Metin Devrim
Köşe Yazarı
Metin Devrim
 

KENDİNE KARŞI OLABİLME CESARETİ

“Alışılmış biçimde bilinen, aslında henüz gerektiği gibi bilinmiş değildir.“ HEGEL Devrimcilik, en yalın haliyle eskiyi yıkıp yeniyi ortaya koymaktır. Ancak insan, çoğu zaman en zor yıkılan eskinin kendi zihninde kök saldığını fark etmez. İşte bu yüzden insanın hayatındaki en büyük dönüşüm, dış dünyayı hizaya çekmeye çalışmasıyla değil, kendine bakmayı ve kendini yönetmeyi öğrenmesiyle başlar.  Erdem, doğru olanı her gün durmaksızın davranışa dönüştürmektir. Bağnazlık, çoğunlukla yanlış bilmekten değil, bildiğini mutlak doğru sanmaktan beslenir. Bu yüzden en tehlikeli hali bilgisizlik değil; yarım bilgiden güç alan o sahte kesinliktir. Bilgisiz insan öğrenmeye açıktır, yarım bilen insan kendini tamamlanmış zanneder. İşte bu noktada sabit fikirler değişmiyorsa, insanın zihninde bir araç olmaktan çıkar; bir kimliğe, hatta aşılmaz bir zırha dönüşür. Bugün kendine devrimci diyen birçok çevrede karşılaştığımız koşullanma tam olarak budur. Yeni bir görüş mü ortaya atıldı? Yeni belgeler eski kabulleri sallamaya mı başladı? Yapılması gereken şey nettir: incelemek, test etmek, tartışmak ve gerekiyorsa eskiyi güncellemek. Ama bunun yerine hemen bir çürütme ve körü körüne bir karşı çıkma mekanizması devreye girer. Artık mesele gerçeği bulmak değil, o zırhın içindeki kimliği korumaktır. Oysa gerçek bunun tam tersidir. Düşünce, donmuş bir kural değil, sürekli hareket halindeki maddi gerçekliği kavrama çabasıdır. Değişimsel mantık, değişimi kabul etmekle kalmaz; onu düşüncenin zorunlu koşulu sayar. Eğer gerçeklik değişiyorsa ve siz hâlâ aynı kavramlarla dünyayı açıklamaya çalışıyorsanız, orada bilim bitmiş, itikat devreye girmiştir. İtikat, yöntemini kaybetmiş her düşüncenin ortak kaderidir. Bu yüzden sağı-solu yoktur. Bireysel bir zayıflık olmayıp, maddi koşulların ve yaşanmışlıkların bir ürünüdür. Uzun süre baskı altında kalan, hatta dışlanan hareketlerin, zamanla kendi doğrularını, “korunması gereken kutsallar” olarak görmesi psikolojik olarak anlaşılabilir olsa da siyasi olarak karşılığı yoktur. Çünkü devrimci bir hareketin gücü, kendi dogmalarını veya kendisine dayatılan kalıpları korumasında değil, onları yıkıp aşabilme yeteneğinde yatar. Kendisini “ilerici” olarak tanımlayan, yeni bir düşünce karşısında otomatik bir savunmayla kendini eleştiriye kapatıyorsa muhafazakârdır. İlericilik, sadece geçmişle mücadele değil; sürekli olarak kendini de aşabilme cesaretidir. Hangi bayrağı taşıdığının hiçbir anlamı ve önemi yoktur. Bilimsel devrimcilik tam da bu noktada bir turnusol kâğıdıdır. Eğer bir iddia, yeni verilerle çelişiyorsa, onu savunmaya devam etmek sadakat değil, inatçılıktır. Eğer bir düşünce eleştiri karşısında kapılarını kapatıyorsa, bu devrimcilik değil, mevcudu koruma çabasıdır. Bugün fiziğin en temel yasaları bile sürekli test edilirken, doğa bilimleri kendi doğrularını her gün yeniden kurarken, toplumsal teorilerin değişmez ilan edilmesi akılla açıklanamaz. Atomun yapısı üzerine bile kesinlik iddiası tartışılabiliyorken, tarih ve toplum teorilerini dokunulmaz ilan etmek bilime değil, ancak dogmatik bir inanca yakışır. Bu yüzden devrimci tutum, her şeyden önce kendine yöneltilmiş eleştiriyi göğüsleme cesaretidir. Bir fikre karşı çıkmadan önce, o fikrin maddi gerçekliğini test etmek, onu anlamaya çalışmak ve kendi savını onun karşısında yeniden sınamak… Değeri olan sorgulayıcı ve geliştirici yöntem budur. Bunun dışındaki her refleks, ne kadar “sol” görünürse görünsün, eninde sonunda yolu bağnazlığa çıkar. Ve bağnazlık, kaçınılmaz olarak, karşı çıktığı şeyin aynadaki aksine dönüşür. Devrimcilik sadece doğruyu savunmak değildir. Doğruyu arama yöntemine sadık kalmaktır. Yöntem kaybolursa, en doğru fikir bile zamanla bir tabuya dönüşür, korunduğunda ise en büyük yanlış bir adım sonrasında doğrunun kapısını aralar. Gerçek ilericilik, biraz da kendine karşı olabilme cesaretidir. Tam da bu yüzden, hafta sonu yapılacak olan Yeni Parti Efeler İlçe Başkanlığı ön seçimi, bahsettiğimiz bu zihinsel aşma ve yöntem arayışının yereldeki en somut sınavıdır. Dünden bugüne hemen her şey konuşuldu; fikirler sunuldu, eleştiriler yapıldı, görüşler açıklandı… Gönül istiyor ki, "Kurucu İradenin" ortaya koyduğu ortak değerlere ve ilkelere sahip çıkılsın; ağırlığı olan bir milli irade oluşturularak onun peşinden gidilsin. İlkeleri savunmayı başarırsak kişileri konuşmak zorunda kalmayız. Bugün örgütlü siyaset yapmaktan, örgütlü bir toplum olmaktan başka hiçbir seçeneğimiz kalmamıştır. Siyasetin içinden gelen, vatan sevgilerine ve mücadele güçlerine yürekten inandığım; gencecik, aslanlar gibi üç değerli aday var. Kişisel hesapların ve kulis gölgelerinin salonun içinde gezinmediği, seçmenin hür iradesiyle tercihini yaptığı ve günün sonunda kaybedenin olmayacağı bir demokrasi şöleni diliyorum. Her üç kardeşime de başarılar dilerim… Eşitliği sağlarsak iyiliğe ihtiyaç duyulmaz, özgürlüğü sağlarsak merhamete gerek kalmaz. Yurttaş varsa kul, hak varsa sadaka yoktur. İnsan varsa ümmetçilik imkânsızdır. Sorumluluk, dürüstlük ve ahlak varsa insan neden Tanrı’dan korksun ki? 24.09.2026 Sevgi ve sağlıcakla kalın dostlar…
Ekleme Tarihi: 24 Eylül 2026 -Perşembe
Metin Devrim

KENDİNE KARŞI OLABİLME CESARETİ

“Alışılmış biçimde bilinen, aslında henüz gerektiği gibi bilinmiş değildir.“ HEGEL

Devrimcilik, en yalın haliyle eskiyi yıkıp yeniyi ortaya koymaktır.

Ancak insan, çoğu zaman en zor yıkılan eskinin kendi zihninde kök saldığını fark etmez. İşte bu yüzden insanın hayatındaki en büyük dönüşüm, dış dünyayı hizaya çekmeye çalışmasıyla değil, kendine bakmayı ve kendini yönetmeyi öğrenmesiyle başlar. 

Erdem, doğru olanı her gün durmaksızın davranışa dönüştürmektir.

Bağnazlık, çoğunlukla yanlış bilmekten değil, bildiğini mutlak doğru sanmaktan beslenir. Bu yüzden en tehlikeli hali bilgisizlik değil; yarım bilgiden güç alan o sahte kesinliktir. Bilgisiz insan öğrenmeye açıktır, yarım bilen insan kendini tamamlanmış zanneder. İşte bu noktada sabit fikirler değişmiyorsa, insanın zihninde bir araç olmaktan çıkar; bir kimliğe, hatta aşılmaz bir zırha dönüşür.

Bugün kendine devrimci diyen birçok çevrede karşılaştığımız koşullanma tam olarak budur. Yeni bir görüş mü ortaya atıldı? Yeni belgeler eski kabulleri sallamaya mı başladı? Yapılması gereken şey nettir: incelemek, test etmek, tartışmak ve gerekiyorsa eskiyi güncellemek. Ama bunun yerine hemen bir çürütme ve körü körüne bir karşı çıkma mekanizması devreye girer. Artık mesele gerçeği bulmak değil, o zırhın içindeki kimliği korumaktır.

Oysa gerçek bunun tam tersidir. Düşünce, donmuş bir kural değil, sürekli hareket halindeki maddi gerçekliği kavrama çabasıdır. Değişimsel mantık, değişimi kabul etmekle kalmaz; onu düşüncenin zorunlu koşulu sayar. Eğer gerçeklik değişiyorsa ve siz hâlâ aynı kavramlarla dünyayı açıklamaya çalışıyorsanız, orada bilim bitmiş, itikat devreye girmiştir.

İtikat, yöntemini kaybetmiş her düşüncenin ortak kaderidir. Bu yüzden sağı-solu yoktur. Bireysel bir zayıflık olmayıp, maddi koşulların ve yaşanmışlıkların bir ürünüdür.

Uzun süre baskı altında kalan, hatta dışlanan hareketlerin, zamanla kendi doğrularını, “korunması gereken kutsallar” olarak görmesi psikolojik olarak anlaşılabilir olsa da siyasi olarak karşılığı yoktur. Çünkü devrimci bir hareketin gücü, kendi dogmalarını veya kendisine dayatılan kalıpları korumasında değil, onları yıkıp aşabilme yeteneğinde yatar.

Kendisini “ilerici” olarak tanımlayan, yeni bir düşünce karşısında otomatik bir savunmayla kendini eleştiriye kapatıyorsa muhafazakârdır. İlericilik, sadece geçmişle mücadele değil; sürekli olarak kendini de aşabilme cesaretidir. Hangi bayrağı taşıdığının hiçbir anlamı ve önemi yoktur.

Bilimsel devrimcilik tam da bu noktada bir turnusol kâğıdıdır. Eğer bir iddia, yeni verilerle çelişiyorsa, onu savunmaya devam etmek sadakat değil, inatçılıktır. Eğer bir düşünce eleştiri karşısında kapılarını kapatıyorsa, bu devrimcilik değil, mevcudu koruma çabasıdır.

Bugün fiziğin en temel yasaları bile sürekli test edilirken, doğa bilimleri kendi doğrularını her gün yeniden kurarken, toplumsal teorilerin değişmez ilan edilmesi akılla açıklanamaz. Atomun yapısı üzerine bile kesinlik iddiası tartışılabiliyorken, tarih ve toplum teorilerini dokunulmaz ilan etmek bilime değil, ancak dogmatik bir inanca yakışır.

Bu yüzden devrimci tutum, her şeyden önce kendine yöneltilmiş eleştiriyi göğüsleme cesaretidir.

Bir fikre karşı çıkmadan önce, o fikrin maddi gerçekliğini test etmek, onu anlamaya çalışmak ve kendi savını onun karşısında yeniden sınamak…

Değeri olan sorgulayıcı ve geliştirici yöntem budur.

Bunun dışındaki her refleks, ne kadar “sol” görünürse görünsün, eninde sonunda yolu bağnazlığa çıkar. Ve bağnazlık, kaçınılmaz olarak, karşı çıktığı şeyin aynadaki aksine dönüşür.

Devrimcilik sadece doğruyu savunmak değildir. Doğruyu arama yöntemine sadık kalmaktır. Yöntem kaybolursa, en doğru fikir bile zamanla bir tabuya dönüşür, korunduğunda ise en büyük yanlış bir adım sonrasında doğrunun kapısını aralar. Gerçek ilericilik, biraz da kendine karşı olabilme cesaretidir.

Tam da bu yüzden, hafta sonu yapılacak olan Yeni Parti Efeler İlçe Başkanlığı ön seçimi, bahsettiğimiz bu zihinsel aşma ve yöntem arayışının yereldeki en somut sınavıdır. Dünden bugüne hemen her şey konuşuldu; fikirler sunuldu, eleştiriler yapıldı, görüşler açıklandı…

Gönül istiyor ki, "Kurucu İradenin" ortaya koyduğu ortak değerlere ve ilkelere sahip çıkılsın; ağırlığı olan bir milli irade oluşturularak onun peşinden gidilsin. İlkeleri savunmayı başarırsak kişileri konuşmak zorunda kalmayız. Bugün örgütlü siyaset yapmaktan, örgütlü bir toplum olmaktan başka hiçbir seçeneğimiz kalmamıştır.

Siyasetin içinden gelen, vatan sevgilerine ve mücadele güçlerine yürekten inandığım; gencecik, aslanlar gibi üç değerli aday var. Kişisel hesapların ve kulis gölgelerinin salonun içinde gezinmediği, seçmenin hür iradesiyle tercihini yaptığı ve günün sonunda kaybedenin olmayacağı bir demokrasi şöleni diliyorum.

Her üç kardeşime de başarılar dilerim…

Eşitliği sağlarsak iyiliğe ihtiyaç duyulmaz, özgürlüğü sağlarsak merhamete gerek kalmaz. Yurttaş varsa kul, hak varsa sadaka yoktur. İnsan varsa ümmetçilik imkânsızdır.

Sorumluluk, dürüstlük ve ahlak varsa insan neden Tanrı’dan korksun ki?

24.09.2026

Sevgi ve sağlıcakla kalın dostlar…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve 1923tv.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.