Cehennemde zebaniler her kazanın başında mızrakla beklerken, bir kazanın başında kimsenin durmadığını görenler şaşkınlıkla sormuş:
— "Bu kazanın başında neden kimse yok? Ya kaçarlarsa?"
Zebani, acı bir gülümsemeyle kazandakileri işaret etmiş:
— "Bunlar bizim sol mahallenin çocukları. Kazan onlara emanet. İçlerinden biri tam kurtulacak gibi olup yukarı tırmandığında, 'sen mi bizi temsil edeceksin' ya da 'senin yolun yol değil' diyerek, aşağıdakiler hemen bacaklarından tutup onu tekrar çukurun dibine çekerler. Birbirlerini aşağı çekmekten yukarı bakmaya vakitleri kalmaz."
Yıl 1977. İzmir Konak Meydanı...
Yaklaşık bir milyon kişiyiz. Meydan umut kokuyor, meydan değişim çığlığı atıyor. Ama o gün o devasa kalabalığın içinde, İGD ile Halkın Kurtuluşu arasındaki o anlamsız çatışma, "yoldaşın yoldaşa" attığı o “mızraklar“, aslında bugünkü savruluşlarımızın da ilk sinyalleriydi.
Tarih tekerrürden ibaret değildir. Ders almayanlar için, yaşanan acıların geçmişten gelen yansımasıdır!
O bildiğimiz kronik bölünmüşlüğü, "bizden bir cacık olmaz" dedirten o meşhur manzarayı anlatmak için bu örneklerden daha iyi bir metafor olamazdı sanırım!...
Tam bir ironi ve trajedi karışımı…
Kendi evinin içindeki kavgayı anlatmak, dışarıdan birine laf atmaktan her zaman daha samimi ve etkili bir özeleştiridir…
19. Yüzyılda Sanayi Devrimi’nin o ağır çarkları arasında doğan, 1886’da Chicago’da "8 saatlik çalışma hakkını alabilmek" uğruna can veren işçilerin mirasıdır 1 Mayıs…
Coğrafya ve kültür farkı gözetmeden birçok ülkede kendi yolunu çizdi...
Üsküp’ten Selanik’e, oradan bugüne uzanan bu onurlu gelenek; emeğin, alın terinin ve "insanca yaşam" talebinin ortak sesi oldu...
Bugün haykırmamız gereken tek bir ses vardı: "Atanmayan öğretmenin, ürünü tarlada kalan çiftçimizin, emeklimizin, kadınlarımızın ve ekonomik krizin altında ezilen milyonların adalet talebi için alanlardayız!" Demek varken...
“Hak verilmez alınır, kazananlar daima mücadele edenlerdir.“ demek varken...
Gün, baskı ve sömürüye karşı omuz omuza verip kitleselleşme günü olması gerekirken; biz Aydın’da neyi konuşuyoruz?
2023’ten beri süregelen o "iki ayrı kutlama" ayıbını!
Aydın kamuoyu siyasal iktidara karşı birleşik bir muhalefet beklerken, kişisel egoların ve "küçük olsun benim olsun" mantığının esiri olanlar, süreci yine tıkamayı başardılar…
Devrimci-proleter anlayışa zerre yakışmayan bu çözümsüzlük tarihe bir "zafiyet" olarak geçecektir. Türkiye’nin dört bir yanında emekçiler tek yürek olurken, Aydın’da alanı ikiye bölmek; ne emek mücadelesiyle ne de sol değerlerle bağdaşır…
Bu bölünme; emeğin gücünü büyütmek yerine zayıflatan, dışarıya karşı güç kaybı yaşatan, içeride ise samimiyet ve dürüstlük krizini derinleştiren bir "küçük iktidar alanını koruma" çabasıdır…
Çok açık söylüyorum: Kişisel hırslar uğruna 1 Mayıs’ı bölmek, bu şehrin yarınlarını ipotek altına almaktır…
Buradan, o masalarda oturup "uzlaşamayan" demokrasi güçlerinin başındaki ‘’emanetçi’’ yoldaşlara sesleniyorum: Oturun ve bir kez daha düşünün! Sen-ben kavgasını bırakın…
Çünkü parçalanmış bir sesin kimseye gücü yetmez!
Bu karanlık tablonun içinde, tüm süreç boyunca sağduyusunu koruyan, sabırla çözüm arayan ve birleşme adına elinden geleni yapan isimleri de anmak boynumun borcu…
Özellikle CHP Efeler İlçe Başkanı Kaan Erçetin kardeşimin sergilediği metaneti, lise yıllarımdan beri yoldaşlık yaptığımız Tüm Emeklilerin Sendikası Başkanı Ufuk Kartal ve yönetim kurulunun takdire şayan çabalarını yürekten kutluyorum...
Onlar "birleşerek kazanacağız" şiarına sadık kaldılar. Ne yazıktır ki kazan başında bekleyen ‘’emanetçilere" güçleri yetmedi!
Unutmayın; tarih, birleşenleri kahraman, bölenleri ise bu halkın hafızasında "sorumlu" olarak yazacaktır!
Biz hatalardan hiç mi ders almayacağız yoldaşlar?