“Erkekler tuvaletine, Ayten’in girmeyeceğini bildiği halde 'Seni Seviyorum Ayten' yazan bir topluluğun ferdiyiz; bizden mantık beklemeyin…”
Dün Yeni Parti Aydın İl Başkanlığı seçimi vardı. Akşama kadar Fatih Kapalı Pazar yerinde, siyaset dedikleri o devasa ve trajikomik tiyatroyu izledim. Sahnedekiler sürekli "yeni" ve "değişim" tiradları atıyordu ama dekor da oyuncular da asırlık bir vurdumduymazlığın tortusundan ibaretti…
Memleket her alanda ve anlamda büyük bir sıkıntı ve açmaz içindeyken; dönen küçük hesapları, o muazzam samimiyetsizliği soludukça aklıma bu meşhur melankolik duvar yazısı geldi…
İşte tam olarak buydu olay! Karşımızda, Ayten’in o kapıdan asla girmeyeceğini bile bile duvara ilan-ı aşk kazıyan o çaresiz ama aynı zamanda anlamsız mantık hatasının siyasi bir simülasyonu duruyordu…
Değişimin ve umudun o salondan çıkmayacağını herkes adı gibi biliyordu; ama herkes duvara "Değişim" yazmaya devam ediyordu…
Kulislerde dönen diyaloglar, insan onurunun siyasi ikbal karşısında nasıl ucuza tanzim edildiğinin canlı birer anatomik dersi gibiydi…
Bir delege diğerinin yanına yanaşıyor, "A kişisine oy vereceğim" diye yeminler ediyor; beş dakika sonra arkasını dönüp B kişisinin zarfını cebine indiriyordu…
Bir başkası, toplumun saygı duyduğu bir hekime yaklaşıp, "Doktorum, sen kime vereceksin?" diye soruyor; "Ben C kişisine vereceğim" Yanıtını aldığı an, o riyakârlık pazarında tezgâh açmışçasına yüzüne sahte bir maske takıp, "Aaaa ne kadar güzel, valla ben de tam ona verecektim!" diye yalakalık senfonisi besteliyordu…
Kirli çamaşırlar, eski defterler, arkadan bıçaklamalar...
Herkes birbirinin açığı üzerinden bir iktidar alanı devşirme telaşındaydı. Yalanlar öyle havada uçuşuyordu ki, pazar yerinin çelik konstrüksiyon tavanı o sahte gülüşlerin basıncından çökecek gibiydi…
Aydın’daki seçim arenasından, ülkenin dört bir yanındaki siyaset arenalarından topluma verilmesi gereken en önemli mesaj aslında şuydu:
Ayten’in o erkekler tuvaletine girmeyeceğini bilmenize rağmen duvara sahte aşk mesajları yazmayı; yani bu köhneleşmiş, liyakatsiz, menfaat ilişkilerinden beslenen siyaset mekanizmasından "gerçek bir değişim" beklemeyi artık bırakın!
Yüzünüze gülerken arkasından zarf değiştirenlerin, güce göre renk değiştiren bukalemunların bu ülkenin gençlerine umut, ekonomisine çare, adaletine hukuk getirmesi olanaksızdır…
Eğer bu makûs talihi, bu trajikomik aldanışı yıkmak istiyorsak; kurtuluş ne sahte gülüşlerde ne de köhne koltuk kavgalarındadır…
Kurtuluş; Mustafa Kemal’in o tavizsiz, rasyonel, çağdaş ve tam bağımsız ahlak ayarlarına, yani özümüze geri dönmektedir…
Aksi takdirde, biz daha çok tuvalet duvarlarına Ayten’in adını yazar, o kapının önünde beyhude bir mantıksızlıkla delirmeyi entelektüel bir başarı sanırız!
Kazananı kutlamak adettendir. Dilever Demir Başkanı tebrik ederim…
19.10.2026
Sevgi ve sağlıcakla kalın dostlar…