Koyunları otlatırken canı sıkılan genç çoban eğlence arar, köye doğru koşup, "Kurt var! Kurt saldırıyor!" diye bağırır.
Köylüler işi gücü bırakıp yardıma koşar ama ortada kurt falan yoktur. Çoban onlara güler. Bir süre sonra bunu tekrar yapar, köylüler yine gelir, yine kandırılırlar.
Bir gün, gerçekten bir kurt sürüsü gelir. Çoban avazı çıktığı kadar bağırır ama köylüler "Yine bizi kandırıyor." diyerek yardıma gitmezler. Sonuç? Sürü telef olur.
Bu hikâye sadece çocuklar için değil, biz yetişkinler için de çok önemli bir gerçeği vurgular: Dürüstlüğünü kaybeden birinin, doğruyu söylediğinde bile kimsesi kalmaz. Günümüzde "bilgi çarpıtma" dediğimiz şeyin, yıllar öncesi sürümüdür aslında bu.
Yalanın bir "stratejik araç" olarak profesyonelleşmesi, aslında insanlık onuruna yapılan en büyük suikasttır. Hele ki Goebbelsvari "Büyük Yalan" tekniği, toplumu gerçeğe karşı körleştirip birer piyon haline getirir.
İnsanlık tarihi, sadece keşiflerin ve başarıların değil, aynı zamanda muazzam yalanların da tarihidir. Çocukken dinlediğimiz "Yalancı Çoban" masalı bize sadece bireysel bir ahlak dersi verir gibi görünüyor olsa da bugün geldiğimiz noktada o çoban artık tek başına değildir, devasa propaganda makinelerinin başında oturmaktadır.
Yalan, sadece bir yanlışı söylemek değildir; yalan, muhatabın gerçekle bağını koparıp onu manipüle etme çabasıdır. Hannah Arendt’in dediği gibi: "Sürekli yalan söylenen bir halkta, artık yalanlara inanmazsınız ama hiçbir şeye de inanmamaya başlarsınız." İşte en büyük tehlike buradadır. Toplum artık "Doğru nedir?" sorusundan vazgeçtiğinde, otorite için zemin temizlenmiş demektir. Yalan, özgür iradeyi felç eden bir zehirdir; çünkü seçme hakkı, doğru bilgiye sahip olma şartına bağlıdır.
Siyasette yalanın bir "araç" olarak kullanılması, maalesef Machiavelli’den beri süregelen bir kanserdir. Hüsamettin Cindoruk’un, İsmet İnönü gibi bir savaş kahramanı için "asker kaçağı" yalanını uydurduklarını itiraf etmesi, bu trajedinin zirve yapmış halidir.
Goebbels Metodunda, "Yeterince büyük bir yalan söyler ve onu sürekli tekrar ederseniz, halk sonunda ona inanır." Bu yöntem, toplumun kolektif hafızasını siler, yerine yapay öfke inşa eder.
Güç ve Manipülasyon ekürisi: Yalan, gücü elde etmek için en ucuz ve en etkili mühimmattır. Ancak bu mühimmat, sadece rakibi değil, toplumsal güveni de ortadan kaldırır.
Kültürümüzde "Yalancının mumu yatsıya kadar yanar" deriz ama bugünün dünyasında yalanın ışığı, hakikatin güneşini bastıracak kadar parlak hale getirilebiliyor. Pinokyo’nun burnu misali, bugün pek çok siyasetçinin ve kanaat önderinin odalara sığmayacağı bir gerçektir.
Bir toplumda yalan "beceriklilik" ve "siyasi deha" olarak alkışlanıyorsa, o kültürün ahlaki değerleri çökmüş demektir. Güvenin olmadığı yerde ne hukuk işler ne de düzen kalır.
Sonuç olarak, hakikate dönüş bir tercih değil, zorunluluktur!
Yalancı çoban sonunda sürüsünü kaybetti. Goebbels sonunda bir sığınakta kendi sonunu hazırladı. Yalan, kısa vadede zafer getirse de uzun vadede mutlak bir yıkım vaat eder. Bizim ihtiyacımız olan şey, yalanın konforuna sığınmak değil, hakikatin çıplak ve bazen sert olan yüzüyle yüzleşmektir. Çünkü yalanla kurulan her bina iskambil kulesi gibidir, ilk gerçek rüzgârında devrilmeye mahkûmdur.
Güç ve manipülasyondan söz etmişken, konuyu biraz daha açalım. Manipülasyonungerçekleşmesi için, bir kişiye yalan söylenmesi ve aldatılması gerekir. Önce bir sürü yalan, sonra aldatma ve son olarak da manipülasyon, yani hileli yönlendirme.
Yalan söylerseniz dürüst davranmamış olursunuz. Manipüle etmek içinse planlı bir stratejiye sahip olmalı, hedefe yönelik olarak entrikalar uygulamalısınız.
“İkili İlişkilerde Duygusal Manipülasyon” adlı eserlerinde yazarlar Morelli ve Couderc, gündelik manipülasyonla, narsistik manipülasyonu birbirinden ayırırlar.
Manipülasyon, kendi iktidarını yerleştirme yönünde bir hedefe yönelik uygulanan entrikalardır.
Narsist bireyse manipülasyonu, karşısındakinin kişiliğini keyfince şekillendirmek için sürekli kullanır; onun iradesini, özsaygısını, geleceğini, coşkusunu, yaşamını elinden alır. Aşırıderecede kibirli, bencil, olup diğer insanlardan önemli, değerli ve üstün olduğunu sanır.
Bu durum psikiyatrik bir rahatsızlık ve kişilik bozukluğu olarak tanımlanır. Kendini kusursuz görme ve hatalarını kabul etmekte direnme eğilimi olduğundan, özür dilemeyi bilmez.
Empati bilmez, başkalarının duygularını anlamaz, sürekli eleştirir, onları aşağılar. İlişkilerde kontrolü elinde tutmak ve sonuca ulaşabilmek için manipülatif taktikler geliştirir.
Başkalarının sınırlarını ihlal etmekten çekinmediği gibi, yalan ve gerçekleri değiştirerek kendini suçsuz gösterme konusunda ustadır. Kendisi hakkında yapılan eleştirilere karşı iseaşırı duyarlılık, hatta öfkeye varan tepki gösterir.
Başkalarının başarılarına karşı aşırı kıskançtır. En büyük organı egosudur ve en çok kendini sever.
Bu seçeneklerden herhangi birini ya da birkaçını fark ederseniz, muhtemelen birisi sizi manipüle etmeye çalışıyordur. Düşünmeyin bile. Hayatınızdan çıkarın gitsin!...
Ataların bir bildiği vardır ve onları dinlemek gerekir. Yalancının mumunun yatsıya kadar yandığı gerçeği gibi. Çünkü yalanın en güzel huyudur bir gün ortaya çıkıvermek!...
Ve yalan tedavi edilmesi gereken ciddi bir hastalıktır!...
"Herkesi bir süreliğine kandırabilirsiniz, bazılarını her zaman kandırabilirsiniz ama herkesi her zaman kandıramazsınız." Lincoln’e atfedilen bu söz, yalanın saltanatının önündeki en büyük engeldir. Belki bugün "Büyük Yalanlar" gürültü çıkarıyor, belki çobanın çığlığı köyü yine ayağa kaldırıyor; ama unutulmamalıdır ki, hakikatin o sakin ve vakur sesi, eninde sonunda tüm gürültüleri bastıracaktır…
Sevgi ve sağlıcakla kalın dostlar…
