Metin Devrim
Köşe Yazarı
Metin Devrim
 

MEŞRUİYETİN İNFAZI VE SİSİFOS’UN KAYASI

"Hukuk bizzat bir operasyon silahına dönüştürülüyorsa, orada hukukun üstünlüğünden değil, ancak üstünlerin hukukundan bahsedilebilir."   Siyasetimizin muktedirleri ne zaman uykularından "birinci parti" kâbusuyla uyansalar, raflardan hemen o eski ve tozlu tiyatro senaryosunu indirirler. Oyunun adı asırlardır hiç değişmemiştir: "Böl, Parçala, Yönet; Olmadı Hukuku Nesne Et."   Bugünlerde bu bayat oyunun, teknik terimlerle süslenmiş yepyeni ve modern bir perdesini izliyoruz. Sahneye aniden bir "mutlak butlan" lafı fırlatılıyor, arkasından takvim yaprakları sinsice temmuz ayına ayarlanıyor.   Sorsan her şey tamamen hukuki, her şey usulüne uygun! Oysa bugün Türkiye’nin en büyük sorunu, hukukun bizzat kendisinin bir "operasyon silahı" haline getirilmiş olmasıdır.   Memlekette enflasyonun, mutfaktaki yangının, bozulan toplumsal yapının, suçlular cennetine dönmüş ülkenin ve adalet endeksindeki o dip seviyelerin; suni kurultay tartışmaları kadar manşetleri süsleyemediği garip ve karanlık bir zaman diliminden geçiyoruz.   Gündem kasıtlı olarak körleştiriliyor; adalet mekanizması toplumsal düzeni sağlamak yerine, iktidarın konfor alanını korumak için işletiliyor.   Adliye koridorlarında adeta gizli bir laboratuvar kurulmuş. Yapılmak istenen deney net: Cumhuriyet Halk Partisi'ni kendi genetik kodlarıyla çarpıştırmak. İçerideki şahsi hırslar ile dışarıdaki kumpas tezgâhlarını sentezleyip, ortaya bir bölünme ya da asimilasyon projesi çıkarmaya çalışıyorlar.   Bu noktada ana muhalefetin siyasi kaderi, bitmek bilmeyen bir Sisifos efsanesine dönüşmüş durumda. Halkın umudunu ve sandık iradesini büyük bir sabırla iktidar eşiğine kadar taşırlar; ancak tam zirvede görünmez bir el tarafından durdurulurlar.   Polis müdahaleleri, meclis grubu krizleri, Brütüsler veya yargıdaki tahliye muammaları şeklinde ortaya çıkan bu müdahale, bin bir emekle yukarı çıkarılan o ağır kayayı tekrar geri fırlatır.   Dışarıdan körüklenen kumpaslarla ya da içeriden "ben" merkezli hesaplarla bu asırlık çınar devrilmez; en fazla yara alır. Bugün yara alma değil, o yaraları sarıp sarmalayıp tek bir yumruk olma günüdür.   İktidarın yargı kollarıyla, içerideki gaflet odaklarının ortaklaştığı bu "butlan" kurgusunu yıkmanın tek yolu: birlikte olmak. Sandıktan birinci çıkan iradeyi, mahkeme salonlarında ya da delege imzalarında boğdurmamak.   Unutulmamalıdır ki; Sisifos o kayayı tepeye her defasında daha büyük bir inatla çıkarır. Kayayı aşağı yuvarlamak isteyenlerin bir hesabı varsa, o kayayı omuzlarında taşıyan milyonların da cevabı var: YAŞASIN DEMOKRATİK TÜRKİYE CUMHURİYETİ!   Bu kumpas karşısında felsefi ve tarihsel bir gerçeği akıldan çıkarmamak gerekir: bir yönetim veya bir mahkeme kararı yasal olabilir ama bu onun ahlaken ve vicdanen meşru olduğu anlamına gelmez.   Eğer yasalar, halkın iradesini ezmek ve muhalefeti dizayn etmek için eğilip bükülüyorsa, orada hukukun üstünlüğünden değil, ancak "üstünlerin hukukundan" bahsedilebilir.   Tarih, içi boşalmış ama dışarıdan bakıldığında sapasağlam duran kurumsal hayaletlerin mezarlığıdır:   Roma’da Sezar öldürüldüğünde senato binası hâlâ yerindeydi, yasalar yürürlükteydi; ama "Cumhuriyet" fikri çoktan can vermişti. Osmanlı’da son padişah hâlâ tahtta oturuyor, mühürler basılıyordu; ama imparatorluk zihinlerde fiilen çoktan çözülmüştü.   Çünkü siyaseti ve kurumları ayakta tutan şey beton binalar, resmi tüzükler, tabelalar ya da mühürlü kâğıt parçaları değildir. Onları yaşatan yegâne güç, kitlelerin kalbindeki ilkeler, adalet duygusu ve meşruiyettir.   Yargı eliyle, dışarıdan bir müdahaleyle yeniden dizayn edilen bir siyasi organizma, biyolojik olarak yaşasa bile ruhsal olarak yaşayamaz.     CHP bu süreçten bölünerek değil, o her zamanki "baba ocağı" sorumluluğuyla, kenetlenerek çıkmak zorundadır. Bölünen her bütünün sonunda elde kalanı, sadece bir artıktan ibarettir.   Zaman sadece bu kirli kumpası kuranları değil; o kumpasa bilerek ya da bilmeyerek basamak olanları da asla affetmeyecektir…   15.06.2026 Sevgi ve sağlıcakla kalın dostlar.  
Ekleme Tarihi: 16 Haziran 2026 -Salı
Metin Devrim

MEŞRUİYETİN İNFAZI VE SİSİFOS’UN KAYASI

"Hukuk bizzat bir operasyon silahına dönüştürülüyorsa, orada hukukun üstünlüğünden değil, ancak üstünlerin hukukundan bahsedilebilir."

 

Siyasetimizin muktedirleri ne zaman uykularından "birinci parti" kâbusuyla uyansalar, raflardan hemen o eski ve tozlu tiyatro senaryosunu indirirler. Oyunun adı asırlardır hiç değişmemiştir: "Böl, Parçala, Yönet; Olmadı Hukuku Nesne Et."

 

Bugünlerde bu bayat oyunun, teknik terimlerle süslenmiş yepyeni ve modern bir perdesini izliyoruz. Sahneye aniden bir "mutlak butlan" lafı fırlatılıyor, arkasından takvim yaprakları sinsice temmuz ayına ayarlanıyor.

 

Sorsan her şey tamamen hukuki, her şey usulüne uygun! Oysa bugün Türkiye’nin en büyük sorunu, hukukun bizzat kendisinin bir "operasyon silahı" haline getirilmiş olmasıdır.

 

Memlekette enflasyonun, mutfaktaki yangının, bozulan toplumsal yapının, suçlular cennetine dönmüş ülkenin ve adalet endeksindeki o dip seviyelerin; suni kurultay tartışmaları kadar manşetleri süsleyemediği garip ve karanlık bir zaman diliminden geçiyoruz.

 

Gündem kasıtlı olarak körleştiriliyor; adalet mekanizması toplumsal düzeni sağlamak yerine, iktidarın konfor alanını korumak için işletiliyor.

 

Adliye koridorlarında adeta gizli bir laboratuvar kurulmuş. Yapılmak istenen deney net: Cumhuriyet Halk Partisi'ni kendi genetik kodlarıyla çarpıştırmak. İçerideki şahsi hırslar ile dışarıdaki kumpas tezgâhlarını sentezleyip, ortaya bir bölünme ya da asimilasyon projesi çıkarmaya çalışıyorlar.

 

Bu noktada ana muhalefetin siyasi kaderi, bitmek bilmeyen bir Sisifos efsanesine dönüşmüş durumda. Halkın umudunu ve sandık iradesini büyük bir sabırla iktidar eşiğine kadar taşırlar; ancak tam zirvede görünmez bir el tarafından durdurulurlar.

 

Polis müdahaleleri, meclis grubu krizleri, Brütüsler veya yargıdaki tahliye muammaları şeklinde ortaya çıkan bu müdahale, bin bir emekle yukarı çıkarılan o ağır kayayı tekrar geri fırlatır.

 

Dışarıdan körüklenen kumpaslarla ya da içeriden "ben" merkezli hesaplarla bu asırlık çınar devrilmez; en fazla yara alır. Bugün yara alma değil, o yaraları sarıp sarmalayıp tek bir yumruk olma günüdür.

 

İktidarın yargı kollarıyla, içerideki gaflet odaklarının ortaklaştığı bu "butlan" kurgusunu yıkmanın tek yolu: birlikte olmak. Sandıktan birinci çıkan iradeyi, mahkeme salonlarında ya da delege imzalarında boğdurmamak.

 

Unutulmamalıdır ki; Sisifos o kayayı tepeye her defasında daha büyük bir inatla çıkarır. Kayayı aşağı yuvarlamak isteyenlerin bir hesabı varsa, o kayayı omuzlarında taşıyan milyonların da cevabı var: YAŞASIN DEMOKRATİK TÜRKİYE CUMHURİYETİ!

 

Bu kumpas karşısında felsefi ve tarihsel bir gerçeği akıldan çıkarmamak gerekir: bir yönetim veya bir mahkeme kararı yasal olabilir ama bu onun ahlaken ve vicdanen meşru olduğu anlamına gelmez.

 

Eğer yasalar, halkın iradesini ezmek ve muhalefeti dizayn etmek için eğilip bükülüyorsa, orada hukukun üstünlüğünden değil, ancak "üstünlerin hukukundan" bahsedilebilir.

 

Tarih, içi boşalmış ama dışarıdan bakıldığında sapasağlam duran kurumsal hayaletlerin mezarlığıdır:

 

  • Roma’da Sezar öldürüldüğünde senato binası hâlâ yerindeydi, yasalar yürürlükteydi; ama "Cumhuriyet" fikri çoktan can vermişti.
  • Osmanlı’da son padişah hâlâ tahtta oturuyor, mühürler basılıyordu; ama imparatorluk zihinlerde fiilen çoktan çözülmüştü.

 

Çünkü siyaseti ve kurumları ayakta tutan şey beton binalar, resmi tüzükler, tabelalar ya da mühürlü kâğıt parçaları değildir. Onları yaşatan yegâne güç, kitlelerin kalbindeki ilkeler, adalet duygusu ve meşruiyettir.

 

Yargı eliyle, dışarıdan bir müdahaleyle yeniden dizayn edilen bir siyasi organizma, biyolojik olarak yaşasa bile ruhsal olarak yaşayamaz.  

 

CHP bu süreçten bölünerek değil, o her zamanki "baba ocağı" sorumluluğuyla, kenetlenerek çıkmak zorundadır. Bölünen her bütünün sonunda elde kalanı, sadece bir artıktan ibarettir.

 

Zaman sadece bu kirli kumpası kuranları değil; o kumpasa bilerek ya da bilmeyerek basamak olanları da asla affetmeyecektir…

 

15.06.2026

Sevgi ve sağlıcakla kalın dostlar.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve 1923tv.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.