Bir mühendis olarak 1923 platformundaki ilk köşe yazısı deneyimim, o nedenle öncelikle peşinen özür dileyeyim; çünkü birazdan bazı meslek disiplinleri hafifçe dürtülebilir.
Nasrettin Hoca’nın meşhur testi fıkrası vardır. Hoca, suya gönderdiği çocuğa testi daha kırılmadan bir tokat atınca etraftakiler şaşırır:
“Hocam, çocuk testiyi daha kırmadı ki.”
Hoca’nın cevabı nettir:
“Testi kırıldıktan sonra vurmanın ne faydası var?”
Biz mühendisler de biraz böyleyizdir. Bir şey çöktükten sonra konuşanın değil, daha çökmemişken “Burada bir sorun var.” diyenin kıymetli olduğunu düşünürüz.
Açık söylemek gerekirse, mühendislikte en zor şeyin hesap yapmak olduğunu sanırdım. Meğer en zor şey, “Bu cümle fazla mı ciddi oldu, yoksa yeterince ciddi görünmüyor mu?” sorusuna her beş saniyede bir cevap aramakmış.
TMMOB çatısı altında olunca insan şunu fark ediyor:
Aslında hepimiz aynı büyük sorunun farklı türevleriyiz.
O soru da şu:
“Bunu böyle kim yaptı?”
Mühendislik dalları farklı görünür ama özünde tek bir meslek vardır:
Sorun çözme ve ardından neden daha büyük bir sorun çıktığını izleme sanatı.
İnşaat mühendisi:
“Biz hesabı yaptık, yerçekimi fazla çalışmış.”
Jeoloji mühendisi:
“Ben size bu zeminin sürprizli olduğunu söylemiştim.”
Makina mühendisi:
“Parça tolerans dışı.”
Elektrik-elektronik mühendisi:
“Sinyal gürültülü.”
Yazılım mühendisi:
“Bende çalışıyordu.”
Şehir plancısı:
“Ben zaten baştan demiştim.”
Mimar:
“Bu çizim aslında metafor.”
Ve herkes haklıdır.
Çünkü mühendislikte en güçlü doğal yasa şudur:
Herkesin söylediği biraz doğrudur ama proje yine de geç teslim edilir.
Şehir plancıları geleceği planlar.
Biz mühendisler ise genelde “Şu an niye çöktü?” kısmıyla ilgileniriz.
Mimarlar da ikisinin ortasında durup sakin bir şekilde:
“Işık alsın.”
der.
Işık almak güzeldir.
Ama bazen biz sadece sistemin de çalışmasını isteriz.
1923 platformunda yazmaya başlayınca da en büyük şokum şu oldu:
Burada kimse senden teknik rapor istemiyor.
Statik hesap yok.
Mukavemet hesapları yok.
Hatta bazen mantık tutarlılığı bile opsiyonel.
Bu, mühendis beyni için biraz tehlikeli bir özgürlük.
Çünkü biz özgürlük görünce otomatik olarak:
“Bunun sınır koşulları ne?”
diye soruyoruz.
Bir de kelime meselesi var.
Bizde kelime azdır:
“Uygun.”
“Revize.”
“Sorun var.”
Burada ise kelimeler çoğalıyor.
Kelimeler çoğaldıkça insan ister istemez:
“Bunu bir Excel’e aktarabiliyor muyuz?”
diye düşünmeye başlıyor.
İlk köşe yazımda ciddi olmayı denedim.
Sonra vazgeçtim.
Çünkü mühendislikte ciddiyet genelde:
“Bir şey ters gidiyor ama henüz kimse fark etmedi.”
anlamına gelir.
O yüzden bu yazı bir analiz değil.
Daha çok bir saha notu:
Satır 1: Merhaba
Satır 2: Bazı disiplinler tanıtıldı
Satır 3: Sistem hafif sallandı
Satır 4: Mimar ışık istedi
Satır 5: Şehir plancısı “Ben demiştim.” dedi
Satır 6: Sistem hâlâ ayakta (şimdilik)
Sonuç olarak:
Mühendislikte yapılar kuruyoruz.
Şehir plancıları geleceği çiziyor.
Mimarlar hayal kuruyor.
Biz de o hayalin neden su kaçırdığını çözmeye çalışıyoruz.
Özetle:
Mühendislikte sistemleri stabil tutmaya çalışıyoruz.
Köşe yazarlığında ise bazen stabil olmamanın kendisi içerik oluyor.
Eğer bu yazı bir proje olsaydı, teslim notu şöyle olurdu:
“Çalışıyor gibi, ama gözünüzü seveyim kimse dokunmasın.”
Ama köşe yazısı olduğu için son derece rahatım.
Hoş bulduk.