"Bütün çiçekleri koparabilirsiniz ama baharın gelişini engelleyemezsiniz."
(Pablo Neruda)
"Asmayalım da besleyelim mi?" zihniyetinin vücut bulduğu; karanlığın olgunlaşması için her türlü zeminin hazırlandığı, taşların bağlanıp köpeklerin salındığı bir meşum tarihtir 12 Eylül 1980...
Bugün insan hakları ihlallerine, eğreti ve yarım yamalak bir demokrasiye, düşünmekten korkutulup dizi filmler ve futbol maçlarıyla uyuşturulmuş apolitik kitlelere mahkûmsak; sol siyasetin ve sendikal hareketlerin kanadı kırılmışsa; üniversitelerimiz bilim, felsefe ve sanat üretmekten âciz birer medreseye dönüştüyse; toplum derin bir sevgisizliğin ve cehaletin pençesindeyse, daha sayabileceğimiz nice musibete sahipsek: bunda hiç kuşkusuz 12 Eylül Darbesi'nin vebali ve payı çok büyüktür.
12 Eylül ile hesaplaşmak ve o dönemin karanlığını aydınlatmak; bu ülkenin demokrasisi, insan hakları, özgürlükleri ve hepsinden öte adalet arayışı için hâlâ en hayati eşiktir.
Bu toprakların en büyük talihsizliği; içi cerahat dolu tarihsel yaralarının hiç temizlenmeden, onlarla yüzleşilmeden üzerinin kapatılmasıdır. Ameliyat edilmeyen o yara, bugün toplumsal bünyemizi çürütmeye devam ediyor.
12 Eylül’ün açtığı o karanlık yol, yıllar sonra 15 Temmuz kalkışması gibi yeni bir vesayet ve darbe girişimi olarak yine bu halkın tepesine bindi. Failleri, kılıkları ya da gerekçeleri değişse de halkın iradesine, özgürlüğüne ve geleceğine kasteden her darbe; aynı karanlık odağın, aynı emperyalist aklın ürünüdür.
1980 Darbesi, Türkiye tarihinin alnına sürülmüş en kara lekedir. Sorgulamayan, biat etmeyi erdem sayan, itiraz hakkı elinden alınmış nesiller yetiştirme projesi, o karanlık günlerin planlı bir sonucudur.
Bugün, darbenin bilmem kaçıncı yıl dönümünde sosyal medyada ve haber sayfalarında yüzlerce fotoğraf ve anı paylaşılacak. O fotoğraflar, işte bir devletin kendi evlatlarına uyguladığı faşizan baskının, zindanlardaki çığlıkların ve silinen bir kuşağın somut vesikasıdır.
Ancak ne yaparlarsa yapsınlar; bu halkın bağımsızlık aşkını ve bahar ısrarını yok edemediler.
Büyük devrimci Che Guevara’nın dediği gibi:
"Kaybettiğinde değil, vazgeçtiğinde yenilirsin."
Ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün tarihe kazıdığı o sarsılmaz ilkeyle haykırıyoruz:
"Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir!"
Kahrolsun emperyalizm ve onun tüm yerli işbirlikçileri!
Dipnot:
12 Eylül’ün ağır faturasını ödeyenler zindanlarda, darağaçlarında ve sürgünlerde bedel öderken; o günlerde saklananların, kaçanların, gölgede sinenlerin bugün "78 Kuşaklığı" unvanını birer kartvizite dönüştürüp siyasi ikbal kapılarında pazarlaması, o mücadelenin aziz hatırasına yapılmış en büyük saygısızlıktır. 78 Kuşağı bir dernek tüzüğüne, bir parti ikbaline veya siyasi ranta sığmayacak kadar büyük bir toplumsal hafızadır; emek hırsızlarının değil, bedel ödeyenlerin mirasıdır.
12.09.2026
Sevgi ve sağlıcakla kalın dostlar…