“… Türkiye’yi yok etmeye girişenler, Türkiye’nin ortadan kaldırılmasında çıkar ve hayat görenler, zararlı olmaktan çıkmışlar, aralarında çıkar paylaşarak birleşmiş ittifak etmişlerdir.
Ve bunun sonucu olarak, birçok zekâlar duygular fikirler Türkiye’nin yok edilmesi noktasında yoğunlaştırılmıştır. Bu yoğunlaşma, yüzyıllar geçtikçe oluşan kuşaklarda, adeta tahrip edici bir gelenek biçimine dönüşmüştür. Bu geleneğin Türkiye’nin hayatına ve varlığına aralıksız uygulanması sonucunda, nihayet Türkiye’yi ıslah etmek, Türkiye’yi uygarlaştırmak gibi bir takım bahanelerle Türkiye’nin iç hayatına iç yönetimine işlemiş ve sızmışlardır. Güç ve kuvvet elde etmişlerdir.’’
Mustafa Kemal ATATÜRK
6 Mart 1922
İlkbahar aylarında kendiliğinden yetişen, yüzyıllardır tıpta ve mutfakta kullanılan, vitamin ve mineral deposu şifalı bir bitkidir.
Odunsu kök sistemiyle toprağın yapısına bağlı olarak derine iner, besin ve nem toplayabilmek için yanlara doğru yayılır.
Bahçenizde istemediğiniz ebegümeci varsa, üstten çekerek koparmak işe yaramaz. Toprak altında kalan güçlü kök bitkinin kısa sürede yeniden filizlenmesine neden olur.
Kökü tamamen derinden çıkarmak gerekir.
Bu da zurnanın ‘’zırt’’ dediği yerdir işte. Silahların eşitliği ilkesine aldırmadan kazma, kürek, baltayla dalarsınız.
Tarlayı, bahçenizi, hatta balkonda saksınızı bile kendi haline bırakırsanız, yabancı ve zararlı otların istilasına uğrar. ‘’Yemeklik’’ bile olsa, size kök söktürürler!
"Nadas", toprağın öylece kendi kaderine terk edilmesi değildir; yabancı ot mücadelesi ve toprak işleme süreci vardır. Eğer süreç doğru yönetilmezse ot istilası kaçınılmaz olur.
Modern tarımda nadas, riskleri nedeniyle istenmeyen bir yöntemdir. Erozyonu hızlandırır, toprak yapısının bozar, biyoçeşitlilik ve ciddi ekonomik kayıplar yaratır.
Çözüm, nöbetleşe ekim uygulamaktır. Bir yıl buğday, ertesi yıl mercimek gibi. Toprak hem dinlendirilir hem de her yıl ürün alınır.
Tarım dışı mecazi anlamı vardır; bir işi, bir konuyu veya ilişkiyi "nadasa bırakmak". Yani, zamana yaymak, bir süreliğine rafa kaldırmak, çözümsüz bırakmak veya o durumdan tamamen uzaklaşarak dinlenmek gibi.
Ama sonra ne olur bilir misiniz? Taraflar birbirine yabancılaşır, bağlar tamamen kopar, gelişmelerden geri kalınır, rakipler öne geçer ve eğilimler kaçar.
Doğa nasıl boşluk kabul etmiyorsa, toplumsal yapıda boşluk kabul etmez. Kendi haline bıraktığınızda insanlar birbirine yabancılaşır, bağlar tamamen kopar, toplumsal yapı “yabancı otların“ istilasına uğrar!
Mustafa Kemal Atatürk, kısa alıntılar yaptığım yazısında bunu anlatıyordu.
“Gençliğe Hitabe’de“, “Nutuk’ta“ ve diğer, ‘’Yüce Türk Milletine’’ hitabıyla başladığı tüm yazı ve konuşmalarında olduğu gibi!
16 Mayıs 1919’dan 29 Ekim 1923’e kadar yaşananlar, “Gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunan iktidar sahiplerinin“ desteğiyle istilaya uğramış vatanın, “yabancı otlardan“ temizlenip verimli hale getirilme hikâyesiydi…
Tarih asla tekerrürden ibaret değildir! Sadece yaşananlardan ders alınması gereken bir süreçtir!
Bu bağlamda 24 yıldır yapılanlara baktığımızda; ülkede emperyalizm ve kapitalizm karşıtı gerçekleşmiş tek bir uygulamanın olmadığını; Amerika ve Avrupa'nın istediği her şeyin fazlasıyla gerçekleşmiş, ülkenin sermaye cennetine dönüşmüş, tam bağımlı kılındığını görürüz.
Sanıldı ki AKP normal bir partidir, seçimlerde kaybedince gider. Oysa AKP sıradan, normal ve olağan bir parti değildi.
Kuruluş süreci, destekleyenleri, ona yüklenen görev ve sorumluluklar ve ideolojik amaçları bağlamında siyasal bir partiden ziyade, Amerika ve Avrupa emperyalistlerinin onayladığı ve yol açtığı, sermaye yanlısı, siyasal İslamcı bir organizasyon ve yapıdır.
Ülkenin ideolojik amaçları doğrultusunda eğitim, sağlık, güvenlik alanlarında geldiği nokta ortadayken, devri daim olmadan tarihe karışmaz...
Bu yapının kendi çapında sermaye İslamcılığı ve/veya İslamcı sermayeciliği gibi bir görevi, amacı da var, baya başarılı oldu da.
Tüm bunları bir araya getirdiğinizde, bu yapının seçimle gelip ama seçimle gitmeyeceğini anlamamak için aptal olmak gerekirdi...
Bazı yapı ve organizasyonlar için seçimler bir araçtır. O araç, parti görünümlü proje yapılar ve organizasyonlar için tehdit olmaya başladığında ya seçimler olmaz ya da seçimler mizansen bir uygulama hâline gelir. Bu şekliyle yürüyen süreçte CHP’yi ortadan kaldırmak da vardır...
Bu öyle bir süreçtir ki, önüne geçeni silip süpürecek bir acımasızlıkla ilerlemekte!
Yıllar önce, olanlar ve olacaklar biliniyor söyleniyordu! Biz de çok söyledik. Yazdık, çizdik!
İnsanlık tarihi kadar eskidir, kaleyi içten fethetme ve rakibi birbirine kırdırma...
Ülkede 1923 rejiminin tamamen silinmesi ve yeni bir rejimin inşasının tamamlanması sürecinde geriye sınıf mücadelesi seçeneği kalıyor. Ama ülkede ne böyle bir sınıf ne de böyle bir halk söz konusu değil!
İş; ilkeli, güvenilir, dürüst, ahlâk ve erdem sahibi kişiler bulmakta...
Ama bu işler de kişilerle olmuyor, olmaz da. Bu kişilerden teşekkül etmiş, toplumsal direnç ve reaksiyonu harekete geçirecek, giderek büyüyen etkili ve cesur bir parti ve o partinin her şeyi göze alan savaşçı yapısı, inandırıcı programı olması gerekiyor...
CHP'nin, 106 başarılı mitingi bağlamında sormak istiyorum ben şimdi:
Halk gerçekten seçim istiyor mu, istiyorsa ne yapıyor?
15 milyon seçmenden söz ediyorum. CHP'ye neden yeterince sahip çıkmıyor, birlikte hareket etmiyorsunuz?
Nerede bu insanlar, nerede bu CHP seçmenleri?
Hayatından memnun olmayan milyonların sessizliği ve ataleti sadece korkuyla açıklanamaz!
Güven, dürüstlük ve samimiyet eksikliği ile açıklayabiliriz ama!
Önce içimizdeki bilumum zararlı otlardan kurtulmalıyız ki vatan toprağını gönlümüzce işleyip verimli hale getirelim!
Sevgi ve sağlıcakla kalın dostlar…