Metin Devrim
Köşe Yazarı
Metin Devrim
 

"SON BİR EL AHBAP!" (Kumpas mı Kusur mu?)

Karel Reisz’ın 1974 yapımı The Gambler (Kumarbaz) filminin final sahnesinde, kumarın bir insanı nasıl tükettiğini anlatan oldukça çarpıcı bir görüntü vardır. James Caan’ın canlandırdığı Axel Freed, Dostoyevski üzerine dersler veren bir edebiyat profesörüdür. Amfide iradeyi ve insan ruhunun derinliklerini anlatır; ancak kendi ruhu, kimsenin bilmediği bir kumar bağımlılığının pençesindedir. Her şeyini; parasını, ailesini ve mesleki saygınlığını kumar masalarında kaybettiği o akşam, New York’un tekinsiz gettosunda amaçsızca yürürken, sıradan günlerde şakalaştığı siyah çocuklara rastlar. Oyunları basittir: Demir parayı duvara fırlatıp en yakına düşüren kazanacaktır. Profesör, o güne kadar hep yendiği çocuklara bu kez yenilir; elindeki son bozuk paraları da kaybeder. Sonrasında bir tefecinin tetikçisiyle kavga eder, yüzünden fena yaralanır. Banyonun kirli aynasında akan kanın içinden kendine bakan o yabancıya acıyarak gülümser. O gülüş, paranın değil; öz saygının, onurun ve insan olmanın sınırlarının tamamen kaybedildiğinin tescilidir.   Bugün Türkiye, günlerdir Ahbap Derneği, Haluk Levent ve asistanı Yeliz Kaya ekseninde dönen sarsıcı adli operasyonu konuşuyor. Milyonlarca liralık hesap hareketleri, "Bunu usulsüzlük olarak görün ama yolsuzluk demeyin" savunmaları, Kıbrıs kumarhanelerinden sızan rulet görüntüleri ve asistanın "Beni kendi borçları yüzünden yaktı, şahsi hesaplarımı kullandı" feryatları... Bu manzaraya baktığımızda, aklımıza Axel Freed’in aynadaki o kanlı gülüşü geliyor. Karşımızda duran şey, sadece bir pop yıldızının kişisel zaaf hikâyesi değil; bu toprakların en temiz, en saf hissinin, "dayanışmanın ve güvenin" de kumar masasına sürülmüş olma olasılığının yarattığı derin toplumsal çöküş duygusudur... Dışarıdan bakanlar için kumar, sadece cüzdanı boşaltan, iradeyle çözülebilecek basit bir zafiyettir. Oysa psikiyatri bunun sinsi bir beyin hastalığı olduğunu söyler. Kumarbazı masaya bağlayan şey para kazanmak değil; "Neredeyse kazanıyordum" anının beyinde yarattığı sahte zafer hissidir… Peki, kumar hastalığı bir insana bunları yaptırabilir miydi? Evet, yaptırabilir. Bu sarmala giren insan için ahlaki sınırlar yavaş yavaş aşınır. İlk kurban her zaman "gerçektir". Yalanlar başlar; önce kendine, sonra en yakınlarına. Kumarbaz, kaybettiği zararı çıkarmak için gözünü karartır. Önce kendi birikimini, sonra dostunun emanetini, en nihayetinde ise yönettiği, kendisine teslim edilen ortak değerleri masaya sürer. Bu süreçte, karakter tanınmaz hale gelir. Dürüstlüğüyle bilinen bir insan, bir bakarsınız ki en yakın asistanının banka hesapları üzerinden kayıt dışı bir finans ağı kurmuş, adına sahte imzalar atmış hale gelir. Tıpkı Profesör Axel Freed’in, Dostoyevski’nin "Suç ve Ceza"sını anlatırken arka sokaklarda tefecilere yem olması gibi... Tabii madalyonun bir de sokağa, topluma bakan diğer yüzü var… 6 Şubat 2023 depremlerinin o zifiri karanlığında can çekişen bu millet, liyakatini ve saygınlığını çoktan yitirmiş, depremzedeye çadır ve konserve satacak kadar “holdingleşmiş“ bir Kızılay’a güvenmediği için parasını koşarak Ahbap’a teslim etmişti. Sivil dayanışmanın gücü, resmi kurumların beceriksizliği karşısında güvenilir bir kale olmuştu. İşte bu yüzden, bugün Ahbap’a ve Haluk Levent’e yönelik yürütülen bu operasyonun zamanlaması ve sunuluş biçimi, kamuoyunda haklı bir şüpheyi doğuruyor: Bu olay, Kızılay’ı aklamak ve sivil alanı çökertmek için kurgulanan siyasi bir senaryo mu? Devlet aklının, geçmişteki kumpas davalarında olduğu gibi, yargıyı bir araç olarak kullanma refleksi çok iyi biliniyor. O dönem resmi kurumların yaşadığı tarihi saygınlık kaybını unutturmak, halka "Bakın, çok güvendiğiniz o sivil kahramanlar da aslında paralarınızı kumar masalarında yiyen birer dolandırıcı" mesajını vermek, iktidar bloku için bulunmaz bir PR fırsatıdır. Kendi içindeki milyarlık yolsuzlukların, usulsüzlüklerin üzerine gitmeyen yargının, Ahbap’a karşı bu denli iştahlı ve hızlı bir operasyona girişmesi, bu şüpheyi besleyen en büyük çifte standarttır… Ancak kendimizi sadece bir "kumpas" teorisinin konforlu kollarına bırakıp gerçeğin diğer yarısını ıskalayamayız. Evet, bu operasyon Kızılay’ı aklamak ve toplumsal dayanışma ruhunu cezalandırmak için siyasi bir rüzgârla köpürtülüyor olabilir. Fakat bu siyasi rüzgâra en büyük yelkeni bizzat Haluk Levent açmıştır… Doksanlı yıllardan beri süregelen kronik borç, çek-senet ve kumar sarmalını, milyarlarca liralık kamu bağışını yöneten bir derneğin sınırlarına kadar taşımak, asistanının hesapları üzerinden kayıt dışı para trafiği döndürmek; adli makamlara ve bu operasyonu pusuda bekleyen devlet aygıtına kendi elleriyle koz vermektir. Ortada teknik olarak yoktan var edilemeyecek MASAK raporları, banka hareketleri ve usulsüzlük itirafları varken, bunu sadece "kurgu" diyerek geçiştirebilir miyiz? Mahsun Kırmızıgül’ün,  sosyal medya hesabından eski dostuyla ilgili paylaşımı tam da bu yüzden adeta kamusal bir vicdan muhasebesi gibi sarsıcıydı. Kısa pasajlar; “Yeniden ayağa kalkman için elimizden geleni yaptık./ Bu halk seni bağrına bastı./ Keşke ellerin kırılsaydı!”   Günün sonunda karşımızda duran şey, iki büyük trajedinin kesişimidir. Bir yanda kendi zaaflarının esiri olarak, yönettiği kutsal emanete gölge düşüren bir pop yıldızı; diğer yanda bu zafiyeti sivil toplumu tamamen boğmak ve kendi günahlarını örtbas etmek için vahşi fırsatçılıkla kullanan sistem... Axel Freed, filmin sonunda duvara bozuk para atan çocuklara elindeki son bozuklukları kaybettiğinde, aslında parasını değil, ruhunun son kırıntısını kaybediyordu... Dileriz, bu ülkenin güzel insanları da devlet kurumlarına duyduğu güvensizlik nedeniyle sığındığı o son sivil limanlarından birinin, kumar masasında harcandığını görerek, o kirli aynadaki Axel Freed gibi acı acı gülümsemek zorunda kalmaz…   19.07.2026 Sevgi ve sağlıcakla kalın dostlar…
Ekleme Tarihi: 20 Temmuz 2026 -Pazartesi
Metin Devrim

"SON BİR EL AHBAP!" (Kumpas mı Kusur mu?)

Karel Reisz’ın 1974 yapımı The Gambler (Kumarbaz) filminin final sahnesinde, kumarın bir insanı nasıl tükettiğini anlatan oldukça çarpıcı bir görüntü vardır. James Caan’ın canlandırdığı Axel Freed, Dostoyevski üzerine dersler veren bir edebiyat profesörüdür. Amfide iradeyi ve insan ruhunun derinliklerini anlatır; ancak kendi ruhu, kimsenin bilmediği bir kumar bağımlılığının pençesindedir.

Her şeyini; parasını, ailesini ve mesleki saygınlığını kumar masalarında kaybettiği o akşam, New York’un tekinsiz gettosunda amaçsızca yürürken, sıradan günlerde şakalaştığı siyah çocuklara rastlar. Oyunları basittir: Demir parayı duvara fırlatıp en yakına düşüren kazanacaktır. Profesör, o güne kadar hep yendiği çocuklara bu kez yenilir; elindeki son bozuk paraları da kaybeder.

Sonrasında bir tefecinin tetikçisiyle kavga eder, yüzünden fena yaralanır. Banyonun kirli aynasında akan kanın içinden kendine bakan o yabancıya acıyarak gülümser. O gülüş, paranın değil; öz saygının, onurun ve insan olmanın sınırlarının tamamen kaybedildiğinin tescilidir.  

Bugün Türkiye, günlerdir Ahbap Derneği, Haluk Levent ve asistanı Yeliz Kaya ekseninde dönen sarsıcı adli operasyonu konuşuyor. Milyonlarca liralık hesap hareketleri, "Bunu usulsüzlük olarak görün ama yolsuzluk demeyin" savunmaları, Kıbrıs kumarhanelerinden sızan rulet görüntüleri ve asistanın "Beni kendi borçları yüzünden yaktı, şahsi hesaplarımı kullandı" feryatları...

Bu manzaraya baktığımızda, aklımıza Axel Freed’in aynadaki o kanlı gülüşü geliyor. Karşımızda duran şey, sadece bir pop yıldızının kişisel zaaf hikâyesi değil; bu toprakların en temiz, en saf hissinin, "dayanışmanın ve güvenin" de kumar masasına sürülmüş olma olasılığının yarattığı derin toplumsal çöküş duygusudur...

Dışarıdan bakanlar için kumar, sadece cüzdanı boşaltan, iradeyle çözülebilecek basit bir zafiyettir. Oysa psikiyatri bunun sinsi bir beyin hastalığı olduğunu söyler. Kumarbazı masaya bağlayan şey para kazanmak değil; "Neredeyse kazanıyordum" anının beyinde yarattığı sahte zafer hissidir…

Peki, kumar hastalığı bir insana bunları yaptırabilir miydi? Evet, yaptırabilir.

Bu sarmala giren insan için ahlaki sınırlar yavaş yavaş aşınır. İlk kurban her zaman "gerçektir". Yalanlar başlar; önce kendine, sonra en yakınlarına. Kumarbaz, kaybettiği zararı çıkarmak için gözünü karartır. Önce kendi birikimini, sonra dostunun emanetini, en nihayetinde ise yönettiği, kendisine teslim edilen ortak değerleri masaya sürer.

Bu süreçte, karakter tanınmaz hale gelir. Dürüstlüğüyle bilinen bir insan, bir bakarsınız ki en yakın asistanının banka hesapları üzerinden kayıt dışı bir finans ağı kurmuş, adına sahte imzalar atmış hale gelir. Tıpkı Profesör Axel Freed’in, Dostoyevski’nin "Suç ve Ceza"sını anlatırken arka sokaklarda tefecilere yem olması gibi...

Tabii madalyonun bir de sokağa, topluma bakan diğer yüzü var…

6 Şubat 2023 depremlerinin o zifiri karanlığında can çekişen bu millet, liyakatini ve saygınlığını çoktan yitirmiş, depremzedeye çadır ve konserve satacak kadar “holdingleşmiş“ bir Kızılay’a güvenmediği için parasını koşarak Ahbap’a teslim etmişti. Sivil dayanışmanın gücü, resmi kurumların beceriksizliği karşısında güvenilir bir kale olmuştu.

İşte bu yüzden, bugün Ahbap’a ve Haluk Levent’e yönelik yürütülen bu operasyonun zamanlaması ve sunuluş biçimi, kamuoyunda haklı bir şüpheyi doğuruyor: Bu olay, Kızılay’ı aklamak ve sivil alanı çökertmek için kurgulanan siyasi bir senaryo mu?

Devlet aklının, geçmişteki kumpas davalarında olduğu gibi, yargıyı bir araç olarak kullanma refleksi çok iyi biliniyor. O dönem resmi kurumların yaşadığı tarihi saygınlık kaybını unutturmak, halka "Bakın, çok güvendiğiniz o sivil kahramanlar da aslında paralarınızı kumar masalarında yiyen birer dolandırıcı" mesajını vermek, iktidar bloku için bulunmaz bir PR fırsatıdır.

Kendi içindeki milyarlık yolsuzlukların, usulsüzlüklerin üzerine gitmeyen yargının, Ahbap’a karşı bu denli iştahlı ve hızlı bir operasyona girişmesi, bu şüpheyi besleyen en büyük çifte standarttır…

Ancak kendimizi sadece bir "kumpas" teorisinin konforlu kollarına bırakıp gerçeğin diğer yarısını ıskalayamayız. Evet, bu operasyon Kızılay’ı aklamak ve toplumsal dayanışma ruhunu cezalandırmak için siyasi bir rüzgârla köpürtülüyor olabilir. Fakat bu siyasi rüzgâra en büyük yelkeni bizzat Haluk Levent açmıştır…

Doksanlı yıllardan beri süregelen kronik borç, çek-senet ve kumar sarmalını, milyarlarca liralık kamu bağışını yöneten bir derneğin sınırlarına kadar taşımak, asistanının hesapları üzerinden kayıt dışı para trafiği döndürmek; adli makamlara ve bu operasyonu pusuda bekleyen devlet aygıtına kendi elleriyle koz vermektir.

Ortada teknik olarak yoktan var edilemeyecek MASAK raporları, banka hareketleri ve usulsüzlük itirafları varken, bunu sadece "kurgu" diyerek geçiştirebilir miyiz?

Mahsun Kırmızıgül’ün,  sosyal medya hesabından eski dostuyla ilgili paylaşımı tam da bu yüzden adeta kamusal bir vicdan muhasebesi gibi sarsıcıydı. Kısa pasajlar; “Yeniden ayağa kalkman için elimizden geleni yaptık./ Bu halk seni bağrına bastı./ Keşke ellerin kırılsaydı!”  

Günün sonunda karşımızda duran şey, iki büyük trajedinin kesişimidir. Bir yanda kendi zaaflarının esiri olarak, yönettiği kutsal emanete gölge düşüren bir pop yıldızı; diğer yanda bu zafiyeti sivil toplumu tamamen boğmak ve kendi günahlarını örtbas etmek için vahşi fırsatçılıkla kullanan sistem...

Axel Freed, filmin sonunda duvara bozuk para atan çocuklara elindeki son bozuklukları kaybettiğinde, aslında parasını değil, ruhunun son kırıntısını kaybediyordu...

Dileriz, bu ülkenin güzel insanları da devlet kurumlarına duyduğu güvensizlik nedeniyle sığındığı o son sivil limanlarından birinin, kumar masasında harcandığını görerek, o kirli aynadaki Axel Freed gibi acı acı gülümsemek zorunda kalmaz…

 

19.07.2026

Sevgi ve sağlıcakla kalın dostlar…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (3)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve 1923tv.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Tanju Zafer
(20.07.2026 10:20 - #2361)
Biz Ahbap'ı Haluk Levent önderliginde kurulan gerçekten gonüllülerin ve vatansever gençlerin ülkede devletin beceremediği veya hortumladigi iyi niyetli yardimlari gerçek ihtiyaç sahiplerine bir köprü olarak gördük. Şimdi sayesinde gerçekten gonüllü diğer derneklerin de şüphe ile yaklaşılması gerektiği izlenimi bırakarak ne devlete ne de iyilikseverlere güvenmez olduk. Vay ki yardıma muhtaçların haline...
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve 1923tv.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Gökalp
(20.07.2026 15:55 - #2363)
Kaleminize sağlık zevkle okudum
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve 1923tv.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Ali Batur
(20.07.2026 17:02 - #2364)
Tebrik ederim metin bey . Güzel bir yazı olmuş. Acaba o deprem döneminde bölgede STK diye faaliyet yürüten tarikatlarada bir parağrafla yer verseydiniz nasıl olurdu? Zira tarikatların afet bölgelerindeki faaliyetler resmen desteklendi, ama Ahbap vb girişimler özelliklede cumhuriyetçi, laik, solcu olarak bilinen DKö, dernekler, partiler ve kişisel girişimlere zorluklar çıkarıldı, engelleme girişimleri oldu. Haluk Levent üzerinden bu tarikatlarada itibar kazandırılıyor olabilirmi? Çünkü bu hükümettekiler şeytana pabucunu ters giydiren cinsinde. Her olayda kendilerine ve ideolojik yakınlık, ilişki içinde oldukları yapılara bir kazanç çıkarabiliyorlar.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve 1923tv.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.