Metin Devrim
Köşe Yazarı
Metin Devrim
 

MASADAKİ ‘’11. NAZİ’YE’’ !...

Sessiz Çoğunluğun "Bilgisizlik Sözleşmesi"…     Dünya siyaset sahnesi her geçen gün yeni bir tiyatroya ev sahipliği yapıyor. Ancak bu tiyatronun dekoru değişse de senaryosu yüzyıllardır aynı kalemden çıkmış gibi:  Güç, itaat ve sessizlik…    Montaigne’in, "Çağımızın en büyük insanıdır." dediği Etienne de La Boétie, henüz 18 yaşındayken (1) siyaset felsefesinin en can yakıcı sorusunu sormuştu: ‘’İnsanlar nasıl olur da sadece itaat etmekle kalmaz, boyun eğmeyi ve kulluk etmeyi bizzat arzular hale gelirler?’’   3 Ocak 2026 gecesi ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı’na yönelik operasyon girişimi ve buna bağlı gelişen olaylar, bize sadece jeopolitik bir kavgayı değil,   La Boétie’nin bugün bile kafaları kurcalayan sorusunu yeniden hatırlattı…    La Boétie, “Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev” inde, iktidarın aslında sadece tepedeki bir Zorbanın gücüyle değil, halkın o gücü kendi elleriyle teslim etmesiyle ayakta kaldığını savunur. İktidar olgusunu ve bunun ideolojik dayanaklarını (geniş anlamda hegemonyayı) irdelemekle yetinmez; iktidar ilişkileri ağının en üst düzeyde kuramsallaşmış biçimine, bir başka deyişle devlet sorununa yönelir…   Venezuela örneğinde gördüğümüz "tek adam" rejimi çıkmazı, aslında La Boétie’nin tarif ettiği o ‘’Tiran’'ın ya da "Bir"in iktidarının modern bir yansımasıdır. Bir yanda baskıyla iktidarını koruyan bir lider, diğer yanda ise dış müdahaleye açık hale gelmiş, toplumsal direncini ve özgür iradesini yitirmiş bir halk...   Buradaki trajedi, halkın sadece baskı altında olması değil; iki kuşak boyunca bu düzenin içine doğan gençlerin, özgürlüğü hiç tanımadıkları için köleliği bir "doğal yaşam biçimi" sanmalarıdır. İki kuşak köleleştirilirse, üçüncüsü özgürlüğü bilmediği için pişmanlık duymadan hizmet eder ve ondan öncekilerin zorla yaptıklarını seve-isteye yerine getirir…   Bilinçsiz ailelerin ve iktidar baskısı altındaki toplumların çocukları kulluk, kölelik düzeni içinde büyütülüp eğitilirler. Siyasi iktidarlar en küçük bir eleştiriye, protesto gösterisine tahammül edemezler; çünkü her farklı ses, gönüllü kulluk zincirinde bir çatlak demektir. Onlar gibi düşünmeyenler suçludur, haindir…   Dolayısıyla, bu insanlar da siyasal iktidarı eleştirmeye yönelik herhangi bir eyleme kalkışamazlar. Böyle bir eylemin gerektirdiği özgün düşünceden, özgür iradeden yoksundurlar. Kurulu düzeni sevip benimserler ve sürdürdükleri yaşamın dışında başka yaşam biçimleri olduğunun ya da olabileceğinin farkına bile varamazlar…   Zora dayalı rejimler, egemen sınıfların gizli ya da açık işbirliği dışında, sıradan vatandaşın suskunluğuna ihtiyaç duyar. Günümüz dünyasında buna “Bilgisizlik Sözleşmesi” diyoruz… Sessiz çoğunluğun (bazen azınlığın) gönüllü körlüğüne dayalı yazılı olmayan bir mutabakattır!   Zulme aktif katılımınızı gerektirmez, itaat etmenizi yani itaatsizlik yapmamanızı talep eder sadece. Olup bitenleri duymamış, görmemiş gibi yapmanız kâfidir. Karşılığında işlemeye devam eden düzenin tüm avantajlarından nemalanır, susturulmuş vicdanın rahatlığıyla yaşayıp gidersiniz…   Sessizlik, bir onaylama biçimidir. Venezuela'da ya da dünyanın herhangi bir yerinde, bir diktatörlük hüküm sürerken ya da bir süper güç bir devlet başkanını paketleyip götürürken susanlar, aslında o görünmez sözleşmenin altına imza atmaktadırlar.  Uluslararası kamuoyunun hukuksuz müdahalelere sessiz kalması da küresel zorbalığı yasallaştırır…   Sözleşme kuralları o kadar da katı değildir, belli sınırlar içinde arada muhaliflik bile yapabilirsiniz…   İsrail’de yaşayıp, işgal ekonomisinden sonuna kadar faydalanan, öte yandan aynı devletin ezdiği Filistinlilerin durumuna üzülen ‘solcu bir muhalif’ ile ordunun başındaki generali aynı çatı altında buluşturacak kadar geniştir, bilgisizlik sözleşmesinin kapsamı…   Ve Almanların o meşhur matematik formülü der ki: ‘’Eğer bir Nazi ile aynı masada oturup ona karşı tek laf etmeyen on Alman varsa, masada on bir Nazi var.’’ demektir…   Oysa insanların, içinde bulundukları durumu doğal karşılayıp benimsememeleri, hep daha iyiyi, daha güzeli amaçlamaları için onlara belli değerler, onur, erdem gibi insani davranış kalıpları aşılamak gerekir…   Çünkü bilimsel ve özgür düşünen, aklını öne çıkaran, sorgulayan, gerektiğinde hesap soran bireylerin oluşturduğu toplumların geleceği çok daha güven içinde olacaktır…      Siyasi iktidarlar eleştiriye, protestoya, farklı sese tahammül etmeseler de unutmamalıyız ki; bu zinciri kıracak olan ne dış müdahaleler ne de başka bir "kurtarıcı"dır. Çözüm, yine yönetilenlerin kendi iradesinde saklıdır!...   Eğer sorgulayan, hesap soran ve "hayır" diyebilen özgür bireyler yetiştiremiyorsak; yetiştirdiğimiz nesiller kartal olmayı hayal eden ama kümesinden çıkamayan tavuklara dönüşecektir…   Toplumlar, içlerindeki o "kartal olma ateşini" söndürmediği sürece özgürdürler. Aksi takdirde, sadece efendilerin değiştiği, prangaların ise baki kaldığı bir tiyatroda figüran olmaya devam ederiz!...   Unutmayın: Masada susanlardan biri olmayı reddettiğiniz an, ÖZGÜRLÜK başlar…     Sevgi ve sağlıcakla kalın dostlar…   (1) La Boétie'nin yakın dostu ünlü düşünür Montaigne, bu eserin La Boétie henüz 18 yaşındayken (bazı kaynaklarda 16 olarak) yazdığını bizzat belirtmiştir. Kitabın yaklaşık olarak 1548 yılında yazıldığı tahmin edilmektedir. La Boétie 1530 doğumlu olduğuna göre, bu da 18 yaşına tekabül eder.   Neden Bu Kadar Önemli? Bu kadar genç bir zihnin; tiranlığın sadece bir kişinin gücüyle değil, ‘’halkın bu güce rıza göstermesiyle’’ ayakta kaldığını keşfetmesi felsefe tarihinde bir dönüm noktasıdır. La Boétie, tiranın aslında bir "hiç" olduğunu, halkın sadece "hayır" diyerek veya itaat etmeyi bırakarak onu yıkabileceğini savunmuştur…  
Ekleme Tarihi: 05 Ocak 2026 -Pazartesi
Metin Devrim

MASADAKİ ‘’11. NAZİ’YE’’ !...

Sessiz Çoğunluğun "Bilgisizlik Sözleşmesi"…  

 

Dünya siyaset sahnesi her geçen gün yeni bir tiyatroya ev sahipliği yapıyor. Ancak bu tiyatronun dekoru değişse de senaryosu yüzyıllardır aynı kalemden çıkmış gibi: 

Güç, itaat ve sessizlik… 

 

Montaigne’in, "Çağımızın en büyük insanıdır." dediği Etienne de La Boétie, henüz 18 yaşındayken (1) siyaset felsefesinin en can yakıcı sorusunu sormuştu: ‘’İnsanlar nasıl olur da sadece itaat etmekle kalmaz, boyun eğmeyi ve kulluk etmeyi bizzat arzular hale gelirler?’’

 

3 Ocak 2026 gecesi ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı’na yönelik operasyon girişimi ve buna bağlı gelişen olaylar, bize sadece jeopolitik bir kavgayı değil,   La Boétie’nin bugün bile kafaları kurcalayan sorusunu yeniden hatırlattı… 

 

La Boétie, “Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev” inde, iktidarın aslında sadece tepedeki bir Zorbanın gücüyle değil, halkın o gücü kendi elleriyle teslim etmesiyle ayakta kaldığını savunur.

İktidar olgusunu ve bunun ideolojik dayanaklarını (geniş anlamda hegemonyayı) irdelemekle yetinmez; iktidar ilişkileri ağının en üst düzeyde kuramsallaşmış biçimine, bir başka deyişle devlet sorununa yönelir…

 

Venezuela örneğinde gördüğümüz "tek adam" rejimi çıkmazı, aslında La Boétie’nin tarif ettiği o ‘’Tiran’'ın ya da "Bir"in iktidarının modern bir yansımasıdır. Bir yanda baskıyla iktidarını koruyan bir lider, diğer yanda ise dış müdahaleye açık hale gelmiş, toplumsal direncini ve özgür iradesini yitirmiş bir halk...

 

Buradaki trajedi, halkın sadece baskı altında olması değil; iki kuşak boyunca bu düzenin içine doğan gençlerin, özgürlüğü hiç tanımadıkları için köleliği bir "doğal yaşam biçimi" sanmalarıdır. İki kuşak köleleştirilirse, üçüncüsü özgürlüğü bilmediği için pişmanlık duymadan hizmet eder ve ondan öncekilerin zorla yaptıklarını seve-isteye yerine getirir…

 

Bilinçsiz ailelerin ve iktidar baskısı altındaki toplumların çocukları kulluk, kölelik düzeni içinde büyütülüp eğitilirler. Siyasi iktidarlar en küçük bir eleştiriye, protesto gösterisine tahammül edemezler; çünkü her farklı ses, gönüllü kulluk zincirinde bir çatlak demektir. Onlar gibi düşünmeyenler suçludur, haindir…

 

Dolayısıyla, bu insanlar da siyasal iktidarı eleştirmeye yönelik herhangi bir eyleme kalkışamazlar. Böyle bir eylemin gerektirdiği özgün düşünceden, özgür iradeden yoksundurlar. Kurulu düzeni sevip benimserler ve sürdürdükleri yaşamın dışında başka yaşam biçimleri olduğunun ya da olabileceğinin farkına bile varamazlar…

 

Zora dayalı rejimler, egemen sınıfların gizli ya da açık işbirliği dışında, sıradan vatandaşın suskunluğuna ihtiyaç duyar. Günümüz dünyasında buna “Bilgisizlik Sözleşmesi” diyoruz…

Sessiz çoğunluğun (bazen azınlığın) gönüllü körlüğüne dayalı yazılı olmayan bir mutabakattır!

 

Zulme aktif katılımınızı gerektirmez, itaat etmenizi yani itaatsizlik yapmamanızı talep eder sadece. Olup bitenleri duymamış, görmemiş gibi yapmanız kâfidir. Karşılığında işlemeye devam eden düzenin tüm avantajlarından nemalanır, susturulmuş vicdanın rahatlığıyla yaşayıp gidersiniz…

 

Sessizlik, bir onaylama biçimidir. Venezuela'da ya da dünyanın herhangi bir yerinde, bir diktatörlük hüküm sürerken ya da bir süper güç bir devlet başkanını paketleyip götürürken susanlar, aslında o görünmez sözleşmenin altına imza atmaktadırlar.  Uluslararası kamuoyunun hukuksuz müdahalelere sessiz kalması da küresel zorbalığı yasallaştırır…

 

Sözleşme kuralları o kadar da katı değildir, belli sınırlar içinde arada muhaliflik bile yapabilirsiniz…

 

İsrail’de yaşayıp, işgal ekonomisinden sonuna kadar faydalanan, öte yandan aynı devletin ezdiği Filistinlilerin durumuna üzülen ‘solcu bir muhalif’ ile ordunun başındaki generali aynı çatı altında buluşturacak kadar geniştir, bilgisizlik sözleşmesinin kapsamı…

 

Ve Almanların o meşhur matematik formülü der ki: ‘’Eğer bir Nazi ile aynı masada oturup ona karşı tek laf etmeyen on Alman varsa, masada on bir Nazi var.’’ demektir…

 

Oysa insanların, içinde bulundukları durumu doğal karşılayıp benimsememeleri, hep daha iyiyi, daha güzeli amaçlamaları için onlara belli değerler, onur, erdem gibi insani davranış kalıpları aşılamak gerekir…

 

Çünkü bilimsel ve özgür düşünen, aklını öne çıkaran, sorgulayan, gerektiğinde hesap soran bireylerin oluşturduğu toplumların geleceği çok daha güven içinde olacaktır…   

 

Siyasi iktidarlar eleştiriye, protestoya, farklı sese tahammül etmeseler de unutmamalıyız ki; bu zinciri kıracak olan ne dış müdahaleler ne de başka bir "kurtarıcı"dır. Çözüm, yine yönetilenlerin kendi iradesinde saklıdır!...

 

Eğer sorgulayan, hesap soran ve "hayır" diyebilen özgür bireyler yetiştiremiyorsak; yetiştirdiğimiz nesiller kartal olmayı hayal eden ama kümesinden çıkamayan tavuklara dönüşecektir…

 

Toplumlar, içlerindeki o "kartal olma ateşini" söndürmediği sürece özgürdürler. Aksi takdirde, sadece efendilerin değiştiği, prangaların ise baki kaldığı bir tiyatroda figüran olmaya devam ederiz!...

 

Unutmayın: Masada susanlardan biri olmayı reddettiğiniz an, ÖZGÜRLÜK başlar

 

 

Sevgi ve sağlıcakla kalın dostlar…

 

(1) La Boétie'nin yakın dostu ünlü düşünür Montaigne, bu eserin La Boétie henüz 18 yaşındayken (bazı kaynaklarda 16 olarak) yazdığını bizzat belirtmiştir.

Kitabın yaklaşık olarak 1548 yılında yazıldığı tahmin edilmektedir. La Boétie 1530 doğumlu olduğuna göre, bu da 18 yaşına tekabül eder.

 

Neden Bu Kadar Önemli? Bu kadar genç bir zihnin; tiranlığın sadece bir kişinin gücüyle değil, ‘’halkın bu güce rıza göstermesiyle’’ ayakta kaldığını keşfetmesi felsefe tarihinde bir dönüm noktasıdır. La Boétie, tiranın aslında bir "hiç" olduğunu, halkın sadece "hayır" diyerek veya itaat etmeyi bırakarak onu yıkabileceğini savunmuştur…

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve 1923tv.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Muzo
(05.01.2026 14:05 - #1203)
Feodal yapı içinden çıkan yönetim anlayışı ileride kendisine karşı sorun teşkil oluşur düşüncesiyle bilime çağdaşlaşmaya önem önem vermeyenler her zaman paketle nmmeye hazırdır son hiç zaman farklı olmaz teşekkürler dostum kalemine yüreğine sağlıkla kal
Metin Devrim Eyvallah Muzaffer teşekkür ederim.
Metin DEVRİM Güzel yorumun için teşekkür ederim dostum sağolasın.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve 1923tv.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.