Kemal Kılıçdaroğlu’nun son çıkışı sadece siyasi bir tartışma yaratmadı; yıllarca CHP tabanının omuzlarında yükselen “ahlaklı siyaset” iddiasını da ağır bir sınavın içine soktu.
Çünkü mesele artık yalnızca bir kurultay meselesi değil. Mesele, bir insanın kendi siyasi mirasına ne kadar sadık kalabildiği meselesidir.
“CHP’yi ahlaken temizleyeceğiz” dedi Kılıçdaroğlu.
Bir partinin içindeki birkaç kişiyi hedef almadan, milyonlarca seçmeni, emekçiyi, partiliyi zan altında bırakan bir cümle kurdu. Bu söz, yıllardır sokakta mücadele eden insanlara dönük açık bir haksızlıktır.
Çünkü CHP bugün hâlâ ayakta duruyorsa, bunu saray koridorlarına değil; sandık başında sabahlayan, belediyelerde çalışan, miting meydanlarında direnmeye çalışan insanlara borçludur.
Ahlak dediğiniz şey, yalnızca kürsüde edilen büyük laflar değildir.
Ahlak bazen insanın gece yatağa başını koyduğunda kendi vicdanından kaçamamasıdır.
Çünkü hukuk ile meşruiyet aynı şey değildir.
Mahkeme kararı size bir yol açabilir ama halkın gönlünde açılmayan bir kapıyı hiçbir karar açamaz.
Kemal Kılıçdaroğlu yıllarca “hak, hukuk, adalet” dedi. Ankara’dan İstanbul’a yürüdü. O yürüyüşün anlamı yalnızca kilometreler değildi; o yürüyüş, halkın vicdanına seslenme iddiasıydı.
Şimdi aynı Kılıçdaroğlu’nun, delegelerin yeniden özgür iradesi ortaya çıkmadan, parti tabanında toplumsal bir mutabakat oluşmadan, mahkeme koridorlarından doğabilecek bir ihtimal üzerinden yeniden genel başkanlık hesabı yapması; siyaseten olduğu kadar ahlaken de büyük bir kırılmadır.
Çünkü insan şunu sormadan edemiyor:
Madem mesele halk iradesiydi, şimdi neden milyonların değişim talebi görmezden geliniyor?
Bugün CHP’nin belediye başkanları, bürokratları, gençlik örgütleri ağır baskı altında. İnsanlar cezaevinde.
Parti tarihinin en sert siyasi operasyonlarından biri yaşanıyor. Böyle bir dönemde ihtiyaç duyulan şey kişisel hesaplaşmalar değil; örgütün bir arada durmasıdır.
Tam da bu yüzden Özgür Özel’in sahada kurmaya çalıştığı mücadele dili, toplumda daha güçlü bir karşılık buluyor.
Çünkü insanlar artık eski tartışmaların değil, omuz omuza verilen direncin peşinde.
Siyasette bazen kaybetmeyi bilmek de ahlaki bir davranıştır.
Bazen geri çekilmek, en önde durmaktan daha onurludur.
Ve bazen insan, hukuken dönebileceği bir koltuğa vicdanen oturmaması gerektiğini anlayabilmelidir.
Tarih çok acımasızdır.
Kimin hangi makama geldiğini yazar ama oraya hangi yöntemle geldiğini de unutmaz.
Bir lideri büyüten şey sadece kazandığı seçimler değildir; gerektiğinde kişisel hırsını bastırabilmesidir.
Bugün Kemal Kılıçdaroğlu’nun önünde tam da böyle bir eşik duruyor.
Ya kendi siyasi mirasını koruyacak…
Ya da yıllarca anlattığı adalet fikrini, kişisel bir geri dönüş arzusunun gölgesinde bırakacak.
Çünkü halk bazen çok sert bir hüküm verir:
Bir koltuğa oturabilirsiniz ama insanların vicdanında artık oraya ait değilseniz, orada sadece bir gölge gibi kalırsınız.