Metin Devrim
Köşe Yazarı
Metin Devrim
 

KÖYE BİR DELİ ARANIYOR !

Köşe yazarı, gündeliğin tozu dumanı içinden geçerek zihinsel bir süzgeç oluşturan ve bunu kendi diliyle inşa eden kişidir. Yalnızca olayları aktaran veya yüzeysel polemiklerle gün dolduran bir yaklaşım "gazetecilik/yorumculuk" sınırında kalabilir. Ancak metnine fikri derinlik, estetik kaygı ve özgün bir bakış katabilen köşe yazarı, bugünün disiplinlerarası veya gündelik bir mevzusunu ele alırken onu insan doğasına, ahlaka, tarihe veya evrensel ilkelere bağlamayı başarabilir. Böylece o yazı, yazıldığı günün ötesine geçer. 10 yıl veya 50 yıl sonra okunduğunda dahi tazeliğini ve geçerliliğini koruyan bir metin ortaya çıkar ki; bir metne "yazınsal eser" dedirten ana kriter tam olarak budur. Biz de bu kriterleri ilke edinerek yazım hayatına devam ediyoruz. Dün (16.10.2026 Cuma) Yeni parti Aydın İl Başkanları aday tanıtım toplantısına katıldık. Göze çarpan iki eksiklik vardı. Prompter ve partinin 3 milletvekili… Yoklukları hayır mıdır şer mi? Onu da seçmene bırakalım… Özellikle vekilleri… Prompter (akıcı okuma ekranı), modern siyasette sıklıkla kullanılan en kritik iletişim araçlarından biridir… Özellikle miting veya coşkulu salon toplantılarında kâğıttan okumak, siyasi mesajın enerjisini düşürür… Toplum genellikle siyasetçinin/konuşmacının savunduğu fikirlere, projelere ve değerlere ezbere/yürekten bağlı olmasını bekler. Sürekli kâğıda bakmak, "konusuna yeterince hâkim değil" izlenimi doğurur… Salonda prompter olsaydı eğer, konuşmacının, “Bize Değil, Kâğıda Konuşuyor" algısını yıkardı... Dinleyici, siyasetçinin kendi hislerini ve gerçek düşüncelerini değil de, bir başkası (metin yazarı) tarafından kaleme alınmış cümleleri aktardığını düşünmezdi örneğin… Kâğıttan okurken duygu, heyecan ve coşku tonlaması yapmak çok zordur. Elinde kâğıt tutmak zorunda kalmayan siyasetçi, jest ve mimiklerini çok daha serbest ve vurgulu şekilde kullanabilirdi… Satır satır takip zorunluluğu da olmazdı. Çünkü akıştan bir kez koptuğunda, kâğıtta nerede kaldığını bulmak, samanlıkta iğne aramaktan beterdir… Kısacası, "Bazı insanları her zaman kandırabilirsiniz, bütün insanları bazen kandırabilirsiniz; ama bütün insanları her zaman kandıramazsınız." Hitabet veya siyasi analizlerde bu ifade; kamuoyunu yanıltmaya çalışan liderlerin/konuşmacıların nihayetinde başarısızlığa mahkûm olduğunu ve toplumsal hafızanın/gerçekliğin eninde sonunda galip geleceğini vurgulamak için kullanılır… Çok bağırıyor olmanız da, eksik ve yanlışları örtebilme beceriniz olduğu anlamına gelmez… Amacı bir partiyi, bir makamı veya bir örgütü kullanarak kendi şahsi zenginliğini, ticari ağlarını ve güç odaklarını korumak olanların kullandığı o süslü "sol", "devrimci" veya "halkçı" jargonlar; seçmenin ferasetine çarparak düşmeye mahkûmdur. Çünkü halk, sözlerin parlaklığına değil; yaşam pratiğine, sınıfsal duruşa ve eylemin tutarlılığına bakar. Genel başkan Özgür Özel ve Yeni Parti; eski muhalefet kalıplarının tıkandığı bir aşamada taban dinamizmini ve doğrudan üyeye dayalı demokrasiyi merkeze alarak önemli bir çıkış yaptı. Üyesine güvenen, adayını ön seçimle belirleyen, karar süreçlerine örgütünü katan… Ancak partinin kalıcı bir başarı elde etmesi; CHP ile olan gerilimi yıkıcı boyuta taşımadan yönetebilmesine, iktidarın hamlelerine karşı iç bütünlüğünü korumasına ve seçmene "yeni bir iktidar alternatifi" olduğunu somut politikalarla hissettirmesine bağlı görünüyor… Siyaset yapma hakkı sermayenin değil, örgütlü halkın hakkıdır. Sağlam bir siyasi yürüyüş, vesayete baş eğmeyen, birilerinin omzuna basarak değil, örgütünün yükünü taşımaktan kaçınmayan ve halkıyla “omuz omuza“ olanlarla yapılır… Özetle: ‘’Köyün Delisi’’ bir genel başkan bulduk… Sıra il başkanı bir “deliyi” bulmaya geldi… Herkesin koro halinde aynı şeyi söylediği ortamlarda aykırı sesi temsil edecek... Çıkar ilişkilerinin, delege hesaplarının, parti disiplininin veya toplumsal mahalle baskısının dışına çıkarak vicdanın ve yalın gerçeğin sesi olacak... Sistem tarafından rahatsız edici bulunsa da toplumsal hafızada ve adalet duygusunda iz bırakacak… Toplumda herkesin bildiği ama ayıplanma, dışlanma veya zarar görme korkusuyla söyleyemediği çıplak gerçekleri “pat” diye söyleyecek… Hiç büyümeyen, kalabalıklar içinde "Kral çıplak" diye haykıran bir çocuk; Barkan Kalınomuz… Seçimleriniz kaderinizdir… 17.10.2026 Sevgi ve sağlıcakla kalın dostlar…
Ekleme Tarihi: 17 Ekim 2026 -Cumartesi
Metin Devrim

KÖYE BİR DELİ ARANIYOR !

Köşe yazarı, gündeliğin tozu dumanı içinden geçerek zihinsel bir süzgeç oluşturan ve bunu kendi diliyle inşa eden kişidir.

Yalnızca olayları aktaran veya yüzeysel polemiklerle gün dolduran bir yaklaşım "gazetecilik/yorumculuk" sınırında kalabilir.

Ancak metnine fikri derinlik, estetik kaygı ve özgün bir bakış katabilen köşe yazarı, bugünün disiplinlerarası veya gündelik bir mevzusunu ele alırken onu insan doğasına, ahlaka, tarihe veya evrensel ilkelere bağlamayı başarabilir.

Böylece o yazı, yazıldığı günün ötesine geçer. 10 yıl veya 50 yıl sonra okunduğunda dahi tazeliğini ve geçerliliğini koruyan bir metin ortaya çıkar ki; bir metne "yazınsal eser" dedirten ana kriter tam olarak budur.

Biz de bu kriterleri ilke edinerek yazım hayatına devam ediyoruz.

Dün (16.10.2026 Cuma) Yeni parti Aydın İl Başkanları aday tanıtım toplantısına katıldık.

Göze çarpan iki eksiklik vardı. Prompter ve partinin 3 milletvekili…

Yoklukları hayır mıdır şer mi? Onu da seçmene bırakalım…

Özellikle vekilleri…

Prompter (akıcı okuma ekranı), modern siyasette sıklıkla kullanılan en kritik iletişim araçlarından biridir…

Özellikle miting veya coşkulu salon toplantılarında kâğıttan okumak, siyasi mesajın enerjisini düşürür…

Toplum genellikle siyasetçinin/konuşmacının savunduğu fikirlere, projelere ve değerlere ezbere/yürekten bağlı olmasını bekler. Sürekli kâğıda bakmak, "konusuna yeterince hâkim değil" izlenimi doğurur…

Salonda prompter olsaydı eğer, konuşmacının, “Bize Değil, Kâğıda Konuşuyor" algısını yıkardı...

Dinleyici, siyasetçinin kendi hislerini ve gerçek düşüncelerini değil de, bir başkası (metin yazarı) tarafından kaleme alınmış cümleleri aktardığını düşünmezdi örneğin…

Kâğıttan okurken duygu, heyecan ve coşku tonlaması yapmak çok zordur. Elinde kâğıt tutmak zorunda kalmayan siyasetçi, jest ve mimiklerini çok daha serbest ve vurgulu şekilde kullanabilirdi…

Satır satır takip zorunluluğu da olmazdı. Çünkü akıştan bir kez koptuğunda, kâğıtta nerede kaldığını bulmak, samanlıkta iğne aramaktan beterdir…

Kısacası, "Bazı insanları her zaman kandırabilirsiniz, bütün insanları bazen kandırabilirsiniz; ama bütün insanları her zaman kandıramazsınız."

Hitabet veya siyasi analizlerde bu ifade; kamuoyunu yanıltmaya çalışan liderlerin/konuşmacıların nihayetinde başarısızlığa mahkûm olduğunu ve toplumsal hafızanın/gerçekliğin eninde sonunda galip geleceğini vurgulamak için kullanılır…

Çok bağırıyor olmanız da, eksik ve yanlışları örtebilme beceriniz olduğu anlamına gelmez…

Amacı bir partiyi, bir makamı veya bir örgütü kullanarak kendi şahsi zenginliğini, ticari ağlarını ve güç odaklarını korumak olanların kullandığı o süslü "sol", "devrimci" veya "halkçı" jargonlar; seçmenin ferasetine çarparak düşmeye mahkûmdur.

Çünkü halk, sözlerin parlaklığına değil; yaşam pratiğine, sınıfsal duruşa ve eylemin tutarlılığına bakar.

Genel başkan Özgür Özel ve Yeni Parti; eski muhalefet kalıplarının tıkandığı bir aşamada taban dinamizmini ve doğrudan üyeye dayalı demokrasiyi merkeze alarak önemli bir çıkış yaptı. Üyesine güvenen, adayını ön seçimle belirleyen, karar süreçlerine örgütünü katan…

Ancak partinin kalıcı bir başarı elde etmesi; CHP ile olan gerilimi yıkıcı boyuta taşımadan yönetebilmesine, iktidarın hamlelerine karşı iç bütünlüğünü korumasına ve seçmene "yeni bir iktidar alternatifi" olduğunu somut politikalarla hissettirmesine bağlı görünüyor…

Siyaset yapma hakkı sermayenin değil, örgütlü halkın hakkıdır. Sağlam bir siyasi yürüyüş, vesayete baş eğmeyen, birilerinin omzuna basarak değil, örgütünün yükünü taşımaktan kaçınmayan ve halkıyla “omuz omuza“ olanlarla yapılır…

Özetle:

‘’Köyün Delisi’’ bir genel başkan bulduk…

Sıra il başkanı bir “deliyi” bulmaya geldi…

Herkesin koro halinde aynı şeyi söylediği ortamlarda aykırı sesi temsil edecek...

Çıkar ilişkilerinin, delege hesaplarının, parti disiplininin veya toplumsal mahalle baskısının dışına çıkarak vicdanın ve yalın gerçeğin sesi olacak...

Sistem tarafından rahatsız edici bulunsa da toplumsal hafızada ve adalet duygusunda iz bırakacak…

Toplumda herkesin bildiği ama ayıplanma, dışlanma veya zarar görme korkusuyla söyleyemediği çıplak gerçekleri “pat” diye söyleyecek…

Hiç büyümeyen, kalabalıklar içinde "Kral çıplak" diye haykıran bir çocuk;

Barkan Kalınomuz…

Seçimleriniz kaderinizdir…

17.10.2026

Sevgi ve sağlıcakla kalın dostlar…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve 1923tv.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.