UZAYDAN GELEN BİR FARKINDALIK
"Sınırlar Yok, Sadece Biz Varız."
Uluslararası Uzay İstasyonu'nda 178 gün geçiren astronot Ron Garan, dünyaya dönerken yanında sadece bilimsel veriler ve numuneler getirmiyordu; insanlığa dair tamamen değişmiş bir bakış açısıyla döndü. ‘’Aidiyet duygusu.’’ İnsanlığın, binlerce yıldır çözemediği sorun…
Ron Garan'ın bahsettiği bu "Aidiyet Duygusu", aslında Frank White'ın "Overview Effect" kavramının en insani ve en can yakıcı kısmıdır. Garan, uzayda geçirdiği o 178 gün boyunca dünyayı bir "nesne" olarak değil, bir "parçası olduğu organizma" olarak gördü…
İnsanlık olarak, binlerce yıldır aidiyet duygumuzu hep parçalamaya odakladık. "Benim ailem", "benim aşiretim", "benim ülkem", "benim dinim", ‘’benim ...’’, ‘’benim …’’, ‘’benim .’’!... Oysa uzaydan bakınca bu çizgilerin hiçbiri yoktu…
Aidiyet bir bayrağa veya bir kara parçasına değil, o mavi kürenin tamamına aittir. İnsanlık "ötekileştirme" üzerinden aidiyet kurarken, Garan "bütünleşme" üzerinden kuruyordu. Yani, "Ben bir Amerikalıyım" yerine "Ben bu yaşayan sistemin bir hücresiyim." diyordu...
Bu, Mikro-Aidiyetten, Makro-Aidiyete Geçişti…
Biz genelde dünyayı "üzerinde yürüdüğümüz bir zemin" veya "kaynaklarını kullandığımız bir depo" olarak görüyoruz. Kendimizi Dünya’dan ayrı varlıklar sanıyoruz. Biz dünyada yaşamıyoruz, biz bu dünyanın bir parçasıyız. Nasıl ki bir yaprak ağaca aitse ve ondan bağımsız bir geleceği olamazsa, insan da dünyaya öyle aittir. Bu farkındalık, aidiyeti bir "mülkiyet" ilişkisinden çıkarıp bir "varoluş" ilişkisine dönüştürür…
Uzayın o korkutucu derecedeki karanlık ve cansız boşluğunda Dünya, hayatın olduğu tek sığınaktır. İşte Garan, o kapkaranlık boşlukta Dünya'yı gördüğünde, oradaki her canlının birbirine ne kadar muhtaç olduğunu hissetti. Bu aidiyet, "aynı gemideki son canlılar" olmanın getirdiği o derin dayanışma duygusuydu. Binlerce yıldır çözemediğimiz sorun (savaşlar, nefret, kıtlık, çevre katliamı ve kirliliği), aslında birbirimize ne kadar ait olduğumuzu görmememizden kaynaklanıyor…
Bu aidiyeti sadece romantik bir duygu olarak görme lüksümüz asla olamaz. Bu bir sorumluluktur. Dünyadaki sorunların çözülememe sebebi, "aidiyet" tanımımızın çok dar olmasıdır. Biz sadece kendi kapımızın önünü temizlemeye odaklanıyoruz ama geminin tamamı kirlendiğinde kapımızın önünün temiz olması bizi kurtarmıyor…
Ron Garan'ın getirdiği aidiyet duygusu, "ben nereye aitim?" sorusuna verilen "bir ülkeye veya bir gruba değil, bu mucizevi yaşam döngüsünün kendisine aitim" cevabıdır…
İlk kez yazar Frank White tarafından kavramsallaştırılan ve astronotların uzaydan Dünya'ya baktıklarında yaşadıkları derin bilişsel ve duygusal değişimi ifade eden bir terim olan ‘’Overview Effect’’ (Genel Bakış Etkisi); sadece görsel bir şölen değil, insanın evrendeki yerine dair köklü bir perspektif kaymasıydı ve günümüzün kutuplaşmış dünyasında en çok ihtiyaç duyduğumuz sağduyuyu temsil ediyordu…
Yaklaşık 400 kilometre yukarıdan bakıldığında, uğruna savaşlar çıkarılan o keskin sınırlar kayboluyor, hiçbir çizgi kıtaları bölmüyor, hiçbir bayrak bir bölgeyi işaretleyemiyor, milliyetçilik hırsları buharlaşıyordu. Astronotların yaşadığı bu durum, dünyayı uzaydan, o sonsuz karanlığın içinde asılı parlayan mavi bir küre olarak gördüklerinde yaşadıkları derin bilişsel değişimdi...
Yeryüzünde devasa görünen insan çatışmaları yukarıdan bakınca küçücük ve anlamsız kalırken, her bir insanın diğeriyle olan bağı kaçınılmaz oluyordu.
Tek gerçek; sadece nefes alan, tek parça bir yaşam alanının varlığıydı...
Pamuk ipliğine bağlı bu yaşamları, Garan’ın, "kâğıt inceliğinde mavi bir halka" dediği atmosfer koruyordu. Tüm yaşamın, nefes alan ve büyüyen her şeyin sorumlusu olan bu tabakanın, uzaydan bakıldığında öyle çok güçlü görünmemesi, kırılganlığı onu şaşırtmıştı...
Yeryüzünde genellikle "ekonomik büyüme" nihai hedef olarak görülür. Ancak uzay perspektifiyle bakınca, önceliklerin sıralamasının değişmesi gerçekliği ortaya çıkar…
Önce yaşamakta olduğumuz gezegen. Çünkü yaşam destek sistemi odur.
Sonra toplum. Gezegen sağlıklıysa var olabilir.
Topluma hizmet eden bir araç olarak en son Ekonomi…
Sağlıklı bir gezegen olmadan ne toplum ne de ekonomi var olabilir.
Overview Effect, psikolojideki "huşu" duygusuyla da yakından ilişkilidir. Kişi, kendisinden çok daha büyük bir şeyle karşılaştığında egosu küçülür ve toplumsal bağlılık hissi artar. Birçok astronot, uzay görevinden döndükten sonra daha insancıl, barışçıl ve çevreci projelere yönelmiştir…
Günümüzde bu etki sadece uzaya gidenler için değil, sanal gerçeklik teknolojileriyle dünyaya bu bakış açısını kazandırmak isteyen araştırmacılar için de bir çalışma alanıdır. Temel amaç, insanların dünyadaki küçük çekişmeleri bir kenara bırakıp küresel sorunlara (iklim krizi, savaşlar vb.) ortak bir çözüm üretmesini sağlamaktır…
Frank White, Dünya'yı uzaydan (yörüngeden veya bir Ay görevinden) izlemenin sonucunda ortaya çıkan bilişsel değişimi tanımlamak için "Overview Effect" terimini ortaya attı. White, bu deneyimin büyük bir tutarlılıkla uzay yolcularının dünya görüşlerini; yani kendilerine, gezegenimize ve gelecek anlayışımıza dair algılarını derinden etkilediğini keşfetti…
White, astronotların, geri kalanımızın sadece entelektüel (teorik) olarak bildiği bir gerçeği doğrudan deneyimleyerek öğrendiklerini belirtiyor: Bizler, evrende yüksek bir hızla hareket eden doğal bir uzay gemisine benzeyen bir gezegende yaşıyoruz. Aslında hepimiz, Buckminster Fuller'ın dünyamızı tanımlarken kullandığı ifadeyle, "Uzay Gemisi Dünya" nın mürettebatıyız.
Bir uzay gemisinde kaynaklar kısıtlıdır; oksijen, su ve gıda titizlikle yönetilmelidir. Dünya aslında uzayın uçsuz bucaksız boşluğunda süzülen, sınırlı kaynaklara sahip devasa bir gemiyse ve eğer gemideki kaynakları (doğayı, suyu, havayı) bilinçsizce tüketirsek, gidecek başka bir limanımız yoktur…
Ancak sorun şu: Çoğumuz kendimizi birer "yolcu" gibi görüp sistemin yürümesinden başkasının sorumlu olduğunu varsayıyoruz. Oysa hepimiz birer "bakıcı/mürettebat" olmak zorundayız…
Uzay gemisinin motor kısmında bir yangın çıkarsa, kokpittekiler "Bize ne, yangın orada" diyemez. Dünyadaki sorunlar da böyledir. Bir yerdeki çevre felaketi veya savaş, aslında geminin bütününe zarar verir. Bu bakış açısı, milliyetçilik ve yerel çatışmaların ötesinde, "küresel bir aidiyet" duygusu geliştirir…
Çoğumuz Dünya'yı sabit ve durağan bir yer sanıyoruz. Oysa saatte yaklaşık 107.000 kilometre hızla Güneş'in etrafında dönen, muazzam bir hızla yol alan doğal bir aracın içindeyiz. Bu farkındalık, yaşamın ne kadar mucizevi ve hassas bir dengede olduğunu anlamamızı sağlar.
İlginç bir detay: Astronotlar uzaydan baktıklarında, bizi dış uzaydan koruyan atmosferin kalınlığının, bir elmanın kabuğu kadar ince olduğunu söylerler. Bu görüntü, "Uzay Gemisi"nin koruma kalkanının ne kadar kırılgan olduğunu kanıtlar niteliktedir…
Uzaydan bakıldığında kirliliğin milliyeti yoktur, iklim sistemleri sınır tanımaz. Ron Garan’ın uzaydan getirdiği en büyük ders, küçük hissetmek değil, daha sorumlu hissetmektir. "Biz ve onlar" yanılsaması, mavi kürenin dışına çıktığınızda sessizce yok oluyor. Geriye kalan tek bir gerçek var: Hepimiz aynı kırılgan gemide yolculuk ediyoruz…
İnsanlık ne zaman bir "mürettebat" gibi davranmaya başlayacak? Belki de bu, bir başkasının başlamasını beklemeyi bıraktığımız gün olacak. Unutmayın; sınırlar yok, sadece biz varız. Ve bu gemiyi yüzdürecek olan da yine biziz…
Uzaya gitmek sadece teknik bir başarı değil, insanın, "biz biriz ve bir geminin içindeyiz" gerçeğini iliklerine kadar hissettiği spiritüel ve zihinsel bir devrimdi...
Peki!
Sizce insanlık, dünyayı korumak için bir "mürettebat" gibi davranmaya ne zaman başlayacak?
Sevgi ve sağlıcakla kalın dostlar…
