Yazlıkçıların iki mevsimi vardır:
Temmuz: “Oh be, geldik!”
Eylül: “Allah’a şükür, gidiyoruz!”
Arada geçen iki ay ise tatil değil, Birleşmiş Milletler Olağanüstü Komşuluk Zirvesi'dir.
Temmuzun ilk haftası herkes mutlu.
Arabanın bagajı ağzına kadar dolu,
Valiz, mangal, karpuz, şezlong, çocuk, okey takımı, üç kasa erzak, beş çuval kömür…
Sanki yazlığa değil, Suriye sınırına harekât yapılıyor.
Siteye girerken herkes birbirine sarılır:
“Hoş geldiniz!”
“Hoş bulduk!”
“Bütün kış nerelerdeydiniz?”
“Özledik valla, hiç arayıp sormadınız.”
Daha üç gün geçmeden:
“Senin klima neden benim balkona üflüyor?”
“Çocuğun topu benim çiçeğe geldi.”
“Gece 12'de sandalye çekilmez!”
“Sabah 7'de bahçe sulanmaz!”
“Arabanı biraz öne al.”
“Biraz değil, tamamen al.”
Ve yazlık sezonunun resmi açılışı yapılırken,
Komşuluk ilişkileri askıya alınır.
Yazlıkçıların tamamının kendine göre bir derdi de vardır.
Biri bahçeyi sularken beton zemini de sulayıp yan komşuyu uyandırır.
Adam sabah 06.30'da yatağından fırlar:
“Deprem mi oldu?”
Hanım:
“Yok, yandakiler bahçe suluyor.”
Adam:
“Bahçe mi suluyor, havuz inşaatına mı başlıyor?”
Bir başka komşu her sabah saat 07.00'de elektrikli süpürge çalıştırır.
Çünkü yazlıkta temizlik çok önemlidir.
Özellikle de komşular uyuyorsa…
Kadın süpürgeyi çalıştırır:
VIIIIIIIIINNNNNN!
Yan evdeki adam yatakta gözlerini açar.
Saat 07.03.
“Kim öldü?”
“Kimse.”
“E o zaman niye süpürge çalışıyor?”
“Kadın temizlik yapıyor.”
“Bu saatte?”
“Evet.”
“İyi… Ben de yarın sabah 06.00'da matkapla duvarı delmezsem adam değilim.
Yazlıkta bir de şezlong meselesi vardır ki, evlere şenlik.
Sabah denize inilir.
Herkes şezlonga havlusunu bırakır.
Sonra kimse şezlongda oturmaz.
Çünkü herkes başka yerde oturmaktadır.
Ama şezlong boş değildir.
Üzerinde havlu vardır.
O havlu oraya sabah 06.15'te bırakılmıştır.
Bu nedenle şezlong artık tapulu maldır.
Birisi havlunun yanına oturursa:
“Orası dolu.”
“Kim oturuyor?”
“Bizimkiler.”
“Ne zaman gelecekler?”
“Birazdan.”
O “birazdan” var ya…
Dünyanın en uzun zaman dilimidir.
Yazlıkta araba park etmek de ayrı bir bilim dalıdır.
Adam evinin önüne araba koyar.
Komşu gelir:
“Burası benim çıkışım.”
“Abi araba geçiyor.”
“Geçmiyor.”
“Geçiyor.”
“Sen geçiyorsun diye ben de geçmek zorunda değilim.”
Sonunda iki araba yan yana gelir.
Bir santimlik mesafe kalır.
Beş dakika herkes arabaların başında mühendislik hesabı yapar.
“Biraz sağ.”
“Fazla sağ.”
“Direksiyonu kır.”
“Ne tarafa?”
“Öbür tarafa.”
“Öbür taraf hangisi?”
Ve sonunda…
İki komşu da birbirine küser ama arabalar hâlâ yerinde durur.
Yeri gelmişken, yazlıkçıların en büyük sosyal faaliyeti ise komşularını CİMER'e şikâyet etmektir.
Normal insanlar tatilde denize girer.
Yazlıkçı şikâyet eder.
“Yandaki komşu beni görüntülüyor.”
“Yan komşunun ağacı benim güneşimi kesiyor.”
“Üsttekiler balkonu uzattı.”
“Karşı komşu mangal yapıyor.”
“Sol evdeki komşunun çocuğu fazla gülüyor.”
“Sağ taraftaki evde köpek havlıyor.”
“Yan taraftakiler balkon yıkıyor.”
“Karşı evde biri sabahları çok erken kalkıyor.”
Bir süre sonra insan düşünüyor:
“Arkadaş, siz buraya tatile mi geldiniz, birbirinizi ihbar etmeye mi?”
Temmuzda herkes birbirine:
“Bu sene eylüle kadar buradayız.” der.
Eylül geldiğinde aynı insanlar bavulları toplarken birbirlerine bakar.
Kimse konuşmaz.
Çünkü herkesin zihninde son iki ayın muhasebesi vardır.
Kim kimin önüne araba koydu?
Kim gece gürültü yaptı?
Kim bahçe suladı?
Kim şezlong kaptı?
Kim mangal dumanını kimin balkonuna gönderdi?
Kim kimi CİMER'e şikayet etti?
Kim kimin ağacını budadı?
Kim kimin kedisine yemek verdi?
Kim kimin kedisine yemek vermedi?
Ve nihayet…
Eylül gelir.
Yazlıkçı arabasına biner.
Bagaj kapanır.
Site kapısından çıkarken yüzünde tarifsiz bir huzur vardır.
Arkadan biri el sallar:
“Güle güle!”
“İnşallah seneye görüşürüz!”
İçinden de şunu geçirir:
“İnşallah görüşmeyiz.”
Ama araba daha sitenin çıkışına gelmeden telefon çalar:
“Abi seneye geliyorsunuz değil mi?”
“Tabii.”
“İyi, ben de.”
Adam telefonu kapatır.
Bir süre sessizce yola bakar.
Sonra der ki:
“Allah'ım… Daha eylül bitmedi.”
Çünkü yazlıkçı için tatil, deniz, güneş ve huzur değildir.
Yazlıkçı için tatil; iki ay boyunca kendi evinden çok komşusunun hayatını takip etmek, sonra da eylül ayında herkes birbirinden kurtulunca gerçek tatilin başladığını düşünmektir.
Ve işin en komik tarafı şudur:
Seneye temmuzda hepsi yine gelir.
Aynı insanlar…
Aynı arabalar…
Aynı şezlonglar…
Aynı CİMER şikâyetleri…
Aynı bahçe sulamaları…
Aynı mangal dumanları…
Ve aynı cümle:
“Hoş geldiniz, nerelerdeydiniz valla çok özledik”
Üç gün sonra:
“Kardeşim, senin klimadan çıkan su benim balkona neden geliyor?”
VE BÖYLELİKLE YAZLIK SEZONU RESMEN AÇILMIŞ OLUR.