Metin Devrim
Köşe Yazarı
Metin Devrim
 

KIZMABİRADER !

 “O dönem ana kademe İl Başkan Yardımcısı olarak görev yapıyordum. Kongreye katılmamam şahsi bir tercih değil; Özlem Çerçioğlu’nun talimatıyla hareket eden dönemin İl Başkanı Hikmet Saatçı’nın şahsıma doğrudan verdiği talimatın sonucudur. Üstelik aynı kongreye benim yerime bizzat denetmen olarak Hikmet Saatçı katılmış ve divan başkanlığı görevini dönemin Gençlik Kolları İl Başkanı üstlenmiştir. Bir başka il başkan adayını desteklemek uğruna şahsımı karalamaya çalışmak üye iradesi değil, üst iradenin yansımasıdır. Bu irade ile birlikte İl Başkanı Hikmet Saatçi, kendisiyle görüşmemize rağmen bu konuyla ilgili bir açıklama yapmaktan kaçınmış ve il kongre sürecinde tarafsızlığını yitirmiştir.” Yukarıdaki satırlar, “Yeni” Parti Aydın İl Başkan adaylarından bir kardeşimizin basına ve kamuoyuna yansıyan açıklamasından birebir alıntıdır. Bilgisi ve izni dâhilinde olup, “silahların eşitliği ilkesine” saygım gereği ismini yazmıyorum… Bu yazımın, Aydın siyasetinin kısa ve net bir durum tespiti olmaktan öte hiçbir gayesi yoktur… “Keşke herkesin garsonlar kadar hafızası olsa da, kime ne getirdiklerini ve kimden ne götürdüklerini unutmasalar.” Hatırladığım kadarıyla Haldun Taner’e ait olan bu söz; görünürde garsonların masa masa dolaşıp siparişleri hiç karıştırmadan getirmelerine sunulmuş bir takdir gibi başlayıp, arkasında insan ilişkilerine, vefaya ve siyasi ahlaka dair son derece derin, iğneleyici bir zekâ barındırır… Bana sık sık soruyorlar: “Neden yerel siyasetten yazmıyorsun?” Neden yazayım?  Niçin yazayım?   Kelime               Temel Vurgu                   Odak Noktası Neden                Sebep / Gerekçe             Geçmişte ve mevcutta olan Niçin                  Amaç / Gaye                   Geleceğe yönelik hedef   Bu küçük tablo bir hatırlatmadır; hafızayı tazelemek, dünden bugünü doğru mukayese edebilmek için… Garson hafızası unutmaz. Unutmanın zincirleme bir reaksiyona sebep olacağını bilir. Unutursa hata yapar; siparişleri karıştırır, müşteri memnuniyetsizliği doğar. Bu durum işletme için gelir kaybı, garson içinse iş kaybıdır. Siyaset bir toplumun geleceğini onurla inşa etme iddiasıdır. Ancak bugün karşı karşıya olduğumuz tablo; ilke ve değerler üzerinden yükselen bir irade beyanı değil, topluma ve siyasi aktörlere "yersen" dayatmasını meşrulaştırmaya çalışan kurnazlıktır! Siyaset, ilke ve ahlak zemininden koparıldığında bir yönetim sanatı olmaktan çıkar; ikbal hesaplarının, şantaj kıskacının ve pazarlık masalarının mezesine dönüşür. O vakit konuştuğunuz tek şey kişiler, yani "özne"ler olur… Cümleler öznesiz olmaz. Anlam bütünlüğünü sağlayansa cümlenin özüdür, anlatımıdır. Tarihten bir yaprak açalım: CHP Genel Sekreteri Recep Peker, partiyle ilgili onaylanması gereken resmi bir belgeyi imza için Mustafa Kemal Atatürk’e getirir. Atatürk, belgedeki boşluğa "CHP" yazmak yerine doğrudan "Partim" ifadesini düşer. Recep Peker bu durumu fark edip merakla sorar: — “Paşam, niçin CHP yazmıyorsunuz da 'Partim' yazıyorsunuz?” Atatürk, tarihe geçen o manidar cevabı verir: — “Ne bileyim sonuna kadar CHP'nin benim partim olarak kalacağını…” Atatürk bu sözüyle, kurduğu partinin ve koyduğu temel ilkelerin ilerleyen yıllarda dönemin siyasal şartlarına veya yöneticilerine göre çizgisinden sapma ihtimaline dikkat çekmek istemiştir. Tarih, örgütlü bir toplumun direnci karşısında hiçbir tüccar yapının kalıcı olamayacağını defalarca kanıtlamıştır. Mesele, rüzgâra göre yön değiştiren siyasi figürlerden medet ummak değil; toplumsal dayanışmayı ve örgütlü halk iradesini yeniden inşa edecek o "katalizör" iradeyi ortaya koyabilmektir. Ayrılanlar ile kalanların birbirini en acımasız, en ağır "hainlik", "iş birlikçilik" ve "satılmışlık" ithamlarıyla boğazladığı; dijital mecraların ve sosyal medyanın nefret odalarında her gün yeni bir linç ayininin düzenlendiği bu vasatta, akıl ve ilke tamamen unutulmuştur. Muhalefet kendi evini kendi eliyle ateşe verirken; bir yanda belediyelere yönelik adli operasyonlar, kıskaca alma hamleleri ve hukuki kuşatmalar dalga dalga büyüyor. Dışarıdan gelen bu sistemli baskıya karşı kenetlenmesi gerekenler ise, içerideki koltuk ve kimlik kavgası uğruna adeta bir kıyım yarışı yürütmektedir. Politik kurnazlıkların, savrulmaların ve ilkesizliğin prim yaptığı bir iklimde hatırdan çıkarmamak gereken asıl terazi şudur: “Edep aklın tercümanıdır. Herkes edebi kadar akıllı, aklı kadar şerefli, şerefi kadar kıymetlidir…” Kızmabirader zevkli oyundur. Oyunda ilerlemek tamamen attığın zardaki sayıya bağlıdır. Başlangıç alanındaki piyonlarından birini sahaya çıkarabilmek için 6 atmak gerekir. Ayrıca 6 attığında bir kez daha zar atma hakkı kazanırsın. Eğer zarı attığında, geldiğin karede başka bir oyuncunun tek bir piyonu varsa, onun piyonunu "yersin". Yenen piyon başlangıç evine geri döner (oyunun adı da tam olarak burada mağdur olan oyuncunun tepkisinden gelir). Ancak unutmamak gerekir ki; masada adalet yoksa atılan zarların hileli, zarı tutan ellerin ‘’mahir’’ olduğu yerlerde oyunun kuralları masanın altında yeniden yazılır. Hileli zarlarla oyunu manipüle etmeye çalışanlara karşı gözü açık olmak, masadaki oyunu bozmanın ilk şartıdır. 18.10.2026 tarihinde “Yeni” Parti Aydın İl Başkanlığı seçimi var. “Yeni” bir umut arayışı… İşte o umudu; hileli zarlara, masa başı pazarlıklara, çıkar ilişkileri ve vesayet odaklarına rağmen yıkılmadan taşıyabilecek güçlü, sağlam, güvenilir bir omuzun seçimidir bu… 12.10.2026 Sevgi ve sağlıcakla kalın dostlar…
Ekleme Tarihi: 12 Ekim 2026 -Pazartesi
Metin Devrim

KIZMABİRADER !

 “O dönem ana kademe İl Başkan Yardımcısı olarak görev yapıyordum. Kongreye katılmamam şahsi bir tercih değil; Özlem Çerçioğlu’nun talimatıyla hareket eden dönemin İl Başkanı Hikmet Saatçı’nın şahsıma doğrudan verdiği talimatın sonucudur.

Üstelik aynı kongreye benim yerime bizzat denetmen olarak Hikmet Saatçı katılmış ve divan başkanlığı görevini dönemin Gençlik Kolları İl Başkanı üstlenmiştir.

Bir başka il başkan adayını desteklemek uğruna şahsımı karalamaya çalışmak üye iradesi değil, üst iradenin yansımasıdır.

Bu irade ile birlikte İl Başkanı Hikmet Saatçi, kendisiyle görüşmemize rağmen bu konuyla ilgili bir açıklama yapmaktan kaçınmış ve il kongre sürecinde tarafsızlığını yitirmiştir.”

Yukarıdaki satırlar, “Yeni” Parti Aydın İl Başkan adaylarından bir kardeşimizin basına ve kamuoyuna yansıyan açıklamasından birebir alıntıdır. Bilgisi ve izni dâhilinde olup, “silahların eşitliği ilkesine” saygım gereği ismini yazmıyorum…

Bu yazımın, Aydın siyasetinin kısa ve net bir durum tespiti olmaktan öte hiçbir gayesi yoktur…

“Keşke herkesin garsonlar kadar hafızası olsa da, kime ne getirdiklerini ve kimden ne götürdüklerini unutmasalar.”

Hatırladığım kadarıyla Haldun Taner’e ait olan bu söz; görünürde garsonların masa masa dolaşıp siparişleri hiç karıştırmadan getirmelerine sunulmuş bir takdir gibi başlayıp, arkasında insan ilişkilerine, vefaya ve siyasi ahlaka dair son derece derin, iğneleyici bir zekâ barındırır…

Bana sık sık soruyorlar: “Neden yerel siyasetten yazmıyorsun?”

Neden yazayım?  Niçin yazayım?

 

Kelime               Temel Vurgu                   Odak Noktası

Neden                Sebep / Gerekçe             Geçmişte ve mevcutta olan

Niçin                  Amaç / Gaye                   Geleceğe yönelik hedef

 

Bu küçük tablo bir hatırlatmadır; hafızayı tazelemek, dünden bugünü doğru mukayese edebilmek için…

Garson hafızası unutmaz. Unutmanın zincirleme bir reaksiyona sebep olacağını bilir. Unutursa hata yapar; siparişleri karıştırır, müşteri memnuniyetsizliği doğar. Bu durum işletme için gelir kaybı, garson içinse iş kaybıdır.

Siyaset bir toplumun geleceğini onurla inşa etme iddiasıdır. Ancak bugün karşı karşıya olduğumuz tablo; ilke ve değerler üzerinden yükselen bir irade beyanı değil, topluma ve siyasi aktörlere "yersen" dayatmasını meşrulaştırmaya çalışan kurnazlıktır!

Siyaset, ilke ve ahlak zemininden koparıldığında bir yönetim sanatı olmaktan çıkar; ikbal hesaplarının, şantaj kıskacının ve pazarlık masalarının mezesine dönüşür. O vakit konuştuğunuz tek şey kişiler, yani "özne"ler olur…

Cümleler öznesiz olmaz. Anlam bütünlüğünü sağlayansa cümlenin özüdür, anlatımıdır.

Tarihten bir yaprak açalım:

CHP Genel Sekreteri Recep Peker, partiyle ilgili onaylanması gereken resmi bir belgeyi imza için Mustafa Kemal Atatürk’e getirir. Atatürk, belgedeki boşluğa "CHP" yazmak yerine doğrudan "Partim" ifadesini düşer.

Recep Peker bu durumu fark edip merakla sorar:

— “Paşam, niçin CHP yazmıyorsunuz da 'Partim' yazıyorsunuz?”

Atatürk, tarihe geçen o manidar cevabı verir:

— “Ne bileyim sonuna kadar CHP'nin benim partim olarak kalacağını…”

Atatürk bu sözüyle, kurduğu partinin ve koyduğu temel ilkelerin ilerleyen yıllarda dönemin siyasal şartlarına veya yöneticilerine göre çizgisinden sapma ihtimaline dikkat çekmek istemiştir.

Tarih, örgütlü bir toplumun direnci karşısında hiçbir tüccar yapının kalıcı olamayacağını defalarca kanıtlamıştır. Mesele, rüzgâra göre yön değiştiren siyasi figürlerden medet ummak değil; toplumsal dayanışmayı ve örgütlü halk iradesini yeniden inşa edecek o "katalizör" iradeyi ortaya koyabilmektir.

Ayrılanlar ile kalanların birbirini en acımasız, en ağır "hainlik", "iş birlikçilik" ve "satılmışlık" ithamlarıyla boğazladığı; dijital mecraların ve sosyal medyanın nefret odalarında her gün yeni bir linç ayininin düzenlendiği bu vasatta, akıl ve ilke tamamen unutulmuştur.

Muhalefet kendi evini kendi eliyle ateşe verirken; bir yanda belediyelere yönelik adli operasyonlar, kıskaca alma hamleleri ve hukuki kuşatmalar dalga dalga büyüyor.

Dışarıdan gelen bu sistemli baskıya karşı kenetlenmesi gerekenler ise, içerideki koltuk ve kimlik kavgası uğruna adeta bir kıyım yarışı yürütmektedir.

Politik kurnazlıkların, savrulmaların ve ilkesizliğin prim yaptığı bir iklimde hatırdan çıkarmamak gereken asıl terazi şudur:

“Edep aklın tercümanıdır. Herkes edebi kadar akıllı, aklı kadar şerefli, şerefi kadar kıymetlidir…”

Kızmabirader zevkli oyundur. Oyunda ilerlemek tamamen attığın zardaki sayıya bağlıdır.

Başlangıç alanındaki piyonlarından birini sahaya çıkarabilmek için 6 atmak gerekir. Ayrıca 6 attığında bir kez daha zar atma hakkı kazanırsın.

Eğer zarı attığında, geldiğin karede başka bir oyuncunun tek bir piyonu varsa, onun piyonunu "yersin". Yenen piyon başlangıç evine geri döner (oyunun adı da tam olarak burada mağdur olan oyuncunun tepkisinden gelir).

Ancak unutmamak gerekir ki; masada adalet yoksa atılan zarların hileli, zarı tutan ellerin ‘’mahir’’ olduğu yerlerde oyunun kuralları masanın altında yeniden yazılır.

Hileli zarlarla oyunu manipüle etmeye çalışanlara karşı gözü açık olmak, masadaki oyunu bozmanın ilk şartıdır.

18.10.2026 tarihinde “Yeni” Parti Aydın İl Başkanlığı seçimi var. “Yeni” bir umut arayışı…

İşte o umudu; hileli zarlara, masa başı pazarlıklara, çıkar ilişkileri ve vesayet odaklarına rağmen yıkılmadan taşıyabilecek güçlü, sağlam, güvenilir bir omuzun seçimidir bu…

12.10.2026

Sevgi ve sağlıcakla kalın dostlar…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve 1923tv.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Can Peker
(12.10.2026 10:59 - #2528)
"Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur.." bel,sırt,omuz da önemlidir tabi.. :)
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve 1923tv.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.