Metin Devrim
Köşe Yazarı
Metin Devrim
 

CİNNET COĞRAFYASINDA KOLTUK TİYATROSU

Haberlerde önünüze düşüyor ve öylesine okuyup geçiyorsunuz! “İstanbul’da annesinin başını keserek balkondan atan uyuşturucu bağımlısı genç mahkemede olayı hatırlamıyor.” “Bursa’da dayısını öldürüp annesini yaralayan genç, 3 gün cesetle yaşadıktan sonra taksi durağına giderek dayısının evde hareketsiz yattığını söylüyor.” “Hatay’da uyuşturucu bağımlısı baba 3 yaşındaki oğlunu boğarak öldürdü.”  “Adana’da emekli polis babasından uyuşturucu parası isteyen genç, para alamadığı babasına bıçakla saldırınca babası tarafından tabanca ile vurularak öldürüldü.” ‘’19 yaşındaki genç önce Eyüpsultan'da kendi yaşındaki bir kızı evinde boğazını keserek öldürdü. Ardından Edirnekapı surlarında buluştuğu diğer kızı vahşice katlederek kesik başını surlardan aşağı attı. Kendi boğazına geçirdiği iple surlardan atlayarak yaşamına son verdi.’’ Liste uzar gider! Uyuşturucunun zombileştirdiği bu kişiler artık bildiğiniz evlat, baba, anne değil. Her biri kan donduran o canavarca cinayetleri işleyip, toplumda adeta giderek normalleşme algısına katkı sağlayan birer istatiksel değer olmaya başladı…  Uyuşturucu sebebiyle gerçekleşen olaylar, basına yansıyanın belki de yüzde biri! Ve bu konu ülkemizi, özellikle de gençliğimizi hedef alan stratejik bir saldırıdır. Ülkede artık güne bir asayiş haberiyle değil, bir toplumsal cinnet dalgasıyla uyanıyoruz. Öldürme, yaralama, trafikte yol verme kavgaları, kadına yönelik vahşet derken; şiddetin sınırı, mekânı ve en acısı, yaş sınırı tamamen ortadan kalktı. Akran zorbalığı adı altında yumuşatılmaya çalışılan şiddet eğilimi, bugün 13-14 yaşındaki çocukların parklarda, okullarda, halka açık mekânlarda ateşli silahlarla, delici ve kesici aletlerle ölüm saçtığı sıradanlığa ulaştı. Sokaklar adeta bir iç çatışma provasının laboratuvarına dönüştü. Sivil toplum örgütlerinin ve basının verileri, önümüzdeki tablonun bir anlık öfke patlaması değil, sistemik bir çöküş olduğunu kanıtlıyor. Peki, ama biz nereye gidiyoruz? Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre, sadece son bir ayda bu ülkede 16 kadın erkekler tarafından katledildi, 33 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulundu. Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Acil Yardım Hattı’na tek bir ayda 245 şiddet ihbarı çağrısı yağdı; bu vakaların neredeyse yarısı doğrudan ağır fiziksel darp. Umut Vakfı’nın bireysel silahlanma raporları ise acı bir gerçeği yüzümüze vuruyor: Türkiye’de her ay ortalama 300’ün üzerinde silahlı çatışma ve kavga yaşanıyor; her ay ortalama 200 insanımız toprağa verilirken, 300’den fazlası yaralanıyor. Toplumsal cinnetin ulaştığı bu boyutlar, artık anlık adli vakalar olmaktan çıkıp yapısal bir coğrafi gerçeğe dönüştü. İstanbul Kültür Üniversitesi Şiddet Çalışmaları Merkezi (ASLAB) ve Umut Vakfı’nın güncel verileriyle çizilen "Türkiye Şiddet Haritası", ülkenin adeta bir şiddet sarmalına hapsedildiğini gösteriyor. Nüfus yoğunluğu, kontrolsüz göç dalgaları ve derinleşen ekonomik buhranın tetiklediği asayişsizlik; kentleri suç istatistiklerinin zirvesine taşıyor. Silaha ve kesici alete erişimin ekmek almak kadar kolaylaştığı bu iklimde kontrolsüz silahlanma, rant kavgaları, uyuşturucu ticareti haritayı kırmızıya boyuyor. Bu harita, sadece suçların değil; adalete olan inancın yitirilişinin ve cezasızlık kültürünün coğrafi belgesidir. Sokaklar kan gölüne dönmüş, uyuşturucu çeteleri mahalleleri parsellemiş, çocuklar birbirini bıçaklar hale gelmişken; Ankara’daki siyaset elitleri hangi dünyada yaşıyor ki? Ülke bu haldeyken; muhalefetiyle iktidarıyla siyaset kurumu kendi çıkarları, delege hesapları ve koltuk beklentileri uğruna hukuk, demokrasi ve ahlak gibi tüm evrensel değerleri ayaklar altına almaktan çekinmiyor. Bunun en trajikomik örneğini ana muhalefet partisinde izliyoruz. Mahkemelerin "mutlak butlan" kararlarıyla sarsılan, genel merkez önünde delege avına çıkan, Meclis’te kimin grup konuşması yapacağı kriziyle boğuşan Kılıçdaroğlu ve Özel eksenindeki kurultay savaşları, siyasetin toplumsal gerçeklikten ne kadar koptuğunun en net resmidir. Muhalefet kendi içinde bu denli savrulurken, ülkeyi yöneten iktidar ise antidemokratik reflekslerle, hukuku bir sopa gibi kullanarak ülkeyi büyük bir belirsizlik girdabına sürüklüyor.    Toplumu kutuplaştırarak, bölerek ve adaleti katlederek güç devşirmeye çalışan bu zihniyet, önüne geçilemez bir sosyal bozulmayı besliyor. Bugün Türkiye; sadece ekonomik olarak değil; ahlaki, hukuki ve insani anlamda tam bir çöküşün eşiğindedir. Cezaevlerinin dolup taştığı, mafyanın meşrulaştığı, bireysel silahlanmanın zirve yaptığı bu iklim, yarınlar için kontrol edilemez bir iç çatışmanın zeminini hazırlamaktadır. Siyasetin çıkarları uğruna feda edilen anayasa ve ahlakın bedelini koca bir ulus ödüyor. Fakat! Hiç bir durum Kurtuluş Savaşı öncesinden daha karanlık ve zor değil! Mustafa Kemal ATATÜRK ve arkadaşları nasıl kazandıysa, aynı ruhla mücadele edip kazanmaktan başka bir alternatif ve çıkar yol yoktur… 21.06.2026 Sevgi ve sağlıcakla kalın dostlar…
Ekleme Tarihi: 22 Haziran 2026 -Pazartesi
Metin Devrim

CİNNET COĞRAFYASINDA KOLTUK TİYATROSU

Haberlerde önünüze düşüyor ve öylesine okuyup geçiyorsunuz!

“İstanbul’da annesinin başını keserek balkondan atan uyuşturucu bağımlısı genç mahkemede olayı hatırlamıyor.”

“Bursa’da dayısını öldürüp annesini yaralayan genç, 3 gün cesetle yaşadıktan sonra taksi durağına giderek dayısının evde hareketsiz yattığını söylüyor.”

“Hatay’da uyuşturucu bağımlısı baba 3 yaşındaki oğlunu boğarak öldürdü.” 

“Adana’da emekli polis babasından uyuşturucu parası isteyen genç, para alamadığı babasına bıçakla saldırınca babası tarafından tabanca ile vurularak öldürüldü.”

‘’19 yaşındaki genç önce Eyüpsultan'da kendi yaşındaki bir kızı evinde boğazını keserek öldürdü. Ardından Edirnekapı surlarında buluştuğu diğer kızı vahşice katlederek kesik başını surlardan aşağı attı. Kendi boğazına geçirdiği iple surlardan atlayarak yaşamına son verdi.’’

Liste uzar gider!

Uyuşturucunun zombileştirdiği bu kişiler artık bildiğiniz evlat, baba, anne değil. Her biri kan donduran o canavarca cinayetleri işleyip, toplumda adeta giderek normalleşme algısına katkı sağlayan birer istatiksel değer olmaya başladı… 

Uyuşturucu sebebiyle gerçekleşen olaylar, basına yansıyanın belki de yüzde biri! Ve bu konu ülkemizi, özellikle de gençliğimizi hedef alan stratejik bir saldırıdır.

Ülkede artık güne bir asayiş haberiyle değil, bir toplumsal cinnet dalgasıyla uyanıyoruz. Öldürme, yaralama, trafikte yol verme kavgaları, kadına yönelik vahşet derken; şiddetin sınırı, mekânı ve en acısı, yaş sınırı tamamen ortadan kalktı.

Akran zorbalığı adı altında yumuşatılmaya çalışılan şiddet eğilimi, bugün 13-14 yaşındaki çocukların parklarda, okullarda, halka açık mekânlarda ateşli silahlarla, delici ve kesici aletlerle ölüm saçtığı sıradanlığa ulaştı. Sokaklar adeta bir iç çatışma provasının laboratuvarına dönüştü.

Sivil toplum örgütlerinin ve basının verileri, önümüzdeki tablonun bir anlık öfke patlaması değil, sistemik bir çöküş olduğunu kanıtlıyor. Peki, ama biz nereye gidiyoruz?

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre, sadece son bir ayda bu ülkede 16 kadın erkekler tarafından katledildi, 33 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulundu.

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Acil Yardım Hattı’na tek bir ayda 245 şiddet ihbarı çağrısı yağdı; bu vakaların neredeyse yarısı doğrudan ağır fiziksel darp.

Umut Vakfı’nın bireysel silahlanma raporları ise acı bir gerçeği yüzümüze vuruyor: Türkiye’de her ay ortalama 300’ün üzerinde silahlı çatışma ve kavga yaşanıyor; her ay ortalama 200 insanımız toprağa verilirken, 300’den fazlası yaralanıyor.

Toplumsal cinnetin ulaştığı bu boyutlar, artık anlık adli vakalar olmaktan çıkıp yapısal bir coğrafi gerçeğe dönüştü. İstanbul Kültür Üniversitesi Şiddet Çalışmaları Merkezi (ASLAB) ve Umut Vakfı’nın güncel verileriyle çizilen "Türkiye Şiddet Haritası", ülkenin adeta bir şiddet sarmalına hapsedildiğini gösteriyor.

Nüfus yoğunluğu, kontrolsüz göç dalgaları ve derinleşen ekonomik buhranın tetiklediği asayişsizlik; kentleri suç istatistiklerinin zirvesine taşıyor.

Silaha ve kesici alete erişimin ekmek almak kadar kolaylaştığı bu iklimde kontrolsüz silahlanma, rant kavgaları, uyuşturucu ticareti haritayı kırmızıya boyuyor. Bu harita, sadece suçların değil; adalete olan inancın yitirilişinin ve cezasızlık kültürünün coğrafi belgesidir.

Sokaklar kan gölüne dönmüş, uyuşturucu çeteleri mahalleleri parsellemiş, çocuklar birbirini bıçaklar hale gelmişken; Ankara’daki siyaset elitleri hangi dünyada yaşıyor ki?

Ülke bu haldeyken; muhalefetiyle iktidarıyla siyaset kurumu kendi çıkarları, delege hesapları ve koltuk beklentileri uğruna hukuk, demokrasi ve ahlak gibi tüm evrensel değerleri ayaklar altına almaktan çekinmiyor.

Bunun en trajikomik örneğini ana muhalefet partisinde izliyoruz. Mahkemelerin "mutlak butlan" kararlarıyla sarsılan, genel merkez önünde delege avına çıkan, Meclis’te kimin grup konuşması yapacağı kriziyle boğuşan Kılıçdaroğlu ve Özel eksenindeki kurultay savaşları, siyasetin toplumsal gerçeklikten ne kadar koptuğunun en net resmidir.

Muhalefet kendi içinde bu denli savrulurken, ülkeyi yöneten iktidar ise antidemokratik reflekslerle, hukuku bir sopa gibi kullanarak ülkeyi büyük bir belirsizlik girdabına sürüklüyor.   

Toplumu kutuplaştırarak, bölerek ve adaleti katlederek güç devşirmeye çalışan bu zihniyet, önüne geçilemez bir sosyal bozulmayı besliyor. Bugün Türkiye; sadece ekonomik olarak değil; ahlaki, hukuki ve insani anlamda tam bir çöküşün eşiğindedir.

Cezaevlerinin dolup taştığı, mafyanın meşrulaştığı, bireysel silahlanmanın zirve yaptığı bu iklim, yarınlar için kontrol edilemez bir iç çatışmanın zeminini hazırlamaktadır.

Siyasetin çıkarları uğruna feda edilen anayasa ve ahlakın bedelini koca bir ulus ödüyor.

Fakat! Hiç bir durum Kurtuluş Savaşı öncesinden daha karanlık ve zor değil!

Mustafa Kemal ATATÜRK ve arkadaşları nasıl kazandıysa, aynı ruhla mücadele edip kazanmaktan başka bir alternatif ve çıkar yol yoktur…

21.06.2026

Sevgi ve sağlıcakla kalın dostlar…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve 1923tv.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.