Mesut Kalender
Köşe Yazarı
Mesut Kalender
 

YOK EDİLEN BİR GELENEK: Devlet terbiyesi ile yetişmiş kamu yöneticiliği!

Bir devlet bürokratı olan kaymakamın, CHP milletvekili Sayın Umut Akdoğan’a karşı kullandığı seviyesiz ve hadsiz üslup; yalnızca bireysel bir terbiyesizlik değil, ülkede giderek derinleşen yönetim anlayışının bir sonucudur. Çünkü liyakatin geri plana itildiği, kurum kültürünün zayıflatıldığı ve her şeyin tek merkezden şekillendiği bir düzende bazı bürokratlar kendilerini hukukla değil, siyasi güçle korunan kişiler olarak görmeye başlamaktadır. Bu nedenle ortaya çıkan tablo, sadece bir kaymakam skandalı değil, aynı zamanda tek adam rejiminin devlet kurumlarında yarattığı çürümenin açık bir yansımasıdır. Kaymakamlık makamı, devlet ciddiyeti, tarafsızlık  gerektiren bir görevdir. Ancak bugün bazı bürokratlar, halka hizmet eden memur olduklarını unutup kendilerini siyasetin küçük iktidar odakları gibi görmektedir. Seçilmiş bir milletvekiline karşı kullanılan küçümseyici ve seviyesiz dil, aslında millet iradesine karşı duyulan kibirin dışavurumudur. Halkın oyuyla Meclis’e gönderilmiş bir temsilciye hakaret eden zihniyet, gerçekte vatandaşa da tepeden bakmaktadır. Bu anlayışın temelinde, hesap vermeyen yönetim modeli yatmaktadır. Tek adam rejimlerinde kurumlar zayıflar, kişiler güçlenir. Hukuk geri çekilir, sadakat öne çıkar. Liyakat yerine biat esas alındığında ise makamlar ehil insanlara değil, uygun görülen isimlere teslim edilir. Sonuç olarak bazı bürokratlar, devlet terbiyesiyle değil siyasi cesaretle hareket etmeye başlar. Arkasında güç olduğunu düşünen kişi, üslubunu bozmakta da sınır tanımaz. Bugün Türkiye’de yaşanan sorun tam da budur. Devletin tarafsız olması gereken makamlarında bulunan bazı isimler, kendilerini anayasal sınırlar içinde görev yapan memur değil; iktidarın sahadaki temsilcisi sanmaktadır. Bu yüzden muhalefet milletvekiline saygısızlık etmeyi doğal görebilmektedirler. Oysa devlet memuru hükümetin değil, devletin memurudur. Geçici siyasi iktidarlara değil, kalıcı hukuk kurallarına bağlı olmak zorundadır. Kaymakamın ceza alması elbette önemlidir; ancak asıl sorgulanması gereken, bu cesareti ona veren anlayıştır. Çünkü sorun tek bir kişinin ağzından çıkan sözlerden ibaret değildir. Sorun, denetimsizliğin normalleştiği, kibirin ödüllendirildiği, eleştirinin düşmanlık sayıldığı siyasi atmosferdir. Bu atmosfer değişmedikçe benzer olayların tekrar yaşanması kaçınılmazdır. Demokrasi, seçilmişlere saygıyı zorunlu kılar. Bürokrasi ise haddini bilmeyi gerektirir. Hiçbir kaymakam, hiçbir makam sahibi halkın iradesinin üstünde değildir. Milletvekiline parmak sallayan, hakaret eden ya da küçümseyen herkes bilmelidir ki o koltuklar sonsuz değildir. Kalıcı olan millet iradesidir. Sonuç olarak bu olay, yalnızca bir kaymakamın terbiyesizliği değil; tek adam rejiminin devlet kurumlarında oluşturduğu kibirli, denetimsiz ve hukuk tanımaz anlayışın sonucudur. Türkiye’nin ihtiyacı korkudan beslenen bürokratlar değil; hukuka bağlı, halka saygılı ve görev sınırını bilen devlet insanlarıdır. Devleti ayakta tutan şey makamların gücü değil, adaletin varlığıdır.
Ekleme Tarihi: 28 Nisan 2026 -Salı
Mesut Kalender

YOK EDİLEN BİR GELENEK: Devlet terbiyesi ile yetişmiş kamu yöneticiliği!

Bir devlet bürokratı olan kaymakamın, CHP milletvekili Sayın Umut Akdoğan’a karşı kullandığı seviyesiz ve hadsiz üslup; yalnızca bireysel bir terbiyesizlik değil, ülkede giderek derinleşen yönetim anlayışının bir sonucudur. Çünkü liyakatin geri plana itildiği, kurum kültürünün zayıflatıldığı ve her şeyin tek merkezden şekillendiği bir düzende bazı bürokratlar kendilerini hukukla değil, siyasi güçle korunan kişiler olarak görmeye başlamaktadır. Bu nedenle ortaya çıkan tablo, sadece bir kaymakam skandalı değil, aynı zamanda tek adam rejiminin devlet kurumlarında yarattığı çürümenin açık bir yansımasıdır.

Kaymakamlık makamı, devlet ciddiyeti, tarafsızlık  gerektiren bir görevdir. Ancak bugün bazı bürokratlar, halka hizmet eden memur olduklarını unutup kendilerini siyasetin küçük iktidar odakları gibi görmektedir. Seçilmiş bir milletvekiline karşı kullanılan küçümseyici ve seviyesiz dil, aslında millet iradesine karşı duyulan kibirin dışavurumudur. Halkın oyuyla Meclis’e gönderilmiş bir temsilciye hakaret eden zihniyet, gerçekte vatandaşa da tepeden bakmaktadır.

Bu anlayışın temelinde, hesap vermeyen yönetim modeli yatmaktadır. Tek adam rejimlerinde kurumlar zayıflar, kişiler güçlenir. Hukuk geri çekilir, sadakat öne çıkar. Liyakat yerine biat esas alındığında ise makamlar ehil insanlara değil, uygun görülen isimlere teslim edilir. Sonuç olarak bazı bürokratlar, devlet terbiyesiyle değil siyasi cesaretle hareket etmeye başlar. Arkasında güç olduğunu düşünen kişi, üslubunu bozmakta da sınır tanımaz.

Bugün Türkiye’de yaşanan sorun tam da budur. Devletin tarafsız olması gereken makamlarında bulunan bazı isimler, kendilerini anayasal sınırlar içinde görev yapan memur değil; iktidarın sahadaki temsilcisi sanmaktadır. Bu yüzden muhalefet milletvekiline saygısızlık etmeyi doğal görebilmektedirler. Oysa devlet memuru hükümetin değil, devletin memurudur. Geçici siyasi iktidarlara değil, kalıcı hukuk kurallarına bağlı olmak zorundadır.

Kaymakamın ceza alması elbette önemlidir; ancak asıl sorgulanması gereken, bu cesareti ona veren anlayıştır. Çünkü sorun tek bir kişinin ağzından çıkan sözlerden ibaret değildir. Sorun, denetimsizliğin normalleştiği, kibirin ödüllendirildiği, eleştirinin düşmanlık sayıldığı siyasi atmosferdir. Bu atmosfer değişmedikçe benzer olayların tekrar yaşanması kaçınılmazdır.

Demokrasi, seçilmişlere saygıyı zorunlu kılar. Bürokrasi ise haddini bilmeyi gerektirir. Hiçbir kaymakam, hiçbir makam sahibi halkın iradesinin üstünde değildir. Milletvekiline parmak sallayan, hakaret eden ya da küçümseyen herkes bilmelidir ki o koltuklar sonsuz değildir. Kalıcı olan millet iradesidir.

Sonuç olarak bu olay, yalnızca bir kaymakamın terbiyesizliği değil; tek adam rejiminin devlet kurumlarında oluşturduğu kibirli, denetimsiz ve hukuk tanımaz anlayışın sonucudur. Türkiye’nin ihtiyacı korkudan beslenen bürokratlar değil; hukuka bağlı, halka saygılı ve görev sınırını bilen devlet insanlarıdır. Devleti ayakta tutan şey makamların gücü değil, adaletin varlığıdır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve 1923tv.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.