Niccolò Machiavelli’nin düşünce dünyasında kader (Fortuna) ve erdem (Virtù) kavramları, siyaset felsefesi ile iktidar sanatının merkezinde yer alan, birbiriyle sürekli etkileşim ve çatışma halindeki iki temel dinamiktir.
Fortuna, insanın kontrolü dışındaki koşulları, rastlantıları, krizleri ve tarihsel akışı temsil eder. Zapt edilmesi güç, taşkın bir nehre benzetilen bu kavram, yıkıcı potansiyeline rağmen pasif bir kabullenişi haklı çıkarmaz.
Virtù ise siyasi beceri, zekâ, cesaret, kararlılık, öngörü ve eyleme geçme kapasitesini simgeler. Liderin kriz anlarında soğukkanlılığını koruyabilmesi, gerektiğinde katı kararlar alabilmesi ve değişen koşullara esneklikle uyum sağlayabilmesi, onun özellikleridir.
Nehir sakin akarken insanın Virtù’sünü kullanarak setler ve kanallar inşa etmesi, olası taşkınlarda suların güvenli yataklara yönlendirilmesini ve yıkımın önlenmesini sağlar. Bu durum, yetenek ve önceden yapılan hazırlıklar sayesinde insanın, kaderin getirdiği tesadüflere tümüyle teslim olmamasını ifade eder.
Machiavelli, insan eylemlerinin ve özgür iradenin önemine inanmakla birlikte gerçekçidir. Ona göre olayların yüzde ellisi kadere bağlıysa, diğer yüzde ellisi insanın iradesine ve becerisine bağlıdır.
Onun kader ve erdem dengesi, "insanın elinde olmayan dış koşulların karşısında, aklın, iradenin, cesaretin ve stratejik hamlelerin bir kalkan ve kılıç gibi kullanılması" anlamına gelir.
16. yüzyılda ortaya koyduğu denge, günümüzün karmaşık ve öngörülemez dünyasında modern liderlik kuramlarının temel taşlarından biridir.
Bugün iklim krizinden ekonomik çalkantılara, teknolojik dönüşümlerden jeopolitik gerilimlere kadar pek çok "sel" kapıdadır. Virtù sahibi modern liderlik; kriz kapıyı çalmadan önce risk analizini yapan, kurumsal direnci artıran ve alternatif senaryoları hazırlayan akıldır.
Kriz anında panikle alınan kararlar, doğrudan Fortuna’nın kucağına düşmektir.
Kitle iletişiminin ve sosyal medyanın yön verdiği günümüz siyasetinde, toplumun beklentileri çok hızlı el değiştirir. Bazı dönemler sert ve güçlü figürleri talep ederken; hemen ardından uzlaşmacı ve teknik çözümler sunan figürleri öne çıkarabilir.
Günümüz dünyasında Virtù; ne sadece güç kullanmak ne de sadece ahlaki söylemlerde bulunmaktır.
Modern dünyada liderlik erdemi: değişimin yönünü ve hızını doğru okuyabilme öngörüsü, şartlar değiştiğinde kendi ezberlerini sorgulayabilme esnekliği ve kriz gelmeden önce kurumsal ve toplumsal bentleri inşa edebilme disiplinidir.
Machiavelli, Platon’un idealizmine bayrak açar ve Prens’te şöyle der:
"Hiç var olmamış hayali cumhuriyetler tasarlayanlar çok olmuştur; oysa nasıl yaşandığı ile nasıl yaşanması gerektiği arasında öyle büyük bir fark vardır ki, olanı bırakıp olması gerekenin peşine düşen kişi, varlığını korumak yerine yıkımını hazırlar."
Bugün ülkede; zapt edilmesi güç ve taşkın bir nehrin yıkıcı sonuçlarını yaşıyor olmamız asla kader (Fortuna) değildir. Siyasi beceri, zekâ, cesaret, kararlılık, öngörü ve eyleme geçme kapasitesi (Virtù) olmayan bir muhalefetin pasif bir kabullenişidir…
Nehirler isim ve şekil değiştirerek her zaman var olacaktır; farkı yaratan, nehir sakin akarken insanın Virtù’sünü kullanarak olası taşkınlara karşı önlemini alma becerisine sahip olmasıdır…
Ülkenin üzerine çöken karanlık tablo kaçınılmaz bir kader değildir. Siyasetin bu köhne aktörlerinin, dönemin rüzgârına göre yön değiştirmesi, "kuralsızlığın kuralları" olarak tanımlanır. Asıl unutulan ise gerçek erdemin ve ortak iradenin gücüdür(Virtù)…
Kamu kurumlarından ekonomisine, adaletinden eğitimine kadar her alanda emperyalist aklın ve işbirlikçi yapıların tasarımında derin bir çöküş, adeta ikinci bir "hasta adam" dönemi yaşanıyor.
Vatandaş bu enkazın altından kalkmak için yeni umutlar, çıkış yolları arıyor. Ancak muhalefete baktığımızda gördüğümüz manzara düşündürücüdür.
Siyasetin soylu ilkeleri yerini orada da "kuralsızlığın kurallarına" bırakmıştır. Şartlara göre ilke satmak, anlık çıkarlar uğruna sözden dönmek, gizli pazarlıklar, koltuğu korumak için her yolu mubah saymak bugün bir "strateji" olarak pazarlanmaktadır.
"Kuralsızlığın kuralları", erdemsizliği mubah sayan birinin elindeki en keskin bıçaktır. Klasik ahlak kuralları normal havada gemiyi yüzdüren kılavuzlardır. Ancak fırtına koptuğunda kaptanın gemiyi kurtarmak için haritayı yırtıp atması ve o anın acımasız gerçekliğine göre dümen kırması gibi, siyasetinde en temel ve sert kuralıdır: amaca ulaşmak için gerekirse tüm kuralları yok sayabilme cüreti göstermek…
Son tahlilde; gidenler, kalanlar, parti değiştirenler, özellikle Atatürk ilke ve felsefesini dillerine pelesenk yapanlar üzerinden Aydın siyasetinin analizini, Yeni parti il başkanlığı seçimlerini de dâhil ederek yaparsak; ortaya çıkan gerçeğin, ‘’aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemenin’’ aptallığı olduğunu görürüz…
Özetle. Muhtemel en kötü durum ne ise, hakikat de odur…
Çünkü…
‘’Siz onları seçmediniz, onlar sizi seçti…’’
Alfred Capus’un söylediği gibi; ‘’Papatya fallarının her zaman tek bir sonucu vardır; elinize bakarsınız ve size kalan tek şeyin bir sap olduğunu görürsünüz…’’
Bunu anladığınız gün gerçekle yüzleşmiş olursunuz…
26.10.2026
Sevgi ve sağlıcakla kalın dostlar…