Ardındaki Gerçek ve Toplumsal Sorumluluğumuz.
( Sinemadaki hayranlık ile gerçek hayattaki dışlama arasındaki ikiyüzlülüğe atıf! )
Bir garsonun kazara yere düşürdüğü kutudaki kürdanları Raymond saniyeler içinde görür ve "246" der. Garson kutuda 250 kürdan olduğunu söyler. Ancak Raymond kutuda 4 tane kaldığını, yere ise tam olarak 246 tanesinin düştüğünü anında fark etmiştir…
Charlie Babbitt (Tom Cruise) şaşkın, biz izleyiciler ise büyülenmişizdir…
Sinema tarihinin en ikonik sahnelerinden biriydi!...
Dustin Hoffman’ın hayat verdiği Raymond Babbitt karakteri, bize insan zihninin ne kadar uçsuz bucaksız ve gizemli olabileceğini göstermişti. Onun inanılmaz matematiksel yeteneklerini ve fotoğrafik hafızasını (savant becerilerini) sergilediği, otizm ve savant sendromu denildiğinde sinema tarihinin akla gelen en kült yapımlarından biriydi. RAİN MAN.
Burada durup asıl gerçeğe bakmamız gerekiyor aslında. Biz ekran başında Raymond’ın dehasını alkışlarken; sokakta, parkta veya bir restoranda benzer davranışlar sergileyen bir çocuk gördüğümüzde ne yapıyoruz? Maalesef toplum olarak bu sınavı çoğu zaman veremiyoruz!
‘’Yağmur Adamı’’ sevdik de komşumuzun çocuğundan kaçtık!...
Otizmli bireyler, sosyal ipuçlarını bizler gibi okuyamadıkları veya duyusal hassasiyetleri nedeniyle "farklı" tepkiler verdiklerinde, dışlayıcı bakışlara maruz kalıyorlar. Birçok aile, çocuklarının "öcü" gibi görülmesinden, yargılayıcı bakışlardan ve toplumun bu bireyleri birer "engelli" etiketiyle köşeye itmesinden muzdarip. Bir annenin çocuğunu parka götürdüğünde diğer velilerin çocuklarını uzaklaştırması, aslında toplumun empati konusundaki "engelidir’’…
"Otobüse bindirilen kızan hayvanlar" diyeni mi ararsınız, yoksa dışarıda sadece yürüdüğü halde ona tuhaf gözlerle bakanı mı? Oysa hiçbir farklılıkları yoktur onların; sadece konuşamazlar, nerede ne yapılacağını bilemezler. Bilemezler, nereden bilsinler ki? Öfkedirler, ama kimseye zarar vermezler. Kuştan bile korkan bir can, hiç kimseye zarar verebilir mi?
Anlatamaz otizmli çocuk! Dil eğitimi alanı varsa çok ufak yaştan beri, belki. Bir şey istiyorsunuz; kendiniz alamıyorsunuz ama söyleyemiyorsunuz da. Yılların birikmiş duyguları, hisleri. Normal bir insan olsa çatlardı, onlar anlatamıyor. Şanslı iseler, yanlarında istediği şeylerin resimleri varsa gösterirler. Yoksa öylece kalırlar; sessiz, sükûnetle…
Kriz nöbetleri vardır, saatlerce bağırıp ağladıkları. Ona kızıp bağırdığınızda kalbi kırılır. Az önce öfkeyle bağıran çocuk; gözlerinden yaşlar akan, dudaklarını büzen, sessizce ağlayan birine dönüşür. O his nasıl acıtır, can yakar! Kardeşi, evladı böyle olanlar anlar ancak…
Masumdur onlar. Tertemiz. Neyin iyi, neyin kötü olduğunu bilmezler; kimseden kötü niyet beklemezler. Bu yüzden birileri tarafından kolayca kandırılabilirler; her an yanlarında olmalısınız. Onlar için büyük anlamlar ifade eden küçük şeylerle mutlu olurlar. Bir kitap mesela, ya da bir küçük top. Aldığınız şeyi yanlarından hiç ayırmayabilirler…
Sevgi nasıl gösterilir bilemezler. Sosyal ilişkileri yok gibidir ama sevgi görmeyi çok severler. Mutluluklarını gözlerinden okursunuz. Siz üzüldüğünüzde veya ağladığınızda, yanınıza oturup çaktırmadan size bakarlar: "Acaba neden üzgün?" diye. Anlayamazlar belki ama onlar da gülerek sizi güldürmeye çalışırlar…
Arkadaş çevreleri yoktur. Siz onların her şeyisinizdir. Bir gruba dâhil olamazlar, diğer çocuklar onlarla oynamak istemez. Farklıdırlar çünkü. Diğerleri gibi koşup oynamayı isteseler de başaramazlar. Bu yüzden tüm gün pencereden diğerlerini seyreder, onların eğlencesine uzaktan ortak olmaya çalışırlar…
Herkes çocuğunun büyümesini heyecanla izlerken, çocuğunun büyümesini endişeyle izlemenin adıdır OTİZM. Büyüdüğünde kendi banyo yapabilecek mi, tıraş olabilecek mi kaygısı taşımaktır...
İki yaşında bıcır bıcır konuşan çocukları görüp, kendi on iki yaşındaki otizmli çocuğunun üç kelimelik bir cümle kurduğunda sevinçten havalara uçmaktır. Derdini anlatamadığı için her çıkardığı sesten, her hareketinden bir anlam çıkarmaya çalışmaktır…
Okulda çocuğunun başına gelen bir olayı öğrenebilmek için başka bir veliyi arayıp durumunu (onun çocuğundan) öğrenmektir. Anne baba olarak her gün kederlenirken, aslında onun kendi dünyasında daha büyük yükler taşıdığının farkında olmaktır…
Ve en önemlisi; ‘’Biz öldüğümüzde ona kim bakacak?’’ endişesidir. Herkes evlat acısı yaşamaktan korkarken, evlattan önce ölme korkusu yaşamanın adıdır OTİZM…
Otizmli ailelerin kendine bile itiraf edemediği bir gerçek de "dini avuntulardan" yorulmuş olmalarıdır. Bunun bir imtihan olduğu, sabredilmesi gerektiği yönündeki teselliler bir noktadan sonra yetersiz kalır. Eğer otizmli bir çocuğa ideal anne-baba olma azminizi sadece "Bu bir imtihan, Allah böyle istedi" tesellisine dayandırıyorsanız, Kant’ın ahlak felsefesine göre eksik kalıyorsunuz demektir…
Kant der ki: İnsan görevlerini (sorumluluklarını) sosyal baskı, dini kaygı veya bir çıkar amacıyla yapıyorsa asıl ahlaki öze ulaşamaz. Çünkü bu dışsal baskılar ortadan kalktığında, kişi görevini yapmayı bırakacaktır…
Bu yüzden; avutma yollarına gitmek yerine, bu sorumluluğu en içten insani duygularla, bir "ödev" olarak sahiplenmek gerekir. Aksi halde, bu durumu sadece geçici bir sınav gibi görmekle sorumluluktan kaçmak arasında ince bir çizgi kalır…
Otizmli bir çocuğun sese tepki olarak kulaklarını kapatması veya kendi etrafında dönmesi bir hastalık değil, onun dünyayı algılama biçimidir. Onları dışlamak, insanlığın zengin bir parçasını reddetmektir…
Otizmli bireylerin bizi etkilemek için "dahi" olmaları gerekmez. Onların dehası, dünyayı bizim asla göremeyeceğimiz açılardan görmelerindedir. Savant yetenekleri büyüleyici olabilir ama bir otizmli bireyin ve ailesinin en büyük ihtiyacı hayranlık değil; kabul, anlayış ve yan yana yürüyebilmektir. Onlara "farklı" değil, "özgün" bireyler olarak bakmayı öğrendiğimiz gün, gerçek iyileşme başlayacaktır…
Charlie Babbitt, film boyunca kardeşi üzerinden para kazanmaya çalışırken sonunda şunu anlar: Raymond bir hesap makinesi ya da bir sirk objesi değildir. O; dünyayı bizden farklı algılayan, saf ve özel bir ruhtur…
Sonuç: Empati Yeteneğin Ötesindedir!...
Sevgi ve sağlıcakla kalın dostlar…
