Türkiye’de yaşanan siyasal dönüşüm tesadüflerin değil, uzun yıllardır adım adım uygulanan bir mühendislik operasyonunun sonucudur.
Bugün Cumhuriyet Halk Partisi üzerinde yürütülen tartışmaları yalnızca “parti içi mesele” olarak okumak doğru değildir.
Çünkü mesele bir kurultay ya da liderlik yarışı değil; Türkiye’de muhalefetin tamamen kontrol altına alınma girişimidir.
AKP iktidarı yıllardır aynı yöntemi uyguluyor: Önce rakibini zayıflatıyor, sonra dönüştürüyor, en sonunda etkisiz hale getiriyor. Bunun ilk örneklerini merkez sağda gördük. DYP ve ANAP gibi Türkiye siyasetinin ana damarları parçalandı, kadroları dağıtıldı ve sonunda AKP içinde eritildi. Ardından HAS Parti süreci geldi. Sonra sıra MHP’ye geldi. FETÖ kumpasları ve kaset operasyonlarıyla partinin üst düzey yöneticileri tasfiye edildi, siyasal denge değiştirildi ve MHP Cumhur İttifakı’nın içine çekildi.
Benzer operasyonların CHP’de de yaşandığını görmezden gelmek siyasi saflık olur. Kaset skandalıyla CHP’nin genel başkanının değiştirilmesi, Türkiye’de siyasetin artık sandık kadar operasyonlarla da dizayn edildiğinin açık ilanıydı. O günlerde yaşananlar yalnızca bireysel krizler değildi; tek adam rejimine geçişin altyapısı hazırlanıyordu.
Bugün “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” adı verilen yapı, demokratik parlamenter sistemi tasfiye etmiş, kuvvetler ayrılığını zayıflatmış, Meclis’i etkisizleştirmiş ve bütün yetkiyi tek merkezde toplamıştır. Dünyanın gelişmiş demokrasileri denge-denetleme mekanizmalarını güçlendirirken Türkiye’de devlet, tek kişinin iradesine göre şekillenen bir yapıya sürüklenmiştir.
Şimdi aynı akıl, ana muhalefeti de kontrol edilebilir hale getirmek istiyor. Çünkü biliyorlar ki örgütlü, diri ve toplumsal karşılığı olan bir CHP; bu düzenin karşısındaki en büyük siyasal engeldir. Bu yüzden mesele yalnızca CHP’nin iç dengeleri değildir. Mesele, Türkiye’de muhalefetin direnç kapasitesidir.
Daha da vahimi, iktidarın yıllardır uyguladığı yöntem artık açık bir devlet refleksine dönüşmüş durumda. Yargı baskısı, medya gücü, siyasi operasyonlar ve parti içi manipülasyonlarla muhalefet şekillendirilmeye çalışılıyor. İstenen şey demokratik rekabet değil; kontrollü muhalefettir. Yani konuşan ama etkisiz, itiraz eden ama sonuç üretemeyen bir siyasal alan.
Türkiye’nin bugün en büyük ihtiyacı parçalanmış muhalefet değil, ortak demokratik mücadeledir.
Çünkü mesele yalnızca CHP’nin geleceği değildir; Cumhuriyet’in demokratik karakterinin korunup korunamayacağıdır.
Eğer bugün bu müdahalelere karşı güçlü bir toplumsal ve siyasal direnç gösterilmezse, yarın hiçbir muhalif yapı kendisini güvende hissedemeyecektir.
Bu nedenle artık herkes şunu görmek zorundadır: Türkiye’de mücadele yalnızca iktidar değişimi mücadelesi değildir.
Mücadele, demokratik rejimin yeniden kurulması mücadelesidir.
Tek adam düzenine karşı; hukukun üstünlüğünü, parlamenter demokrasiyi ve halk iradesini savunma mücadelesidir.
Çünkü otoriter rejimler muhalefeti yenerek değil, muhalefeti dönüştürüp etkisizleştirerek kalıcı hale gelir.