25 Ekim 2026 Pazar günü İzlanda, Rusya, Belarus, Ukrayna, Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan hariç tüm Avrupa ülkeleri kış saati uygulamasına geçiyor.
Türkiye’de ise 2016 yılında kalıcı yaz saati uygulamasına geçildi. Gerekçe muhteşemdi: Enerji tasarrufu!
Saatleri değiştirmeyecektik, elektrikten tasarruf edecektik. Aradan yıllar geçti; saatler yerinden kıpırdamadı ama vatandaşın uykusu, sabrı ve elektrik faturası sürekli hareket hâlinde oldu!
Kış geldi, saat hâlâ yazda. Takvim mont giydi, saat denize girdi. Güneş sabahları işe geç geliyor, çocuklar karanlıkta okula gidiyor. Bizim saat ise yaz tatilini uzatmış, dönmeye hiç niyeti yok!
Memlekette saat uygulaması değil, resmen zamanın kaçak çalıştırılması var!
Sabah saat 07.00… Alarm çalıyor. Dışarısı zifiri karanlık!
Anne çocuğu uyandırıyor:
“Haydi oğlum, okula geç kalacaksın!”
Çocuk gözünü bile açmadan soruyor:
“Anne, okul mu başladı, yoksa dün gece hiç bitmedi mi?”
Çocuklar servise biniyor. Sokak lambaları yanıyor. Güneş ortada yok. Öğrenciler eğitim hayatına değil, sanki kömür madeninde vardiyaya başlıyor.
İlk ders matematikse öğretmen tahtaya yazıyor:
“İki kere iki kaç eder?”
Öğrenci cevap veriyor:
“Hocam, şu anda dört mü bilemiyorum ancak neden karanlıkta burada olduğumu sorgulayacak enerjim de yok!”
Öğretmen de haklı. O da henüz biyolojik sistemini açamamış. Sınıfta öğretmen, öğrenci, tahta hazır; bir tek beyinler güncelleme yapıyor!
Eskiden çocuklara “Hava kararmadan eve gel” denirdi. Şimdi “Hava aydınlanmadan evden çık” deniyor. Bir sonraki aşama belli: Çocuklar gece yarısı yatıp, sabah ezanıyla birlikte fabrika düdüğüyle kalkacaklar!
Veliler de çocuklarını okula gönderirken beslenme çantasına tostla birlikte bir el feneri, reflektör ve küçük bir güneş paneli koymayı düşünmeye başladı.
Gelelim işin elektrik faturasına…
Kalıcı yaz saati uygulamasının amacı enerji tasarrufu sağlamaktı. Ancak TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası, uygulamanın ilk kışına ilişkin tüketim verilerini inceleyerek farklı bir tablo ortaya koydu.
EMO’nun 2017 tarihli değerlendirmesinde, 2016-2017 dönemindeki hesaplamalarla yaklaşık 7 milyar kilowatt saat ek tüketim ve dönemin tarifeleri üzerinden 2,8 milyar TL ek maliyet hesaplandı.
DİKKAT: Bu, EMO’nun o döneme ait tarihsel hesabı; bugünün faturası değil. O dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat ALBAYRAK ise kalıcı yaz saatinin tasarruf sağladığını savunuyordu. Yani ortada farklı sonuçlara ulaşan iki değerlendirme vardı ve hesabın şeffaf verilerle ortaya konulması gerekiyordu. Hal böyle olunca da EMO hesabı kitabı bırakıp’’ Ne haliniz varsa görün’’ dedi.
Ama vatandaşın kafası karışık:
“Biz tasarruf edecektik, niye faturaya tasarruf uğramadı?”
Sabah hava karanlık, lambalar yanıyor. Hava soğuk, ısıtıcı çalışıyor. Akşam eve geliyorsun, hava yine karanlık. Lambalar bir daha yanıyor.
Elektrik sayacı sabah başlıyor, akşam bitiriyor. Fazla mesai ücreti almıyor ama her ay performans primi gibi fatura çıkarıyor!
Vatandaş sayaca bakıyor:
“Sen de mi yaz saati uygulamasındasın kardeşim? Niye bu kadar hızlı dönüyorsun?”
Sayaç cevap vermiyor. Çünkü sayaçta vicdan yok, sadece endeks var!
EMO’nun hesabı doğruysa ortada ciddi bir soru var. Bakanlığın hesabı doğruysa onun da verilerle açıkça ortaya konulması gerekiyor.
Bizim öneri basit: İki tarafın hesabını masaya koyun, bağımsız biçimde inceleyin, sonucu halka açıklayın… da o nu kim yapacak?
Çünkü elektrik faturası geldiğinde vatandaşın cebinde bilimsel tartışma değil, gerçek para aranıyor!
Avrupa Birliği ülkelerinin büyük bölümü Ekim ayının son pazar günü saatlerini bir saat geri alarak standart saate dönüyor. Mevsimsel saat değişikliğini kaldırma tartışmaları sonuçlanmadığı için uygulama sürüyor.
Biz ise kalıcı yaz saatindeyiz.
Avrupa’da saat geri alınıyor, bizde çocuğun yorganı geri çekiliyor!
Alman sabah uyanıyor, saate bakıyor, bir saat daha uyuma fırsatı buluyor. Bizim çocuk saate bakıyor, dışarı bakıyor, tekrar saate bakıyor:
“Anne, saat 07.00 yazıyor ama dışarısı gece 03.00 gibi. Bu saatin garantisi var mı?”
Avrupa’nın saatleri kışa hazırlanıyor, bizim saatler yazlıkta kalıyor. Saatin kendisi Antalya’da tatilde, vatandaş Erzurum’da mesaiye yetişmeye çalışıyor!
Avrupa “Yaz saati mi, kış saati mi?” diye tartışıyor. Biz meseleyi çözmüşüz:
“Saat değişmeyecek! Gerekirse çocukların uyku düzeni, velilerin sinir sistemi ve elektrik sayacı değişsin!”
Tabii Avrupa yapıyor diye biz de yapmak zorunda değiliz. Her ülkenin coğrafyası ve enerji tüketimi farklı. Ama başkalarının tartıştığı bir meseleyi bilimsel verilerle değerlendirmek de aklın gereği.
Yoksa bir gün Avrupa ile çevrim içi toplantıya gireceğiz, saat farkını hesaplayacağız, sonra Türkiye saatiyle güneş saatini karşılaştıracağız. Toplantı bitince de elektrik faturasını incelemek için ayrı bir komisyon kuracağız.
Komisyonun ilk toplantısı saat kaçta?
Bilinmiyor. Güneş henüz doğmadı!
Türkiye’nin doğusu ile batısında güneş aynı anda doğmuyor. Ama saatimiz herkese aynı saati söylüyor.
Kars’taki çocuk karanlıkta okula gidiyor. Aydın’daki çocuk da mevsime göre karanlıkta yola çıkabiliyor. Güneşin programı coğrafyaya göre değişiyor ama bizim mesai çizelgesi coğrafyayı tanımıyor.
Eğitimde fırsat eşitliği dediğin böyle olur: Herkes aynı karanlıkta!
E böyle olunca tasarruf bu işin neresinde? Sayaçta mı, masalda mı?
Sanki saat uygulamasını düzenleyenler güneşe yazı göndermiş:
“Sayın Güneş, Türkiye genelinde sabah 08.00’de hazır bulunmanız rica olunur.”
Güneş de dilekçeyi okuyup cevaplamış:
“Ben milyonlarca yıldır kendi yörüngemde çalışıyorum. Mesai yönetmeliğinizi bana bağlamayın!”
Belki de çözüm yalnızca saatleri geri almak değil; okul ve mesai başlangıçlarını bölgesel gün ışığı koşullarına göre de değerlendirmek.
Ama önce herkesin merak ettiği şu sorunun cevaplanması gerekiyor: Enerji tasarrufu sağlıyor muyuz, sağlamıyor muyuz?
Güneşe dilekçe yazamayız ama elektrik tüketimini ölçebiliriz. Çocukları karanlıkta okula göndermek zorunda da değiliz; eğitim ve çalışma saatlerini akılcı biçimde düzenleyebiliriz.
Elektrik faturası hesaplanıyor. Yakıt tüketimi hesaplanıyor. Enerji maliyetleri hesaplanıyor.
Peki çocuğun uykusu kaç lira? Velinin endişesi kaç kilowatt saat? Sabahın köründe direksiyon başına geçen şoförün yorgunluğu hangi tarifeden ücretlendiriliyor?
Bunları hesaplayan sayaç yok.
Ekonomik verimlilik yalnızca elektrik tüketiminden ibaret değil. Uyku düzeni, güvenlik, dikkat ve yaşam kalitesi de değerlendirilmesi gereken unsurlar.
Bizim hesap makinası bu noktada hata veriyor:
“Tasarruf bulundu ancak ufak bir detay olan insan faktörü sisteme yüklenemedi!”
Çünkü insanı hesaba katmadan tasarruf hesaplamak, otomobili hafifletmek için sürücüyü araçtan indirmeye benziyor.
Sonra da “Bakın, aracın yakıt tüketimi düştü!” diye seviniyorsunuz.
Sonuç: Güneş doğmuyor, tartışma uzuyor!
Bir tarafta Bakanlığın tasarruf iddiası, diğer tarafta EMO’nun ek tüketim hesabı var. Çocuklar karanlıkta okula gidiyor, vatandaş faturayı ödüyor, Avrupa saatini geri alıyor.
Bizim saat ise yazlıkta şezlonga uzanmış, bütün ülkeyi seyrediyor.
Artık yapılması gereken belli: Enerji tüketimi bağımsız ve şeffaf biçimde incelensin. Çocukların güvenliği ve uyku düzeni dikkate alınsın. Okul ve mesai saatleri mevsimsel koşullara göre değerlendirilsin.
Çünkü saat dediğin insan için var; insan saatin aksesuarı değil!
SON TAHLİLDE:
Türkiye’de saatler geri alınmıyor ama her sabah milyonlarca insan yataktan zorla geri çıkarılıyor.
Güneş tasarruf toplantısına katılmıyor, çocuklar uykusunu alamıyor, sayaçlar durmuyor, faturalar eksilmiyor.
Bir tek saatimiz rahat: Yazlıkta!
Elektrikten tasarruf ettik mi bilmiyoruz ama milletin uykusundan kesin kestik!
Eğer tüm bu hesapları gün ışığına çıkarırsak;
SAAT YAZLIKTA, ÇOCUK OKULDA, SAYAÇ MESAİDE;
İNSAN KONFORU VE TASARRUF İSE HALA KAYIP!