Siyaset, bir toplumun geleceğini onurla inşa etme iddiasıdır. Ancak bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, ilke ve değerler üzerinden yükselen bir irade beyanı değil; topluma ve siyasi aktörlere "kırk katır mı, kırk satır mı" dayatmasını meşrulaştırmaya çalışan bir mühendislik harikasıdır!
Siyaset, ilke ve ahlak zemininden koparıldığında bir yönetim sanatı olmaktan çıkar; ikbal hesaplarının, şantaj kıskacının ve pazarlık masalarının mezesine dönüşür. Bugün Türkiye’nin karşı karşıya olduğu acı gerçek tam olarak budur: İradenin, suçtan ve cezadan kaçışın bir takas aracına dönüştürülmesi.
Geçmişin "ikna odaları", bireylerin inanç ve tercihlerini kamusal otoritenin kaba gücüyle ezmeye çalışan fiziki mekânlardı. Bugünün modern ikna odaları ise çok daha tehlikeli, çok daha sinsi: Yargı sopası, dosya tehditleri, belediye operasyonları ve siyasi ikbal vaatleriyle örülmüş görünmez duvarlar...
Kırk Katır Dayatması ve Sahte Rıza
Toplumun gözü önünde cereyan eden parti değiştirmelere, kritik kanun tekliflerindeki yuvarlak tutumlara ve sürpriz "evet" oylarına bakın. Orada gördüğünüz şey özgür irade değil, teslim alınmış bir akıldır.
Siyasi aktörlerin önüne 'kırk katır mı, kırk satır mı' kıskacı konulup tek seçenek olarak dayatıldığında, oradan çıkan karara 'özgür irade' demek mantık kurallarına aykırıdır. Bu tür dayatmalı süreçler toplumsal bir rıza üretmediği gibi, siyaset kurumuna olan güveni de kökten sarsmaktadır.
- Muhalefet belediyelerine uzanan yargı cenderesinden kaçmak için saf değiştirenler,
- Hakkındaki şaibeleri örtbas etmek adına iktidar hizasına geçenler,
- "Sistem beni ezmesin" korkusuyla ilkelerini kapıda bırakanlar...
Bu tablonun adı "uzlaşı" veya "demokratik olgunluk" değil, siyasi şantaja ve ikbal korkusuna teslim olmaktır. Ortada somut delil veya mahkeme kararı aramanıza gerek yok; seçmenin vicdanındaki hüküm çoktan verilmiştir. Toplum, kimin hangi saikle eğilip büküldüğünü çok iyi görmektedir.
Tabelası Farklı, Zihniyeti Aynı Yapılar
Değişim iddiasıyla ortaya çıkan, tüzüğüne halkın iradesini yansıtacak net mekanizmaları koymaktan kaçınan ve kritik yasal düzenlemelerde "yuvarlak cümlelerle" iktidarın kulvarına giren yapılar, muhalefet ettiklerini iddia ettikleri sisteme ikizi kadar benzemektedir.
Bu durum sadece bir oy hesabı veya taktiksel hamle değildir; bu bir omurga krizidir. İktidarın baskı politikalarına sığınarak ya da emperyalizmin kulislerinde yazılan boş kâğıtlara imza atarak siyaset yaptığını sananlar, halkın gözünde aynı kefededir. Birbirinden farkı olmayan bu yapılar, toplumu kamplaştırarak kendi ilkesizleşmelerini gizlemeye çalışmaktadır.
Gelecek Kapalı Kapılar Ardında İpotek Edilemez
Türkiye, her gün pompalanan dezenformasyon ve bilgi kirliliğiyle güven duygusunun yok edildiği bir fetret devrinden geçiyor.
Ancak bilinmelidir ki:
- Washington ya da Brüksel icazetli projelerle bu ülkeye demokrasi gelmez.
- Suçtan kaçmak veya koltuğu korumak için atılan imzalar bu milletin kaderi olamaz.
- Şantajla, korkuyla, ceza sopasıyla diz çöktürülenlerin inşa edeceği bir gelecek yoktur.
Gerçek çözüm; ne saray koridorlarında boş kâğıtlara imza atanlarda ne de iktidarın gölgesinde ikbal arayanlardadır. Gerçek çözüm; Mustafa Kemal’in "aklı hür, vicdanı hür" iradesini bayrak yapan, eğilmeden, bükülmeden, tam bağımsızlık ve ilkeli siyaset adına dik duranların örgütlü mücadelesindedir.
İkna odalarının gölgesine sığınanlar tarihin çöp sepetine giderken; geriye sadece ilkelerinden taviz vermeyenlerin onurlu duruşu kalır.
10.08.2026
Sevgi ve sağlıcakla kalın dostlar…