Metin Devrim
Köşe Yazarı
Metin Devrim
 

MODERN İNSANIN ATLAS YANILSAMASI

Modern insanın tek bir temel problemi var: Aslında hiçbirimiz modern insan değiliz. Yaldızlı binalarımız, cebimizdeki teknolojiler ve dilimize pelesenk ettiğimiz entelektüel kavramlar bizi yanıltmasın; hepimiz hâlâ mağarasından yeni çıkmış ilkel insanlarız... Ancak bir farkla: Bizler, kendi yarattığı hapishanede yaşayan modern Atlas’larız. Yunan mitolojisinin en güçlü, en kudretli Titan’ı bugün akıllarımıza o dehşet verici savaşlardaki azametiyle gelmiyor. Onu gücüyle değil, sırtına bindirilen o aşağılayıcı yükle hatırlıyoruz. Meydanlara, müzelere onun savaşırken ki değil, cezasını çekerken kasları gerilmiş, diz çökmüş heykellerini dikiyor ve karşısına geçip hayranlıkla izliyoruz. Belki de o taşa bakarken estetik bir haz aldığımız için kendimizi "modern ve rafine" insanlarmış gibi hissediyoruz. İşte tam da bu yüzden modern değiliz. Bakarken kendi acizliğimizi görüp dehşete düşmemiz, ibret almamız gereken o heykellere sadece aptalca bir hayranlıkla bakıyoruz. Kendi sırtımızda çökmekte olan gök kubbeye kör kalıp, Atlas’ın sırtındakine bakarak ona acıma kibrini gösteriyoruz. Oysa bizim sırtımızdaki yük, onunkinden fersah fersah daha ağır ve çok daha aşağılayıcı… Atlas’ın bir tesellisi vardı: Ona bu cezayı kendisinden daha güçlü bir tiran, Zeus vermişti ve kaçışı yoktu. Bizim trajedimiz ise çok daha büyük, çünkü biz, omuzlarımızda iki tane gök kubbe taşıyoruz. Bunlardan ilki, henüz gerçek anlamda "insan" olmayı beceremediğimiz için kendimize kestiğimiz cezadır. Kendimize modern etiketi yapıştırarak ilkel insandan üstün olduğumuzu sanıyoruz. İlkel insanın derdi basitti: Açlıktan ölmemek için karnını doyurmak ve türünü devam ettirmek için çiftleşmek. Oysa bugünün insanı obez ve tecavüzcü; yani atalarından çok daha ilkel, çok daha vahşi. İki basit biyolojik dürtüsünün bile kölesi olan, kendi benliğini eline alamamış zavallı varlıklarız. Üstelik bu acizliği aşmak için kılını kıpırdatmayan, sadece aştığına kendini inandırabilmek için "modernlik yalanına" sığınan bir güruhuz. Bütün hayatımızı bu illüzyon üzerine kuruyoruz. Olduğumuz ilkel yaratık ile olmamız gereken gelişmiş insan arasındaki o devasa uçurumu, yani ilk gök kubbeyi ölene kadar sırtımızda taşıyoruz. İkinci yükümüz ise henüz birer "birey" bile olmayı başaramadan, büyük bir kibirle kurduğumuz düzenler, devletler ve topluluklardır. Biz bu devasa mekanizmaları dünyayı güzelleştirmek için kurmadık; içimizdeki o ilkel arzu ve dürtüleri modern ambalajlarla meşrulaştırmak için kurduk. Ve şimdi, ömrümüzün sonuna kadar o düzene hizmet etmek, sırf hayatta kalabilmek için anlamsız işlerde çalışmak zorundayız. Tıpkı Atlas’ın gök kubbeyi bir anlık nefes alabilmek için kurnaz Herakles’e devretmesi gibi, biz de kendimize "hafta sonu tatilleri", "yıllık izinler" veriyoruz. Sonra da utanmadan, mimarı kendimiz olduğumuz bu düzenden ölene kadar şikâyetçi oluyoruz. Bu modern kölelik, devasa bir kayayı her gün dağın zirvesine çıkarıp geri düşmesini izleyen Sisifos’un anlamsızlığından da, Atlas’ın cezasından da daha aşağılayıcıdır. Çünkü bu yükü kendi ellerimizle sırtımıza koyduk. Bizler her gün daha da güçsüzleşen, iradesi kırılan ama her gün daha ağır yüklerin altında ezilen zavallılarız. Ve ne acıdır ki, kendi sırtımızdaki kırbaç izlerini görmezden gelip, meydanlardaki Atlas heykellerine bakarak hâlâ ona üzülüyoruz. 31.08.2026 Sevgi ve sağlıcakla kalın dostlar…
Ekleme Tarihi: 31 Ağustos 2026 -Pazartesi
Metin Devrim

MODERN İNSANIN ATLAS YANILSAMASI

Modern insanın tek bir temel problemi var: Aslında hiçbirimiz modern insan değiliz. Yaldızlı binalarımız, cebimizdeki teknolojiler ve dilimize pelesenk ettiğimiz entelektüel kavramlar bizi yanıltmasın; hepimiz hâlâ mağarasından yeni çıkmış ilkel insanlarız...

Ancak bir farkla: Bizler, kendi yarattığı hapishanede yaşayan modern Atlas’larız.

Yunan mitolojisinin en güçlü, en kudretli Titan’ı bugün akıllarımıza o dehşet verici savaşlardaki azametiyle gelmiyor. Onu gücüyle değil, sırtına bindirilen o aşağılayıcı yükle hatırlıyoruz.

Meydanlara, müzelere onun savaşırken ki değil, cezasını çekerken kasları gerilmiş, diz çökmüş heykellerini dikiyor ve karşısına geçip hayranlıkla izliyoruz.

Belki de o taşa bakarken estetik bir haz aldığımız için kendimizi "modern ve rafine" insanlarmış gibi hissediyoruz. İşte tam da bu yüzden modern değiliz.

Bakarken kendi acizliğimizi görüp dehşete düşmemiz, ibret almamız gereken o heykellere sadece aptalca bir hayranlıkla bakıyoruz. Kendi sırtımızda çökmekte olan gök kubbeye kör kalıp, Atlas’ın sırtındakine bakarak ona acıma kibrini gösteriyoruz. Oysa bizim sırtımızdaki yük, onunkinden fersah fersah daha ağır ve çok daha aşağılayıcı…

Atlas’ın bir tesellisi vardı: Ona bu cezayı kendisinden daha güçlü bir tiran, Zeus vermişti ve kaçışı yoktu. Bizim trajedimiz ise çok daha büyük, çünkü biz, omuzlarımızda iki tane gök kubbe taşıyoruz.

Bunlardan ilki, henüz gerçek anlamda "insan" olmayı beceremediğimiz için kendimize kestiğimiz cezadır. Kendimize modern etiketi yapıştırarak ilkel insandan üstün olduğumuzu sanıyoruz.

İlkel insanın derdi basitti: Açlıktan ölmemek için karnını doyurmak ve türünü devam ettirmek için çiftleşmek. Oysa bugünün insanı obez ve tecavüzcü; yani atalarından çok daha ilkel, çok daha vahşi.

İki basit biyolojik dürtüsünün bile kölesi olan, kendi benliğini eline alamamış zavallı varlıklarız.

Üstelik bu acizliği aşmak için kılını kıpırdatmayan, sadece aştığına kendini inandırabilmek için "modernlik yalanına" sığınan bir güruhuz.

Bütün hayatımızı bu illüzyon üzerine kuruyoruz. Olduğumuz ilkel yaratık ile olmamız gereken gelişmiş insan arasındaki o devasa uçurumu, yani ilk gök kubbeyi ölene kadar sırtımızda taşıyoruz.

İkinci yükümüz ise henüz birer "birey" bile olmayı başaramadan, büyük bir kibirle kurduğumuz düzenler, devletler ve topluluklardır.

Biz bu devasa mekanizmaları dünyayı güzelleştirmek için kurmadık; içimizdeki o ilkel arzu ve dürtüleri modern ambalajlarla meşrulaştırmak için kurduk.

Ve şimdi, ömrümüzün sonuna kadar o düzene hizmet etmek, sırf hayatta kalabilmek için anlamsız işlerde çalışmak zorundayız.

Tıpkı Atlas’ın gök kubbeyi bir anlık nefes alabilmek için kurnaz Herakles’e devretmesi gibi, biz de kendimize "hafta sonu tatilleri", "yıllık izinler" veriyoruz. Sonra da utanmadan, mimarı kendimiz olduğumuz bu düzenden ölene kadar şikâyetçi oluyoruz.

Bu modern kölelik, devasa bir kayayı her gün dağın zirvesine çıkarıp geri düşmesini izleyen Sisifos’un anlamsızlığından da, Atlas’ın cezasından da daha aşağılayıcıdır. Çünkü bu yükü kendi ellerimizle sırtımıza koyduk.

Bizler her gün daha da güçsüzleşen, iradesi kırılan ama her gün daha ağır yüklerin altında ezilen zavallılarız. Ve ne acıdır ki, kendi sırtımızdaki kırbaç izlerini görmezden gelip, meydanlardaki Atlas heykellerine bakarak hâlâ ona üzülüyoruz.

31.08.2026

Sevgi ve sağlıcakla kalın dostlar…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve 1923tv.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.