Bir milletin küllerinden yeniden doğduğu tarih.
Sadece bir takvim yaprağı değil; umudun, direnişin ve bağımsızlık iradesinin Anadolu toprağında yeniden filizlendiği gündür. O gün Samsun’a çıkan birkaç subaydan ibaret bir hareket başlamadı yalnızca. O gün, yıllardır savaşlarla yorgun düşmüş bir halkın yeniden ayağa kalkma kararı verildi.
Osmanlı İmparatorluğu çökmüş, memleket işgal edilmişti. İstanbul suskun, saray çaresizdi. Anadolu’nun dört bir yanında yabancı bayraklar dalgalanırken, halk yoksulluk, açlık ve umutsuzluk içinde yaşam mücadelesi veriyordu. Emperyalist devletler, Türk milletinin artık tarih sahnesinden silineceğini düşünüyorlardı. Onlara göre Anadolu parçalanacak, halk boyun eğecekti. Fakat hesaba katmadıkları bir şey vardı: Bir milletin bağımsız yaşama iradesi.
İşte Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışı tam da bu yüzden tarihin dönüm noktasıdır. Çünkü o adım, teslimiyetin reddidir. Samsun’a çıkan kişi yalnızca bir asker değildi; halkın içinde sönmeye yüz tutmuş bağımsızlık ateşini yeniden harlayan bir önderdi. Mustafa Kemal ve arkadaşları, Anadolu’ya sadece ayak basmadılar; umut taşıdılar, direnme cesareti taşıdılar.
19 Mayıs’ın asıl önemi burada gizlidir. O gün başlayan mücadele, yalnızca işgal kuvvetlerine karşı verilmiş askeri bir savaş değildi. Aynı zamanda onuru çiğnenmek istenen bir milletin yeniden ayağa kalkma savaşıydı. Anadolu insanı; köylüsüyle, işçisiyle, kadınıyla, genciyle, yaşlısıyla bu mücadelede omuz omuza durdu. Cepheye mermi taşıyan kadınlar, kağnılarla gece gündüz çalışan insanlar, çocuk yaşta savaşın yükünü omuzlayan gençler… Kurtuluş Savaşı’nın gerçek kahramanları sadece komutanlar değil, topyekûn bir halktı.
İşgal kuvvetleri için Mustafa Kemal korkulu bir rüyaya dönüştü. Çünkü o, boyun eğmeyen bir iradenin sembolüydü. Anadolu’da başlayan kıvılcımın büyüyerek bağımsızlık ateşine dönüşeceğini gördüler. Samsun’dan Havza’ya, Amasya’dan Erzurum’a, Sivas’tan Ankara’ya uzanan yol; aslında millet egemenliğinin yoluydu. Her kongre, her direniş çağrısı, “Bu millet teslim olmayacak” demekti.
Bugün 19 Mayıs’a baktığımızda sadece geçmişi anmıyoruz. Aynı zamanda hangi şartlarda kurulduğumuzu hatırlıyoruz. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti masa başında kurulmadı. Açlıkla, yoklukla, kanla ve büyük fedakârlıklarla kuruldu. Samsun’a atılan o ilk adım olmasaydı, belki bugün bağımsız bir ülkeden söz etmek mümkün olmayacaktı.
19 Mayıs aynı zamanda gençliğe bırakılmış en büyük emanettir. Mustafa Kemal’in bu günü gençlere armağan etmesi tesadüf değildir. Çünkü o, bir milletin geleceğinin ancak bilinçli, özgür düşünen ve vatanına sahip çıkan gençlerle korunabileceğini biliyordu. Gençlik; sadece yaş meselesi değil, memleketine sahip çıkma iradesidir.
Bugün hâlâ Samsun’da atılan o ilk adımın yankısı sürüyor. Çünkü 19 Mayıs, bir milletin “Bitti” denilen yerde yeniden ayağa kalkışının adıdır. Umudun adıdır. Bağımsızlığın adıdır. Ve en önemlisi, Anadolu halkının emperyalizme karşı verdiği onurlu mücadelenin başlangıcıdır.
Aradan geçen onca yıla rağmen gerçek değişmedi:
Bu topraklar, bağımsızlık uğruna bedel ödeyen insanların mirasıdır.
19 Mayıs 1919 ise o mirasın ilk ve en güçlü adımıdır.