Metin Devrim
Köşe Yazarı
Metin Devrim
 

GENÇLER VE ÇOCUKLAR NEDEN BU KADAR ÖFKELİ?

Bir ülkenin krizi yalnızca ekonomik göstergelerle, seçim sonuçlarıyla ya da gündelik siyasal tartışmalarla açıklanamaz. Daha derinde işleyen bir çözülme vardır: Adalet duygusunun aşınması, eğitimin kamusal niteliğini yitirmesi ve toplumsal nezaketin yerini hoyratlığa ve hatta barbarlığa bırakması. "Yargısız" kalmak, yalnızca mahkemelerin değil, vicdanın da susmasıdır. "Eğitimsiz" kalmak, düşünme kültürünün çökmesidir. "Ahlaksız" kalmak ise kamusal aklın ve birbirini insan yerine koyma bilincinin yitirilmesidir. Bugün yaşadığımız tablo tekil olayların toplamı değil; hukuk, eğitim ve ahlaki sorumluluk arasındaki bağın tamamen kopmasıdır. Yönetenlerin cumhuriyet değerleriyle, laiklikle ve liyakatle kavgası sürerken; yukarıdaki çürüme, aşağıda toplumu cinnetin eşiğine sürüklüyor. Siverek, Kahramanmaraş, Salihli… Sadece birkaç gün içinde yaşanan silahlı saldırılar, öldürülen, yaralanan öğrenciler ve öğretmenler… Buna "bir anlık cinnet" deyip geçmek işin kolayı. Asıl zor olan yalın gerçeğe bakmak: Bu kadar insanın eline silah nasıl bu kadar kolay geçiyor? Bu çocuklar bu noktaya gelene kadar kimse neden bir şey fark etmiyor? O silahı eline alıp tetiği çeken, henüz ergenliğe yeni adım atmış bir çocuk. Şiddet, anlık bir patlama değil; zapt edilemeyen bir birikmişliğin dışa vurumudur. İnsanın içindeki vicdani sınır çöktüğünde, dışarıdaki düzen de çöker. Eğer bir toplumda çocuklar bu kadar kolay dehşetin öznesi olabiliyorsa, orada sadece birey değil, sistem yargılanmalıdır. Silahı çeken el sonuçtur; asıl mesele o eli o noktaya getiren bataklığı kimin oluşturduğudur. Son dönemde okullara yansıyan saldırıların sosyolojik boyutu kadar, teknik tarafı da dehşet vericidir: 8. Sınıftaki bir çocuğun saldırı alanına 5 tabanca ve 7 şarjör taşıyabilmesi, yedek şarjör mantığını kurgulayabilmesi sıradan bir durum değildir. 5 tabancaya fazladan 7 yedek şarjör tedarik etmek, amatör bir çocuğun değil, profesyonel bir zihnin işidir. Bu yaştaki bir çocuğa şarjör takmayı, hazneye mermi sürmeyi, emniyet açıp soğukkanlılıkla hedef gözeterek atış yapmayı kim öğretti? Çocukların dijital oyunlar ve internet mecraları üzerinden örgütlendiği, karanlık odaklarca yönlendirildiği bilinirken bilişim takipleri neden yetersiz kalıyor? Bu ve benzeri durumlarda yetersiz kalınıyorsa eğer bunun altında ihmal ve hatta art niyet bile aranabilir… Görevi toplumsal güvenliği sağlamak olan, bunun için eğitim ve maaş alan bir emniyet mensubunun evinde bu kadar denetimsiz silahın bulunması nasıl normal karşılanabilir? Yöntemi, hedefi ve faillerin intiharıyla birbirine benzeyen bu süreçleri sadece "bireysel suç" deyip kapatabilir miyiz? Güvenlik kaygısı tırmandırılan bir toplumun nereye sürüklenmek istendiğini sorgulamak zorundayız. Suçla suçsuzun, iyiyle kötünün birbirine karıştığı; adaletsizliğin kanıksandığı bir toplumda son durak işte burasıdır. Ancak bu zifiri karanlığın ortasında bize başka bir ihtimalin varlığını hatırlatan vaha gibi örnekler de var. Voleybol Kadın Milli Takımımızın kazandığı başarılar bu yüzden bir spor skorundan çok daha fazlasıdır. Biz orada sadece bir madalya görmüyoruz; başka, bambaşka bir Türkiye ihtimalini görüyoruz. Disiplinli, eğitimli, özgüvenli, çağdaş ve dünyayla yarışabilen bir kuşak görüyoruz. Kız çocuklarımıza imkân ve alan açıldığında nasıl bir insan modeli yaratabileceğimizin kanıtını izliyoruz. Tam da bu yüzden birileri o başarılardan rahatsız oluyor. Çünkü o kızların başarı ve duruşları, sadece bir sportif galibiyet değil; çocukları karanlığa, biat kültürüne ve şiddete mahkûm etmek isteyen zihniyetin yenilgisidir. Çocuklarımızı bilinmezliğin karanlık köşelerinde, denetimsiz silahların gölgesinde katil yaratan bu düzene mi teslim edeceğiz; yoksa emeğiyle, aklıyla ve özgüveniyle dünyayı fethedecek bir gençlik mi yetiştireceğiz? Aynaya bakıp bu sorunun cevabını vermek zorundayız. Çünkü sırada kimin olduğunu beklemek, sıranın bize gelmesini kabul etmektir. Bu ülkede yaşayan insanların hayatı pamuk ipliğine bağlı olmamalı. Yaşam koşulları değişmedikten sonra ‘Palamara’ bağlı olsa ne yazar da... 28.09.2026 Sevgi ve sağlıcakla kalın dostlar…
Ekleme Tarihi: 28 Eylül 2026 -Pazartesi
Metin Devrim

GENÇLER VE ÇOCUKLAR NEDEN BU KADAR ÖFKELİ?

Bir ülkenin krizi yalnızca ekonomik göstergelerle, seçim sonuçlarıyla ya da gündelik siyasal tartışmalarla açıklanamaz. Daha derinde işleyen bir çözülme vardır: Adalet duygusunun aşınması, eğitimin kamusal niteliğini yitirmesi ve toplumsal nezaketin yerini hoyratlığa ve hatta barbarlığa bırakması.

"Yargısız" kalmak, yalnızca mahkemelerin değil, vicdanın da susmasıdır. "Eğitimsiz" kalmak, düşünme kültürünün çökmesidir. "Ahlaksız" kalmak ise kamusal aklın ve birbirini insan yerine koyma bilincinin yitirilmesidir.

Bugün yaşadığımız tablo tekil olayların toplamı değil; hukuk, eğitim ve ahlaki sorumluluk arasındaki bağın tamamen kopmasıdır. Yönetenlerin cumhuriyet değerleriyle, laiklikle ve liyakatle kavgası sürerken; yukarıdaki çürüme, aşağıda toplumu cinnetin eşiğine sürüklüyor.

Siverek, Kahramanmaraş, Salihli… Sadece birkaç gün içinde yaşanan silahlı saldırılar, öldürülen, yaralanan öğrenciler ve öğretmenler…

Buna "bir anlık cinnet" deyip geçmek işin kolayı. Asıl zor olan yalın gerçeğe bakmak: Bu kadar insanın eline silah nasıl bu kadar kolay geçiyor? Bu çocuklar bu noktaya gelene kadar kimse neden bir şey fark etmiyor?

O silahı eline alıp tetiği çeken, henüz ergenliğe yeni adım atmış bir çocuk. Şiddet, anlık bir patlama değil; zapt edilemeyen bir birikmişliğin dışa vurumudur. İnsanın içindeki vicdani sınır çöktüğünde, dışarıdaki düzen de çöker. Eğer bir toplumda çocuklar bu kadar kolay dehşetin öznesi olabiliyorsa, orada sadece birey değil, sistem yargılanmalıdır. Silahı çeken el sonuçtur; asıl mesele o eli o noktaya getiren bataklığı kimin oluşturduğudur.

Son dönemde okullara yansıyan saldırıların sosyolojik boyutu kadar, teknik tarafı da dehşet vericidir:

8. Sınıftaki bir çocuğun saldırı alanına 5 tabanca ve 7 şarjör taşıyabilmesi, yedek şarjör mantığını kurgulayabilmesi sıradan bir durum değildir. 5 tabancaya fazladan 7 yedek şarjör tedarik etmek, amatör bir çocuğun değil, profesyonel bir zihnin işidir.

Bu yaştaki bir çocuğa şarjör takmayı, hazneye mermi sürmeyi, emniyet açıp soğukkanlılıkla hedef gözeterek atış yapmayı kim öğretti? Çocukların dijital oyunlar ve internet mecraları üzerinden örgütlendiği, karanlık odaklarca yönlendirildiği bilinirken bilişim takipleri neden yetersiz kalıyor? Bu ve benzeri durumlarda yetersiz kalınıyorsa eğer bunun altında ihmal ve hatta art niyet bile aranabilir…

Görevi toplumsal güvenliği sağlamak olan, bunun için eğitim ve maaş alan bir emniyet mensubunun evinde bu kadar denetimsiz silahın bulunması nasıl normal karşılanabilir?

Yöntemi, hedefi ve faillerin intiharıyla birbirine benzeyen bu süreçleri sadece "bireysel suç" deyip kapatabilir miyiz? Güvenlik kaygısı tırmandırılan bir toplumun nereye sürüklenmek istendiğini sorgulamak zorundayız.

Suçla suçsuzun, iyiyle kötünün birbirine karıştığı; adaletsizliğin kanıksandığı bir toplumda son durak işte burasıdır. Ancak bu zifiri karanlığın ortasında bize başka bir ihtimalin varlığını hatırlatan vaha gibi örnekler de var.

Voleybol Kadın Milli Takımımızın kazandığı başarılar bu yüzden bir spor skorundan çok daha fazlasıdır. Biz orada sadece bir madalya görmüyoruz; başka, bambaşka bir Türkiye ihtimalini görüyoruz. Disiplinli, eğitimli, özgüvenli, çağdaş ve dünyayla yarışabilen bir kuşak görüyoruz. Kız çocuklarımıza imkân ve alan açıldığında nasıl bir insan modeli yaratabileceğimizin kanıtını izliyoruz.

Tam da bu yüzden birileri o başarılardan rahatsız oluyor. Çünkü o kızların başarı ve duruşları, sadece bir sportif galibiyet değil; çocukları karanlığa, biat kültürüne ve şiddete mahkûm etmek isteyen zihniyetin yenilgisidir.

Çocuklarımızı bilinmezliğin karanlık köşelerinde, denetimsiz silahların gölgesinde katil yaratan bu düzene mi teslim edeceğiz; yoksa emeğiyle, aklıyla ve özgüveniyle dünyayı fethedecek bir gençlik mi yetiştireceğiz?

Aynaya bakıp bu sorunun cevabını vermek zorundayız. Çünkü sırada kimin olduğunu beklemek, sıranın bize gelmesini kabul etmektir.

Bu ülkede yaşayan insanların hayatı pamuk ipliğine bağlı olmamalı.
Yaşam koşulları değişmedikten sonra ‘Palamara’ bağlı olsa ne yazar da...

28.09.2026

Sevgi ve sağlıcakla kalın dostlar…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve 1923tv.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.