Metin Devrim
Köşe Yazarı
Metin Devrim
 

TEBDİL-İ KIYAFET BİR FİLOZOF

(Sinoplu Diyojen ve Günümüz Türkiye Panoraması) Eğer Antik Çağ’ın kural tanımaz filozofu Sinoplu Diogenes bugün mezarından kalkıp gelseydi; elindeki fenerle gündüz vakti "Adam arıyorum, adam!" diye bağırmazdı. Taksim Meydanı’nda ya da Kızılay’ın ortasında durur, fenerini yere bırakır, askıda ekmek sırasındaki halka ve Meclis’in önünden geçen lüks makam araçlarına bakıp galaktik bir kahkaha patlatırdı... Biz de IV. Murad usulü tebdil-i kıyafet ettik, filozof hırkasına bürünüp karıştık memleketin hengâmesine. Ama ne görelim; hırkanın kumaşına KDV, fenerin içindeki muma ÖTV, adımlarımıza ise "kamusal alan işgali" cezası kesilmek üzere! Diyojen ilk darbeyi turnikelerde yedi. Mum fiyatlarına gelen son zamlardan sonra fenerini söndürürken mırıldandı: “Karanlıkta aramak daha ucuz, zira bu ülkede aydınlanmak bile lüks tüketim vergisine tabi!” Taksitli Sefalet ve Stoacı Deney Sokaktaki insana bakıyoruz: Herkesin elinde asgari ücretin üç-beş katı değerinde akıllı telefonlar... Ama ekranın arkasında ne bir umut saklı ne de bir gelecek planı. Taksitlendirilmiş bir sefalet, ambalajlanmış bir çaresizliğe sarılmış. Filozof soruyor: “Ey ahali! Cebinizdeki cihaz dünyayı ayağınıza getiriyor da siz neden ay sonunu getiremiyorsunuz?” Halk suskun, halk sadece bildirimlere bakıp iç çekiyor. Bugün Türkiye’de yaşamak, Epiktetos’un ya da Marcus Aurelius’un dahi tasarlayamayacağı kadar ağır bir Stoacılık testinde. "Değiştiremeyeceğin durumu kabullen" felsefesini çoktan aştık; bizimkisi kabulleniş değil, absürt bir hayatta kalma draması. Eğitim sistemi çökmüş; akademiden çıkan diplomalar motorlu kuryelerin heybesinde paket taşıyor. Gençler yarını düşünemiyor, çünkü yarın sabah hangi belirsizliğin ya da hangi hukuksuzluğun kapıyı çalacağına dair hiçbir öngörü tutmuyor. Adaletin Terazisi ve Muhalefetin Komedyası Adalet saraylarının önündeki Themis heykeli, mahkeme salonlarında dönen tiyatroyu, yargısız infazları görse; göz bağını söker, terazisini kırar, arkasına bakmadan Atina’ya kaçardı. Fakat Diyojen’in feneri sadece iktidar saflarına yönelmiyor; muhalefetin üzerindeki o tuhaf alacakaranlığı da aydınlatıyor. Filozof, iktidarın baskısı altında ezilen ama kendi içinde de taht kavgasından kafasını kaldıramayan muhalefeti görünce şaşırıyor. İç çekişmeleri, kurultay kavgalarını, "butlan" davalarını, her krizden yeni bir parti çıkarma sevdasını, halk yoksullukla boğuşurken koltuk hesabı yapanları izlerken fıçısını yumrukluyor: "Ben bir fıçının içinde yaşıyordum ve İskender’e 'Gölge etme başka ihsan istemem' diyordum. İktidar üzerinize silindir gibi geliyor, belediye başkanlarınız saf değiştirmeye mecbur bırakılıyor, kayyumlar kapıda bekliyor; siz ise kendi evinizin odalarını paylaşamadığınız için çatının çöküşünü izliyorsunuz!” Trajedi burada derinleşiyor: Bir yanda muhalif belediyeler üzerinde kurulan mali ve hukuki cendereler, diğer yanda "Rozeti tak, kurtul" baskısıyla saf değiştiren siyasetçiler... Diyojen soruyor: “İnanç ve ilke, bir rozet değişimiyle buharlaşıyorsa; sizin siyaset dediğiniz şey ticaretin kaçıncı şubesi?” Bir ülkenin en büyük trajedisi, cehaletin organize olup aklın yalnızlığa itilmesidir. İnanç istismar edilirken, din, vicdanı ve ahlakı arındıran erdem olmaktan çıkarılıp siyasetin çimentosu ve lüks araçların statü sembolü haline getiriliyor. Rant uğruna madencilik ve asırlık zeytinlikler peşkeş çekiliyor, ormanlar yakılıyor, sahiller betondan kütlelerle boğuluyor. Doğa intikamını sel baskınlarıyla, kuraklıkla hatırlatıyor ama biz tiyatronun ön sırasından bu çöküşü izlemeye devam ediyoruz. Uyuşturucu ve suç çetelerinin ilkokul kapılarına kadar inmesi, sosyal yapının ve toplumsal dokunun ne denli derin bir çürüme içinde olduğunun resmidir. Osmanlı’nın Son Dönemi ve Atatürk Vizyonu Kişiler, roller, olaylar aynı olmasa da, “Tarih tekerrürden ibarettir.“ derler... Osmanlı’nın son dönemindeki o vurdumduymazlık, liyakatsizlik, saray şatafatı ve basiretsizlik nasıl ki emperyalist güçlerin ülkeyi işgale açık hale getirdiyse; bugün yapılan aynı hatalar da toplumsal dokuyu içten içe kemirmektedir. Neyse ki bu milletin makus tarihi, karanlığın en koyu olduğu yerde akılla, bilimle ve devrimci bir iradeyle yırtıldı. Mustafa Kemal Atatürk, dogmaların, liyakatsizliğin ve cehaletin yerine aklı, bilimi ve bağımsızlığı koyarak çağdaş bir cumhuriyet inşa etti. Osmanlı’nın düştüğü tuzağa yeniden düşmemek, ülkeyi uçuruma sürükleyen anlayışa da, kendi derdine düşmüş basiretsiz muhalefete de teslim olmamak için bugün ihtiyacımız olan tek şey; o akılcı, birleştirici ve laik ruha yeniden sarılmaktır. Diyojen fenerini en son Meclis’in kapısında tamamen söndürdü ve fıçısına doğru yürürken son felsefi bombasını bıraktı: “Ben zamanında adam arıyordum; ama siz önce kaybettiğiniz aklı, liyakati ve adaleti arayın. Tanrı yardımcınız olsun, zira bu ülkede delirmemek ve dik durabilmek en büyük entelektüel başarıdır!” 21.09.2026 Sevgi ve sağlıcakla kalın dostlar…
Ekleme Tarihi: 21 Eylül 2026 -Pazartesi
Metin Devrim

TEBDİL-İ KIYAFET BİR FİLOZOF

(Sinoplu Diyojen ve Günümüz Türkiye Panoraması)

Eğer Antik Çağ’ın kural tanımaz filozofu Sinoplu Diogenes bugün mezarından kalkıp gelseydi; elindeki fenerle gündüz vakti "Adam arıyorum, adam!" diye bağırmazdı.

Taksim Meydanı’nda ya da Kızılay’ın ortasında durur, fenerini yere bırakır, askıda ekmek sırasındaki halka ve Meclis’in önünden geçen lüks makam araçlarına bakıp galaktik bir kahkaha patlatırdı...

Biz de IV. Murad usulü tebdil-i kıyafet ettik, filozof hırkasına bürünüp karıştık memleketin hengâmesine. Ama ne görelim; hırkanın kumaşına KDV, fenerin içindeki muma ÖTV, adımlarımıza ise "kamusal alan işgali" cezası kesilmek üzere!

Diyojen ilk darbeyi turnikelerde yedi. Mum fiyatlarına gelen son zamlardan sonra fenerini söndürürken mırıldandı: “Karanlıkta aramak daha ucuz, zira bu ülkede aydınlanmak bile lüks tüketim vergisine tabi!”

Taksitli Sefalet ve Stoacı Deney

Sokaktaki insana bakıyoruz: Herkesin elinde asgari ücretin üç-beş katı değerinde akıllı telefonlar... Ama ekranın arkasında ne bir umut saklı ne de bir gelecek planı. Taksitlendirilmiş bir sefalet, ambalajlanmış bir çaresizliğe sarılmış.

Filozof soruyor: “Ey ahali! Cebinizdeki cihaz dünyayı ayağınıza getiriyor da siz neden ay sonunu getiremiyorsunuz?” Halk suskun, halk sadece bildirimlere bakıp iç çekiyor.

Bugün Türkiye’de yaşamak, Epiktetos’un ya da Marcus Aurelius’un dahi tasarlayamayacağı kadar ağır bir Stoacılık testinde. "Değiştiremeyeceğin durumu kabullen" felsefesini çoktan aştık; bizimkisi kabulleniş değil, absürt bir hayatta kalma draması.

Eğitim sistemi çökmüş; akademiden çıkan diplomalar motorlu kuryelerin heybesinde paket taşıyor. Gençler yarını düşünemiyor, çünkü yarın sabah hangi belirsizliğin ya da hangi hukuksuzluğun kapıyı çalacağına dair hiçbir öngörü tutmuyor.

Adaletin Terazisi ve Muhalefetin Komedyası

Adalet saraylarının önündeki Themis heykeli, mahkeme salonlarında dönen tiyatroyu, yargısız infazları görse; göz bağını söker, terazisini kırar, arkasına bakmadan Atina’ya kaçardı.

Fakat Diyojen’in feneri sadece iktidar saflarına yönelmiyor; muhalefetin üzerindeki o tuhaf alacakaranlığı da aydınlatıyor. Filozof, iktidarın baskısı altında ezilen ama kendi içinde de taht kavgasından kafasını kaldıramayan muhalefeti görünce şaşırıyor.

İç çekişmeleri, kurultay kavgalarını, "butlan" davalarını, her krizden yeni bir parti çıkarma sevdasını, halk yoksullukla boğuşurken koltuk hesabı yapanları izlerken fıçısını yumrukluyor:

"Ben bir fıçının içinde yaşıyordum ve İskender’e 'Gölge etme başka ihsan istemem' diyordum.

İktidar üzerinize silindir gibi geliyor, belediye başkanlarınız saf değiştirmeye mecbur bırakılıyor, kayyumlar kapıda bekliyor; siz ise kendi evinizin odalarını paylaşamadığınız için çatının çöküşünü izliyorsunuz!”

Trajedi burada derinleşiyor: Bir yanda muhalif belediyeler üzerinde kurulan mali ve hukuki cendereler, diğer yanda "Rozeti tak, kurtul" baskısıyla saf değiştiren siyasetçiler...

Diyojen soruyor: “İnanç ve ilke, bir rozet değişimiyle buharlaşıyorsa; sizin siyaset dediğiniz şey ticaretin kaçıncı şubesi?”

Bir ülkenin en büyük trajedisi, cehaletin organize olup aklın yalnızlığa itilmesidir.

İnanç istismar edilirken, din, vicdanı ve ahlakı arındıran erdem olmaktan çıkarılıp siyasetin çimentosu ve lüks araçların statü sembolü haline getiriliyor.

Rant uğruna madencilik ve asırlık zeytinlikler peşkeş çekiliyor, ormanlar yakılıyor, sahiller betondan kütlelerle boğuluyor.

Doğa intikamını sel baskınlarıyla, kuraklıkla hatırlatıyor ama biz tiyatronun ön sırasından bu çöküşü izlemeye devam ediyoruz.

Uyuşturucu ve suç çetelerinin ilkokul kapılarına kadar inmesi, sosyal yapının ve toplumsal dokunun ne denli derin bir çürüme içinde olduğunun resmidir.

Osmanlı’nın Son Dönemi ve Atatürk Vizyonu

Kişiler, roller, olaylar aynı olmasa da, “Tarih tekerrürden ibarettir.“ derler...

Osmanlı’nın son dönemindeki o vurdumduymazlık, liyakatsizlik, saray şatafatı ve basiretsizlik nasıl ki emperyalist güçlerin ülkeyi işgale açık hale getirdiyse; bugün yapılan aynı hatalar da toplumsal dokuyu içten içe kemirmektedir.

Neyse ki bu milletin makus tarihi, karanlığın en koyu olduğu yerde akılla, bilimle ve devrimci bir iradeyle yırtıldı. Mustafa Kemal Atatürk, dogmaların, liyakatsizliğin ve cehaletin yerine aklı, bilimi ve bağımsızlığı koyarak çağdaş bir cumhuriyet inşa etti.

Osmanlı’nın düştüğü tuzağa yeniden düşmemek, ülkeyi uçuruma sürükleyen anlayışa da, kendi derdine düşmüş basiretsiz muhalefete de teslim olmamak için bugün ihtiyacımız olan tek şey; o akılcı, birleştirici ve laik ruha yeniden sarılmaktır.

Diyojen fenerini en son Meclis’in kapısında tamamen söndürdü ve fıçısına doğru yürürken son felsefi bombasını bıraktı:

“Ben zamanında adam arıyordum; ama siz önce kaybettiğiniz aklı, liyakati ve adaleti arayın. Tanrı yardımcınız olsun, zira bu ülkede delirmemek ve dik durabilmek en büyük entelektüel başarıdır!”

21.09.2026

Sevgi ve sağlıcakla kalın dostlar…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve 1923tv.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.