CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu’nun, “Bir devlet aklı var. Uluslararası güçler bölgede bir dizayn peşinde. Bu devlet aklı ile iktidar ve muhalefet bu dizayn doğrultusunda birlikte uyum içinde aynı çizgide olması lazım.” sözleri, son dönemde CHP üzerinde yürütülen tartışmaları yeniden değerlendirmeyi zorunlu hale getiriyor.
Peki gerçekten yaşanan süreç bir “arınma”, bir “partiyi yeniden inşa etme” hareketi mi?
Yoksa Türkiye’nin en köklü siyasi kurumlarından biri olan Cumhuriyet Halk Partisi’ni etkisizleştirme, dönüştürme ve kontrol altına alma girişiminin bir parçası mı?
Bugün yaşananlara bakıldığında, ortada sadece bir kurultay tartışması olmadığı açıkça görülüyor.
Mesele, 103 yıllık bir siyasi geleneğin, Kurtuluş Savaşı’nın içinden çıkmış, Cumhuriyeti kurmuş ve çok partili hayata geçişte önemli sorumluluklar üstlenmiş bir partinin geleceğidir.
CHP, sıradan bir siyasi parti değildir. Bu ülkenin bağımsızlık mücadelesinin siyasi mirasıdır.
Bu nedenle CHP’nin kendi iç dinamikleri yerine dış müdahalelerle, yargı kararlarıyla, siyasi mühendislik hesaplarıyla veya parti içindeki kullanışlı unsurlar üzerinden yeniden şekillendirilmek istenmesi, sadece CHP’nin değil Türkiye demokrasisinin de sorunudur.
Türkiye’de uzun yıllardır muhalefeti etkisizleştirme girişimlerine tanık oluyoruz.
Bir dönem merkez sağ tasfiye edildi, başka dönemlerde farklı siyasi hareketler çeşitli yöntemlerle dönüştürüldü.
Şimdi ise hedefte Türkiye’nin ana muhalefet partisi bulunmaktadır.
Çünkü güçlü bir muhalefetin olmadığı yerde demokrasi zayıflar, denge-denetim mekanizmaları ortadan kalkar ve ülke tek merkezden yönetilen bir yapıya sürüklenir.
Daha da düşündürücü olan ise bu süreçlere destek verenlerin kendilerini hâlâ CHP’nin ve Cumhuriyet değerlerinin savunucusu olarak tanımlamalarıdır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu partiye yönelik her türlü müdahaleyi meşrulaştırmaya çalışırken aslında sadece bir siyasi yapıya değil, Cumhuriyet’in temel demokratik kazanımlarına da zarar verdiklerinin farkında değiller mi?
Bugün CHP’nin seçilmiş belediye başkanları, yöneticileri ve kadroları yoğun baskılarla mücadele ederken; milyonlarca seçmenin iradesi tartışmaya açılırken; iktidarın karşısındaki en büyük siyasi güç yıpratılmaya çalışılırken, bu operasyonlara dolaylı ya da doğrudan destek vermek tarih önünde ağır bir sorumluluktur.
Tarih, siyasi mücadelelerde herkesin niyetini değil, sonuçlarını yazar.
Kimi isimleri demokrasiye sahip çıkanlar olarak, kimilerini ise demokratik muhalefetin zayıflatılmasına katkı sunan aktörler olarak kaydeder.
Asıl soru şudur:
Cumhuriyet’i kuran partiyi, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında etkisiz hale getirmeye çalışanların yanında duranlar, yarın tarih kitaplarında hangi tarafta anılacak?
Belki de bugün cevaplanması gereken en önemli soru budur.