Metin Devrim
Köşe Yazarı
Metin Devrim
 

PARA İLE MUTLULUK SATIN ALINABİLİR Mİ?

Evet. Kitap alınabiliyor örneğin!   Okuyalım o zaman. Elimizde tek o kaldı!     DOST GERÇEKLERİ, DÜŞMAN İŞİNE GELENİ, DELİ AĞZINA GELENİ, ÂŞIK İÇİNDEN GEÇENİ SÖYLERMİŞ…   İster dost. İster deli olalım. Doğruyu söylemeye devam!Dolaşacak çok köy var nasılsa!... Yalanın gücü, doğrunun güçsüzlüğünden değildir. Yalan teşkilat kurmuş, doğru ise yalnızdır! ‘’Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Aydınlıları yakından ilgilendiren kritik bir kararı duyurdu. Her gün binlerce aracın kullandığı Aydın-İzmir otoyolunun işletme hakkı özel sektöre devrediliyor.’’   Benim de olduğum whatsApp grubunda dün bu haber paylaşıldı. Arkasından birkaç yorum yapıldı. Ve konu kapandı gitti. Her zaman, hemen her whatsApp grubunda olduğu gibi.   Abartmıyorum, %70’i okunmuyor paylaşımların. Artık insanların Tirend’leri değişti: ne kadar çok whatsApp grubu, o kadar çok fotoğraf, ama doğru ama yanlış sonsuz bilgi ve görsel paylaşımı ve tanınırlık, popüler olma tutkusu…   İşin özeti aslında şuydu: Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, kamu eliyle işletilen (Karayolları Genel Müdürlüğü bünyesindeki) bazı otoyol ve köprülerin işletme haklarının paketler halinde özel sektöre devredilmesi için bir süredir çalışma yürütüyor.   Sadece Aydın-İzmir değil; içinde İzmir-Aydın, İzmir-Çeşmeve Ankara-Niğde otoyolları ile bazı köprülerin bulunduğu bir grup yolun işletme hakkı "bakım, onarım ve işletme" karşılığında devrediliyor.   Bakan, bu yolların işletme haklarının devrine yönelik hazırlıkların yapıldığını ve bu yöntemin, bütçe üzerindeki bakım maliyet yükünü azaltmak amacıyla seçildiğini ifade etti.   Mevcut durumda bu otoyollar (İzmir-Aydın gibi) devlet tarafından işletildiği için geçiş ücretleri, "Yap-İşlet-Devret" modeliyle yapılan yollara göre çok daha ucuz. İşletme hakkı özel sektöre geçtiğinde, ücretlerin özel sektör tarifesine (yani daha yüksek rakamlara) çekilmesi ihtimali Aydın ve İzmir halkı arasında ciddi bir endişe yarattı.   Bakanın açıklamaları ve bakanlığın bu yöndeki kararı resmi bir planın parçasıdır.   Halkı rahatsız eden veya tepkisini çeken; ama devlet ama özel sektör kaynaklı bu ve benzeri bir olayda, hemen bir Avrupa kentinden örnek veririz değil mi?   ‘’Yaaa bu olay Paris’te olsaydı halk otobanı binlerce insan, onlarca araçla trafiğe kapatırdı.’’   Eeee! Sen niye bekliyorsun? Git hadi. Tutan mı var? Örgütlen, sen de kapat Aydın-İzmir otoyolunu!   Ama. Gitmezsin değil mi? Gidemezsin daha doğrusu! Çünkü ‘’kendine mahsus, ekonomik rakamlarla endeksli o hayat tarzından’’ vaz geçemezsin! Veya risk etmezsin! Oysa "Korktukça tutsak, umut ettikçe özgürsün."    HERKES, BİRİSİ, HERHANGİ BİRİSİ ve HİÇ KİMSE yola çıkar... Yapılması gereken bir iş vardır. HERKES, BİRİSİ'nin bu işi yapacağından emindir. HERHANGİ BİRİ bunu yapabilirdi. Ama HİÇ KİMSE yapmadı... Birisi bu duruma öfkelendi. Çünkü o, HERKES'in işiydi... HERKES, HERHANGİ BİRİ'nin bu işi yapacağını düşünüyordu... Sonunda... HERHANGİ BİRİ'nin yapacağı işi HİÇ KİMSE yapmadığı için HERKES BİRİSİ'ni suçladı!   Manuş Baba’nın, ‘’Dönersen Islık Çal’’ adında güzel bir şarkısı vardır. Aslında bir aşk şarkısıdır. Masum bir sitem, hüzünlü bir bekleyiş, bir umut vardır. İki yerde nakarat olarak geçen ‘’Olmuyor, ne yapsam olmuyor, bu kaçıncı ayrılık akşamı’’ cümlesinde; masum bir sitem, hüzünlü bir bekleyiş, bir umut vardır.   ‘’Bu yükün altında öleceksin." demişler hamala. "Ölüm kolay, sen umuttan haber ver bana“ demiş ve eklemiş: "Umut varsa, dünyayı vur sırtıma!’’    Bizde de umut hiç tükenmiyor. Arkası da gelmiyor!   Ziya Paşa’nın dediği gibi; ‘’Âyinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz.Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde."   Eylem olmadı mı, vizyon bir rüya olarak kalıyor. Vizyon olmadan eylem ise, zaman geçirmekten başka bir şey değil. Eyleme sahip bir vizyonla dünyayı değiştirebilirsiniz oysa... Bunun için de bir toplantıda, ‘’HİÇKİMSE’’nin şiir niyetine okuduğu, Namık Kemal’in 1870'lerin karanlığında, '’Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini'’, feryadının modern bir yankısı olan şu dizelere umut bağlamayacağız:   ‘’Mezarlar yarılsın, ruhlar şaha kalksın artık. Bu sessiz uykudan bir sesle uyanın artık! Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini, Kalkın ey ehl-i vatan, görün vatan ne haldedir!   Siz sustukça toprak utanır, taşlar ağlar, gökten iner melekler, size karalar bağlar. Kurtaracak olan sizsiniz bu mukaddes yurdu. Kalkın ey şehitler, görün bu hali, vatan elden gidiyor!’’   Rahat bırakın artık şehitleri huzur içinde yatsınlar!   13 Ocak 1921’de Meclis kürsüsüne çıkan Mustafa Kemal Paşa, Namık Kemal’in bu karamsar dizesini devrimci bir iradeyle değiştirerek tüm dünyaya haykırmıştı:   "Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini; bulunur kurtaracak bahtı kara mâderini!"   Ve o kurtarıcı, yüz yıl önceden öngördüğü bugünler için bir kurtuluş vasiyetnamesi bıraktı, Ulusa hitaben yaptığı her konuşmasının başında ‘’yüce’’ sıfatını kullandığı Türk milletine: ‘’GENÇLİĞE HİTABE’’…   Sormak istiyorum şimdi, o gençler nerede?   Neden onlar aramızda yok? Neden onlara sahip çıkmıyorsunuz? Biz bu güzelim ülkeyi atalarımızdan miras değil, gençlerimizden ödünç almadık mı?   Dernekler! Sivil Toplum Kuruluşları! Platformlar! Dostluk kuruluşları! Tecrübe ve yaşanmışlıklarınızı birbirinize anlatmaktan bıkmadınız mı?   Bunları aktaracak gençlere neden ulaşamıyorsunuz? Bakın tarikatlara. Milli Eğitimi bırakın, devletin içinde yapılandılar!   Sendikalar! Eğitim sendikaları!  Veli dernekleri! Okul Aile Birlikleri! Bu saydıklarımın üyelerinin %10’nu hakların aranmasına katkı sağlasa çok şey değişirdi.   Kuruluş amaçları ve görevleri; bireysel imkânları birleştirip toplumsal bir faydaya dönüştürmek iken, MUTLAK İSTİSNALARI OLMAKLA BİRLİKTE (saygı duyup takdir ettiğim), bazılarında olduğu gibi, 3-5 kişiyle yeme-içme-fotoğraf-selfi çekimleriyle, ‘’dostlarla birlikte gündemi değerlendirdik’’ fantezisi midir dernekçilik?   Tabela üzerinde duruyorsa görevini yapmıyor demektir. Gerçek bir dernek; üyelerini bir arada ve aktif tutma becerisi olan, şeffaf ve tüzüğünde yazan o "ideal" için gerçekten ter döken yapıdır. Bu yapıdan sorumlu olan,başkanı ve yönetimdir!   Ya da. Küçük gruplar halinde, çay bahçesi, kafeterya, vb.yerlerde geyik muhabbeti ile başlayıp, demagojiye (Öz Türkçemizle: Lafebeliği) sonra da atışmaya kadar uzanan,‘’ben senden çok bilirim’’ egosundan öteye geçmeyi bir türlü beceremeyen, sözüm ona ‘’FİKİR TARTIŞMALARININ’’yapıldığı, ‘’GEZİ VE ANILARIN’’ anlatıldığı, kişisel tatminden ibaret toplantıların topluma ne faydası olabilir?   Örnekleri çoğaltabilirim. Gerek duymuyorum.   Semercinin ölmesi için dua etmeyi bırakalım mı artık? Ne dersiniz?   ‘’Ne kadar bilirsen bil, söylediğinin değeri; karşındakinin anladığı kadardır.’’ Derler. Ne yazıktır ki insanların çoğu cevap vermek niyetiyle dinliyor, anlamak için değil…   İnsan, diyorum; öyle durduk yere soğumuyor hayattan ve insandan. Susuyor ve sustukça biriktiriyor. Ve sonra. Ya içindekileri haykırıyor ya da sessizce uzaklaşıyor. Herkesten ve her şeyden...   ''Dünya yaşamak için tehlikeli bir yer. Kötülük yapanlar yüzünden değil, durup seyreden ve onlara ses çıkarmayanlar yüzünden...'' Albert Einstein   Sevgi ve sağlıcakla kalın dostlar.
Ekleme Tarihi: 16 Mart 2026 -Pazartesi
Metin Devrim

PARA İLE MUTLULUK SATIN ALINABİLİR Mİ?

Evet. Kitap alınabiliyor örneğin!

 

Okuyalım o zaman. Elimizde tek o kaldı!  

 

DOST GERÇEKLERİ, DÜŞMAN İŞİNE GELENİ, DELİ AĞZINA GELENİ, ÂŞIK İÇİNDEN GEÇENİ SÖYLERMİŞ…

 

İster dost. İster deli olalım. Doğruyu söylemeye devam!Dolaşacak çok köy var nasılsa!...

Yalanın gücü, doğrunun güçsüzlüğünden değildir. Yalan teşkilat kurmuş, doğru ise yalnızdır!

‘’Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Aydınlıları yakından ilgilendiren kritik bir kararı duyurdu. Her gün binlerce aracın kullandığı Aydın-İzmir otoyolunun işletme hakkı özel sektöre devrediliyor.’’

 

Benim de olduğum whatsApp grubunda dün bu haber paylaşıldı. Arkasından birkaç yorum yapıldı. Ve konu kapandı gitti. Her zaman, hemen her whatsApp grubunda olduğu gibi.

 

Abartmıyorum, %70’i okunmuyor paylaşımların. Artık insanların Tirend’leri değişti: ne kadar çok whatsApp grubu, o kadar çok fotoğraf, ama doğru ama yanlış sonsuz bilgi ve görsel paylaşımı ve tanınırlık, popüler olma tutkusu…

 

İşin özeti aslında şuydu:

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, kamu eliyle işletilen (Karayolları Genel Müdürlüğü bünyesindeki) bazı otoyol ve köprülerin işletme haklarının paketler halinde özel sektöre devredilmesi için bir süredir çalışma yürütüyor.

 

Sadece Aydın-İzmir değil; içinde İzmir-Aydınİzmir-Çeşmeve Ankara-Niğde otoyolları ile bazı köprülerin bulunduğu bir grup yolun işletme hakkı "bakım, onarım ve işletme" karşılığında devrediliyor.

 

Bakan, bu yolların işletme haklarının devrine yönelik hazırlıkların yapıldığını ve bu yöntemin, bütçe üzerindeki bakım maliyet yükünü azaltmak amacıyla seçildiğini ifade etti.

 

Mevcut durumda bu otoyollar (İzmir-Aydın gibi) devlet tarafından işletildiği için geçiş ücretleri, "Yap-İşlet-Devret" modeliyle yapılan yollara göre çok daha ucuz. İşletme hakkı özel sektöre geçtiğinde, ücretlerin özel sektör tarifesine (yani daha yüksek rakamlara) çekilmesi ihtimali Aydın ve İzmir halkı arasında ciddi bir endişe yarattı.

 

Bakanın açıklamaları ve bakanlığın bu yöndeki kararı resmi bir planın parçasıdır.

 

Halkı rahatsız eden veya tepkisini çeken; ama devlet ama özel sektör kaynaklı bu ve benzeri bir olayda, hemen bir Avrupa kentinden örnek veririz değil mi?  

‘’Yaaa bu olay Paris’te olsaydı halk otobanı binlerce insan, onlarca araçla trafiğe kapatırdı.’’

 

Eeee! Sen niye bekliyorsun? Git hadi. Tutan mı var? Örgütlen, sen de kapat Aydın-İzmir otoyolunu!

 

Ama. Gitmezsin değil mi? Gidemezsin daha doğrusu! Çünkü ‘’kendine mahsus, ekonomik rakamlarla endeksli o hayat tarzından’’ vaz geçemezsin! Veya risk etmezsin!

Oysa "Korktukça tutsak, umut ettikçe özgürsün." 

 

HERKES, BİRİSİ, HERHANGİ BİRİSİ ve HİÇ KİMSE yola çıkar...
Yapılması gereken bir iş vardır.
HERKES, BİRİSİ'nin bu işi yapacağından emindir.
HERHANGİ BİRİ bunu yapabilirdi.
Ama HİÇ KİMSE yapmadı...
Birisi bu duruma öfkelendi.
Çünkü o, HERKES'in işiydi...
HERKES, HERHANGİ BİRİ'nin bu işi yapacağını düşünüyordu...
Sonunda...
HERHANGİ BİRİ'nin yapacağı işi HİÇ KİMSE yapmadığı için HERKES BİRİSİ'ni suçladı!

 

Manuş Baba’nın, ‘’Dönersen Islık Çal’’ adında güzel bir şarkısı vardır. Aslında bir aşk şarkısıdır. Masum bir sitem, hüzünlü bir bekleyiş, bir umut vardır.

İki yerde nakarat olarak geçen ‘’Olmuyor, ne yapsam olmuyor, bu kaçıncı ayrılık akşamı’’ cümlesinde; masum bir sitem, hüzünlü bir bekleyiş, bir umut vardır.

 

‘’Bu yükün altında öleceksin." demişler hamala. "Ölüm kolay, sen umuttan haber ver bana“ demiş ve eklemiş: "Umut varsa, dünyayı vur sırtıma!’’ 

 

Bizde de umut hiç tükenmiyor. Arkası da gelmiyor!

 

Ziya Paşa’nın dediği gibi; ‘’Âyinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz.Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde."

 

Eylem olmadı mı, vizyon bir rüya olarak kalıyor. Vizyon olmadan eylem ise, zaman geçirmekten başka bir şey değil. Eyleme sahip bir vizyonla dünyayı değiştirebilirsiniz oysa...


Bunun için de bir toplantıda, ‘’HİÇKİMSE’’nin şiir niyetine okuduğu, Namık Kemal’in 1870'lerin karanlığında, '’Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini'’, feryadının modern bir yankısı olan şu dizelere umut bağlamayacağız:

 

‘’Mezarlar yarılsın, ruhlar şaha kalksın artık. Bu sessiz uykudan bir sesle uyanın artık! Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini, Kalkın ey ehl-i vatan, görün vatan ne haldedir!

 

Siz sustukça toprak utanır, taşlar ağlar, gökten iner melekler, size karalar bağlar. Kurtaracak olan sizsiniz bu mukaddes yurdu. Kalkın ey şehitler, görün bu hali, vatan elden gidiyor!’’

 

Rahat bırakın artık şehitleri huzur içinde yatsınlar!

 

13 Ocak 1921’de Meclis kürsüsüne çıkan Mustafa Kemal Paşa, Namık Kemal’in bu karamsar dizesini devrimci bir iradeyle değiştirerek tüm dünyaya haykırmıştı:

 

"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini; bulunur kurtaracak bahtı kara mâderini!"

 

Ve o kurtarıcı, yüz yıl önceden öngördüğü bugünler için bir kurtuluş vasiyetnamesi bıraktı, Ulusa hitaben yaptığı her konuşmasının başında ‘’yüce’’ sıfatını kullandığı Türk milletine:

‘’GENÇLİĞE HİTABE’’

 

Sormak istiyorum şimdi, o gençler nerede?

 

Neden onlar aramızda yok?

Neden onlara sahip çıkmıyorsunuz?

Biz bu güzelim ülkeyi atalarımızdan miras değil, gençlerimizden ödünç almadık mı?

 

Dernekler! Sivil Toplum Kuruluşları! Platformlar! Dostluk kuruluşları!

Tecrübe ve yaşanmışlıklarınızı birbirinize anlatmaktan bıkmadınız mı?

 

Bunları aktaracak gençlere neden ulaşamıyorsunuz?

Bakın tarikatlara. Milli Eğitimi bırakın, devletin içinde yapılandılar!

 

Sendikalar! Eğitim sendikaları! 

Veli dernekleri! Okul Aile Birlikleri!

Bu saydıklarımın üyelerinin %10’nu hakların aranmasına katkı sağlasa çok şey değişirdi.

 

Kuruluş amaçları ve görevleri; bireysel imkânları birleştirip toplumsal bir faydaya dönüştürmek iken, MUTLAK İSTİSNALARI OLMAKLA BİRLİKTE (saygı duyup takdir ettiğim), bazılarında olduğu gibi, 3-5 kişiyle yeme-içme-fotoğraf-selfi çekimleriyle, ‘’dostlarla birlikte gündemi değerlendirdik’’ fantezisi midir dernekçilik?

 

Tabela üzerinde duruyorsa görevini yapmıyor demektir. Gerçek bir dernek; üyelerini bir arada ve aktif tutma becerisi olan, şeffaf ve tüzüğünde yazan o "ideal" için gerçekten ter döken yapıdır. Bu yapıdan sorumlu olan,başkanı ve yönetimdir!

 

Ya da. Küçük gruplar halinde, çay bahçesi, kafeterya, vb.yerlerde geyik muhabbeti ile başlayıp, demagojiye (Öz Türkçemizle: Lafebeliği) sonra da atışmaya kadar uzanan,‘’ben senden çok bilirim’’ egosundan öteye geçmeyi bir türlü beceremeyen, sözüm ona ‘’FİKİR TARTIŞMALARININ’’yapıldığı, ‘’GEZİ VE ANILARIN’’ anlatıldığı, kişisel tatminden ibaret toplantıların topluma ne faydası olabilir?

 

Örnekleri çoğaltabilirim. Gerek duymuyorum.

 

Semercinin ölmesi için dua etmeyi bırakalım mı artık? Ne dersiniz?

 

‘’Ne kadar bilirsen bil, söylediğinin değeri; karşındakinin anladığı kadardır.’’ Derler.
Ne yazıktır ki insanların çoğu cevap vermek niyetiyle dinliyor, anlamak için değil…

 

İnsan, diyorum; öyle durduk yere soğumuyor hayattan ve insandan. Susuyor ve sustukça biriktiriyor. Ve sonra. Ya içindekileri haykırıyor ya da sessizce uzaklaşıyor.

Herkesten ve her şeyden...

 

''Dünya yaşamak için tehlikeli bir yer. Kötülük yapanlar yüzünden değil,
durup seyreden ve onlara ses çıkarmayanlar yüzünden...''

Albert Einstein

 

Sevgi ve sağlıcakla kalın dostlar.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve 1923tv.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.