Cesar Mendoza’nın "Acı Çekene Saygı" (Respeto al que Sufre) başlıklı şiiri vardır, derin bir duygudaşlık ve insanlık onuru üzerine inşa edilmiş oldukça etkileyici bir eserdir…
Dizelerdeki öfke, hayal kırıklığı ve aynı zamanda o çocuksu dürüstlük insanı hemen içine çeker. Cesar Mendoza mahlasıyla bilinen bu tarz metinler, genellikle melankolinin ve varoluşsal sancının en uç noktalarında gezer…
Dünya, içindeki acılar ve katı kurallarıyla yaşanması zor bir yerdir ve şair, acı çekenlerin, isyan edenlerin yanındadır. Gerçek kutsallığın, cezalandırmaktan değil, acıyı paylaşmaktan ve insanı özgür kılmaktan geçmesi gerektiğini savunur…
Şiirin en can alıcı noktalarından biri olan: "Ben ateist değilim, babasıymış gibi Tanrı’ya küsen bir çocuğum." dizesi, teolojik bir tartışmadan ziyade duygusal bir isyanı temsil eder. Şair Tanrı'yı reddetmez, aksine O'nun varlığını o kadar içselleştirmiştir ki dünyadaki adaletsizliği O'na yakıştıramaz. Bir çocuğun babasına küsmesi gibi, bir beklentinin ve hayal kırıklığının dışa vurumunu ifade eder...
Hitler örneği üzerinden kurduğu bir fantezi vardır. Burada kötülüğün bir sanata ya da duygudaşlığa (Yahudi olma cezası) dönüştürülebileceği fikri, yıkım yerine dönüşümün önemini vurgular. Kötülüğün bir "eylem" olarak değil, bir "yaratım" (tuval veya yazı) olarak dışarı akıtılması fikri, dünyanın neden bu halde olduğuna dair naif ama derin bir eleştiridir. Şair, Tanrı'nın "hayal gücünü" beğenmezken, cezalandırmak yerine dönüştürmeyi teklif eder…
Tanrı'nın kullarıyla arasına koyduğu "peygamberler" gibi aracılar yerine, doğrudan iletişim ve sınırsız bir özgürlük hayal eder. Bazen kelimeler yetersiz kalır ki boş teselliler veya klişe sözler yerine, acı çekenin yanında sadece sessizce durmanın, onun kederine tanıklık etmenin en büyük erdem olduğunu vurgular…
Şiirin sonunda gelen "insanlarla birlikte acı çekmeyi öğrenemediği için intihar eden Tanrı" imgesi, Tanrı'nın, yarattığı varlığın acısına ortak olamamasını en büyük eksiklik olarak görür!
Eğer Tanrı her şeyi biliyorsa, neden insanın çektiği acıyı bizzat tecrübe etmiyordur? Şairin gözünde "mutlak güç", "mutlak yalnızlığı" ve "duygusal kopukluğu" getirmektedir…
Mendoza, acı çekmenin evrenselliğine dikkat çekerken; herkesin bir gün benzer bir karanlıktan geçebileceğini hatırlatarak, bugün acı çeken kişiye gösterilen saygının aslında insanlık onuruna gösterilen bir saygı olduğunu sezdirir…
Devletlerin yok olduğu ve "gül kokulu bireylerin" var olduğu bir dünya özlemi, otoriteye duyulan derin nefreti ve bireysel özgürlüğe duyulan aşkın göstergesidir…
Şiir, kederli bir insana yaklaşırken kaba bir merakla veya üstten bir bakışla değil; bir mabede girer gibi, yavaşça ve saygıyla yaklaşılması gerektiğini öğütler. Özellikle duygusal yoğunluğu ve "insan kalabilme" vurgusuyla, edebiyat çevrelerinde derin bir hümanizm örneği olarak kabul edilir. Geleneksel inanç kalıplarıyla çatışan, varoluşsal bir sitem ve derin bir duygudaşlık arayışını temsil eder…
Acı, Mendoza’nın kaleminde insanı insan yapan en dürüst duygulardan biri olarak yüceltilir!
"Ben Tanrı olsam" diyerek, mevcut dünyadaki acıların ve kötülüklerin daha yaratıcı ve barışçıl yollarla çözülebileceğini savunur…
Mendoza’nın Tanrı’sı acı çekmeyi öğrenemediği için intihar ediyordu. Oysa yeryüzünün '’küçük tanrıları’', tebaasının acısını hissetmek bir yana, o acıyı bir yönetim biçimi olarak kutsuyorlar.
Belki de asıl trajedi budur: Yukarıdaki Tanrı küsülebilecek kadar yakınken, yeryüzündeki gölgelerinin halkına fildişi kulelerinden bakacak kadar uzak olması.”
Şiirin kavramsallığından yola çıkarsak…
Eğer ben!
Bir cumhurbaşkanı, bir devlet başkanı, ne bileyim; hatta bir kral veya padişah bile olsaydım;
Cesar Mendoza’nın, "Acı Çekene Saygı" şiirini ezberime kazırdım!...
Bu şiir, gücü elinde tutanların değil, vicdanı elinde tutanların sesidir!
İnsanın çektiği acıyı hissetmeyen bir gücün, o gücü elinde tutmaya hakkı olmaz!
26.04.2026
Sevgi ve sağlıcakla dostlar…