Çevreci Belediyeler Birliği’nin katkılarıyla yürütülen Su Yılı Eylem Planı çalışmalarının sivil toplum kuruluşları (STK) ayağı tarafından, Büyük Menderes Ekoloji Birliği oluşturuldu.
1 Şubat 2026 Pazar günü Efeler ilçesi Milli Aydın Bankası Kültür Merkezi’nde Aydın Çevre Koruma ve Kültür Derneği (AYÇED) tarafından düzenlenen; siyasi parti temsilcileri, meslek odaları, baro, tabip odası ve çevre derneklerinin katılımıyla, Büyük Menderes Havzası’nda yaşanan çevresel sorunlar ele alındı.
Elde edilen verilerin, yerel yönetimlerin karar süreçlerine katkı sunmasının hedeflendiği belirtilerek; toplantı sonucunda ortaya çıkan değerlendirmelerin; bilimsel, toplumsal ve hukuki boyutlarıyla ele alınıp rapor halinde Belediyeler Birliği’ne sunulacağı belirtildi.
Başta AYÇEP (Aydın Çevre ve Kültür Platformu) olmak üzere bu mücadeleye emek veren, katkı sağlayan, fedakârlık yaparak zaman ayıran tüm çevre gönüllülerine şükran duygularımızı iletmek boynumuzun borcudur.
AYÇEP, Büyük Menderes Nehri'nin korunması konusunda bölgedeki en aktif ve dirençli sivil toplum oluşumlarından biri. Platformun çalışmaları genellikle "savunuculuk", "kamuoyu oluşturma" ve "hukuki mücadele" ekseninde dönüyor.
Büyük Menderes yatağına yakın bölgelerde kurulması planlanan Jeotermal Enerji Santralleri (JES), maden ocakları ve sanayi tesisleri için verilen "Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Olumlu" veya "ÇED Gerekli Değildir" kararlarına karşı davalar açıyor.
AYÇEP’in verdiği hukuk mücadelesi, köylüleri örgütleme çalışmaları, Büyük Menderes Havzası'nda daha fazla santral faaliyetini, kirliliğin "kontrolsüzce yayılmasını" nispeten frenledi. Elbette yeterli değildi. Fakat bir direnişin, başkaldırının sembolü oldu…
ÜLKESİNİ SEVEN DÜNYA VATANDAŞI BİR ÇEVRECİ OLARAK BURADAN TOPLUM ADINA AÇIKÇA SORUYORUM !
Aydın’daki belediyelere, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na, Tarım ve Orman Bakanlığı’na, DSİ’ye ve bu bölgenin tüm milletvekillerine:
Büyük Menderes Nehri göz göre göre ölürken siz ne yapıyorsunuz?
Küresel iklim değişikliği artık bir gelecek senaryosu değildir. Bugün; düşen yeraltı su seviyelerinde, kuruyan nehir yataklarında, verimi düşen tarlalarda yaşanıyor. Türkiye su fakiri olma yolunda ilerliyor. Büyük Menderes Havzası ise bu çöküşün en görünür alanlarından biri.
Şehir merkezlerinde musluklardan hâlâ su akıyor olabilir. Ama tarımda, nehirde, yeraltında alarm zilleri çoktan çalmıştır. Bu alarmı duymayan herkes, bu krizin ortağıdır.
548 kilometrelik Büyük Menderes Nehri’nin sadece 7 kilometresinin temiz akması, yönetimsel bir başarısızlıktır. Bu bir doğa olayı değil; ihmalin, denetimsizliğin ve yanlış politikaların sonucudur.
Yanlış ürün deseni, vahşi sulama, baraj ve göletlerle bozulan doğal akış, jeotermal faaliyetler,
sanayi ve belediye atıkları ve en önemlisi: denetimsizlik.
Yağışlar azaldı, düzensizleşti. Kar yağışı yüksek kesimlerde bile azalıyor. Ama buna rağmen havzada pamuk, mısır, ayçiçeği, yonca gibi suya bağımlı ürünler ekilmeye devam ediliyor.
Bu ürün desenine kim izin veriyor?
Bu planlamayı kim yapıyor?
Sonuçlarını kim üstlenecek?
Evsel atık sularını arıtmadan nehre veren hiçbir belediyenin “çevreciyiz” deme hakkı yoktur.
Bileşik kanalizasyon sistemleri sağanak yağışlarda taşarken, nehirler ve sahiller kirlenirken, hâlâ altyapı yatırımlarını erteleyen yerel yönetimler bu tablonun sorumlusudur.
Sünger şehir altyapısı, yağmur bahçeleri, yağmur suyu hasadı artık bir “iyi niyet projesi” değil; zorunluluktur.
Bu yatırımları yapmayan her belediye, Büyük Menderes’in ölümüne ortak olmaktadır.
BURADAN AÇIKÇA İLAN EDİYORUM:
OSB’ler dâhil olmak üzere, atık sularını ileri kademe arıtmadan nehre bırakan tesisler kapatılmalıdır. Bu tesislerin isimleri kamuoyuna açıklanmalıdır. Bu bir “ayıplama” değil;
bu, halkın bilme hakkıdır.
Aşırı su kullanan gıda, tekstil, kimya ve maden tesisleri atık sularını arıtıp tekrar kullanmaya zorlanmalıdır. Havzada yeni su yoğun sanayi yatırımlarına izin verilmemelidir.
Merkezi yönetime soruyorum:
Bu denetimleri neden yapmıyorsunuz?
Yapamıyorsanız neden yetki veriyorsunuz?
Yeraltında sessiz bir felaket var !
Nehir kirlenip azalınca çözüm yeraltına kaçmak oldu. Her yıl daha derin kuyular açılıyor.
Ruhsatsız, kontrolsüz, denetimsiz. Bu böyle devam ederse, sadece suyu değil; toprağı da kaybedeceğiz. Yeraltı suyu çekimi acilen sınırlandırılmalı, ruhsatsız kuyular derhal kapatılmalıdır. Bu konuda kesinlikle taviz verilmemelidir.
Buradan Tarım ve Orman Bakanlığı’na ve bölge milletvekillerine sesleniyorum: tarım politikası değişmeden çözüm olmaz…
Vahşi sulama devam ederken, suya bağımlı ürünler teşvik edilirken, pestisit ve aşırı gübre kullanımına göz yumulurken Büyük Menderes’i kurtaramazsınız. Rejeneratif tarım, damla sulama, iyi tarım uygulamaları artık bir tercih değil; zorunluluktur. Pamuk saplarının biyokütleye dönüştürülmesi gibi döngüsel çözümler desteklenmelidir.
Aksi hâlde bu havza sadece üretimi değil, üreticiyi de kaybedecektir.
Büyük Menderes kurursa, Aydın Ovası çöle döner. Tarım çöker. Gıda güvencesi ortadan kalkar. İşsizlik artar. Kaos başlar…
Bunun sorumluluğu; görevde olup da gereğini yapmayan herkesin omuzlarındadır.
Doğa kendini kirletmez. Doğa kendini yok etmez. Biz ederiz…
Bu yazı bir çağrıdır: Belediyelere, bakanlıklara, milletvekillerine ve bu havzada yetki sahibi olan herkese…
Bugün harekete geçmezseniz, yarın bu nehir için yazılacak tek şey ağıt olur…
Sevgi ve sağlıcakla dostlar…
