İnsan bazen rakibinin söylediklerine değil, yol arkadaşlarının sessizliğine şaşırıyor.
Bir zamanlar Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının hukuksuz yargılamalar sonucu idam edilmesine itiraz edenler, 12 Eylül mahkemelerini gayrimeşru görenler, işkenceyi, siyasi davaları ve hukuksuz tutuklamaları lanetleyenler bugün nasıl oldu da aynı yargı mekanizmasının kararlarını tartışılmaz ilan eder hale geldi?
Yıllarca “Bu ülkede hukuk yok.” dediniz.
“Saray yargısı” dediniz.
“Hak, hukuk, adalet” diyerek kilometreler yürüdünüz.
Gazeteciler, akademisyenler, siyasetçiler haksız yere tutuklandığında, “Bu kararlar hukuki değil, siyasidir.” diye meydanlarda konuştunuz.
Peki şimdi ne değişti?
Yoksa değişen hukuk değil, hukukun kimi hedef aldığı mı?
CHP hakkında verilen Mutlak Butlan kararına gelince bir anda “Yargının kararına saygı duymalıyız.” demeye başladınız.
Dün meşruiyetini reddettiğiniz yargı, bugün işinize geldiği için mi meşru oldu?
İlke dediğiniz şey, kişinin işine geldiğinde savunulup işine gelmediğinde terk edilecek kadar değersiz midir?
Asıl tehlike de burada başlıyor.
Yıllardır toplumu kutuplaştırmak için kullanılan dili, bugün aynı siyasi gelenekten gelen insanların Mutlak butlan kararıyla uzaklaştırılmak istenen yol arkadaşlarına karşı kullanması, en büyük siyasi mühendislik başarısıdır.
Çünkü artık insanlar hukuksuzluğu tartışmıyor; hukuksuzluğa itiraz edenleri tartışıyor.
Daha acısı ise farklı düşünenleri susturma çabasıdır.
“Biz Kazanacağız” diye omuz omuza yürüdüğünüz insanlar bugün “Siz kimsiniz?” diye soruyor.
Dün “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz.” diye birlikte slogan atanlar, bugün aynı arkadaşlarını FETÖ’cülükle ya da disiplin sopasıyla susturmaya çalışıyor.
Bu, sadece siyasi bir çelişki değildir.
Bu, yıllarca savunduğunuz değerlere sırt çevirmektir.
Eğer gerçekten hukuka inanıyorsanız, önce hukukun bağımsız olduğuna toplumu ikna etmeniz gerekir.
Eğer dün yargının siyasallaştığını söylüyorsanız, bugün aynı yargının kararını mutlak doğru ilan edemezsiniz.
Aksi halde savunduğunuz şey hukuk değil, sonuçtur.
Bizim meselemiz kişiler değildir.
Bizim meselemiz; CHP’nin geleceğinin mahkeme salonlarında değil, parti örgütünün iradesiyle belirlenmesidir.
Bu nedenle çağrımız nettir.
Hukuk kisvesi altında siyaseti dizayn etmeye çalışan her anlayışa karşı birlikte duralım.
Parti içindeki farklı sesleri susturmak yerine, üyelerin iradesine başvuralım.
Bir an önce olağanüstü kurultayı toplayalım ve son sözü mahkemeler değil, partinin gerçek sahipleri söylesin.
Çünkü bugün susanlar, yarın kendi sessizliklerinin bedelini ödemek zorunda kalabilir.
Ve unutulmamalıdır:
Sen olmazsan bir eksiğiz.
Birlikteysek güçlüyüz.