasette “gel” deniyorsa, dönüş saati Allah’a kalmıştır.
Sabah sekizde gider.
Bir bakar…
Masalar taşınacak.
Sandalyeler dizilecek.
Kürsü kurulacak.
Ses sistemi bağlanacak.
Kablolar çekilecek.
Pankart asılacak.
Çay hazırlanacak.
Simit alınacak.
Mikrofon test edilecek.
Tam o sırada biri bağırır:
— Arkadaşlar, koli bandı nerede?
Otuz kişi birbirine bakar.
Mazlum cebinden çıkarır.
Bir tane şeffaf bant…
Bir tane kahverengi bant…
Bir tane de ne olduğu belli olmayan sanayi tipi bant…
Adam yürüyen kırtasiye
NASA bile roket fırlatacak olsa:
“Koli bandı var mı?” diye önce Mazlum’u ararlar. O derece…
Derken bir gün siyasetin büyük yıldızı ortaya çıkmış.
Yıllardır milletvekili olan biri,
Bir gün demiş ki:
“Ben belediye başkanı olacağım.”
Herkes:
“Zor iş.” demiş.
Ama yanında yıllardır duran dostu yumruğunu masaya vurmuş:
“Başkanım, siz merak etmeyin. Ben varım.”
O gün büyük operasyon başlamış:
Gece toplantıları…
Telefon trafiği…
Dosyalar…
Ziyaretler…
Çaylar…
Simitler…
Ve tabii ki:
Mazlum.
Çünkü siyasette bir kural varmış:
Bir iş yapılacaksa önce Mazlum bulunurmuş.
Seçim günü gelmiş.
Sandıklar açılmış.
Oylar sayılmış.
Görevli bir anda durmuş:
“Bir dakika…”
Herkes heyecanlanmış:
“Ne oldu?”
Görevli:
“Bu kadar çalışmayı kim yapmış?”
Herkes aynı yere bakmış:
Mazlum.
Sonuç açıklanmış.
Yeni belediye başkanı belli olmuş.
Başkan koltuğa oturmuş.
Koltuk hafifçe gıcırdamış.
Başkan sormuş:
“Ne oldu?”
Koltuk cevap vermiş:
“Efendim, yıllardır birçok insan gördüm ama sizin kadar hızlı görev dağıtan birini ilk defa görüyorum.”
Başkan şaşırmış:
“Daha ne yaptık ki?”
Koltuk:
“Ben duyuyorum efendim. Çekmeceler bile korkuyor.” demiş.
Başkan hemen Mazlum’u çağırmış:
“Sen benim bu başarımın gizli kahramanısın.”
Mazlum:
“Başkanım, biz makam için değil dava için buradayız.”
Başkan duygulanmış:
“İşte bu yüzden sana makam lazım.”
Ve Mazlum’un koltuktan koltuğa yolculuğu başlamış.
İlk durak:
İlçe Başkanlığı.
Gazeteciler sormuş:
“Tecrübeniz nedir?”
Mazlum cevap vermiş:
“Yıllardır önemli bir kişinin yanında çalışıyorum.”
Gazeteciler not almış:
“En büyük siyasi okul: Yakın durmak.”
Sonra ikinci görev gelmiş:
Sağlık ve Sosyal Hizmetleri Destek Başkanlığı.
Mahalleli sormuş:
“Sağlıktan anlar mı?”
“Bilmem.”
“Sosyal hizmetlerden?”
“İnsan ilişkileri kuvvetliymiş.”
“O zaman tamam.”
Çünkü Siyaset Vadisi’nde bazen hastalığı teşhis etmekten önce kimin telefon açacağını bilmek önemliymiş.
Ve sonra büyük final:
Sendika Başkanlığı.
Herkes şaşırmış.
Kahvede otururken bir vatandaş sormuş:
“Ama bu arkadaş hiç işçi olarak çalışmadı ki!”
Yaşlı bir amca kahvesinden bir yudum almış:
“Evlat, sen eski usul düşünüyorsun.”
“Nasıl yani?”
“Bazıları futbol oynamadan kulüp başkanı olur, bazıları işçi olmadan sendika başkanı olur.”
“Peki nasıl?”
“Doğru zamanda doğru koltuğun önünden geçerek.”
Tam o sırada eski bir sandalye dile gelmiş:
“Ben yıllardır buradayım. Acaba beni de bir gün başkan yaparlar mı?” demiş.
Derken büyük bir siyasi fırtına kopmuş.
Belediye başkanı partisinden ayrılmış.
Herkes Mazlum’a bakmış.
“Şimdi ne olacak?”
Mazlum göğsünü kabartmış:
“Ben başkanımın yanındayım!” demiş.
Ama siyasetin de kendine göre bir mizah anlayışı varmış.
Bir gün kapı çalmış.
“Kimsiniz?”
“Siyasi karar ekibi.”
“Hoş geldiniz.”
“Teşekkürler. Sizi ihraç etmeye geldik.”
Mazlum şaşırmış:
“Ama ben sadığım!”
“Biliyoruz.”
“O zaman neden?”
“Siyasette bazen sadakat de yanlış yere park edebilir.”
Ve Mazlum kendini siyasi bekleme salonunda bulmuş.
Orada bekleyenler de varmış.
Biri sormuş:
“Sen neden buradasın?”
“Sadakatten.”
“Ben eski açıklamadan.”
“Ben eski fotoğraftan.”
“Ben eski bir WhatsApp grubundan.”
Tam herkes Mazlum’u unutmuşken…
Bir sabah televizyonlar son dakika vermiş:
“Siyasi dengeler değişti! Eski dost yeniden sahnede!”
Herkes şaşırmış:
“Nereye geldi?”
Spiker:
“Ayrıldığı partinin il başkanlığına!”
Kahvede çay bardakları donmuş.
Biri:
“Ama dün ihraç edilmişti!”
Diğeri:
“Evet.”
“Bugün ne?”
“İl başkanı.”
“Nasıl olur?”
Yaşlı amca gülmüş:
“Evlat…”
“Siyasette bazı insanlar kapıdan çıkar.”
“Sonra?”
“Aynı kapının anahtarıyla geri girer.”
Ama bütün bu büyük görevlerin arasında Mazlum’un gerçek görevi hiç değişmemiş.
Çünkü makamlar gelir geçer…
Kartvizitler değişir…
Koltuklar eskir…
Ama telefon hep aynı numarayı arar.
Salon hazırlanacak:
“Mazlum.”
Pankart asılacak:
“Mazlum.”
Araç bozulacak:
“Mazlum.”
Çay bitecek:
“Mazlum.”
Misafir gelecek:
“Mazlum.”
Yağmur başlayacak:
“Mazlum.”
Neredeyse bir gün gökyüzündeki buluta bile,
“Bir dakika yağma! Mazlum gelsin de öyle yağ!” diye bağıracaklar.
Seçim kazanılır.
Fotoğraflar çekilir.
Çiçekler verilir.
Konuşmalar yapılır.
Mazlum ortada yoktur.
Çünkü o…
Sahneyi sökmektedir.
Seçim kaybedilir.
Herkes toplantı yapar:
“Nerede hata yaptık?”
Saatlerce konuşurlar.
Ama kimse söylemez:
“Belki de bütün işi tek kişiye yükledik.”
Çünkü o tek kişi hâlâ oradadır.
Tahmin edin kim?
Mazlum.
Akşam olur.
Mazlum eve gider.
Ayakkabılarını çıkarır.
Çayını koyar.
Tam ilk yudumu alacak…
Telefon çalar.
“Abi…”
Mazlum gözlerini kapatır.
“Buyur…”
“Rahatsız etmiyoruz değil mi?”
“Estağfurullah…”
“Küçücük bir iş var.”
Mazlum artık bilir.
Siyasette “küçücük iş” demek:
Kamyon…
Merdiven…
Kablo…
Masa…
Sandalye…
Hoparlör…
Çay…
Mikrofon…
Şoför…
Hamal…
Hepsinin tek pakette gelmesi demektir.
Derin bir nefes alır:
“Ne oldu yine?”
Karşıdan o meşhur cümle gelir:
“Abi… Yarın genel başkan geliyor.”
Mazlum:
“Eee?”
“Sabaha kadar salon hazır olacak.”
“Kimin hazırlayacağını düşündünüz mü?”
Karşı taraf şaşırır.
Sanki cevabı dünyadaki herkes biliyormuş gibi:
“Allah Allah… Başka kimi çağıracağız?”
Ve Siyaset Vadisi’nde yankılanan son cümle duyulur:
“Bana Mazlum’u getirin!”
Çünkü bazıları makam sahibi olur…
Bazıları tarih yazar…
Ama bazıları vardır ki…
Onlar olmazsa bırak tarih yazmayı; tutanak bile tutulmaz…