Aydın’da 7 Eylül’de açılacağı söylenen battı-çıktı projesinin açılışı 29 Ekim’e ertelendi.
7 Eylül olmadı.
29 Ekim oldu.
Eh, ne diyelim?
İnsan bazen tarih vererek değil, umut vererek yönetilir.
Ama burada küçük bir problem var:
Vatandaşın takvimi belediyenin takviminden biraz farklı çalışıyor.
Çünkü vatandaşın takviminde 14 Eylül diye bir tarih var.
Ve o tarihte...
OKULLAR AÇILIYOR!
Yani 14 Eylül'de sadece okullar açılmayacak.
Aydın'ın bütün yolları da aynı anda “VELİLER, SERVİSLER VE ÇALIŞANLAR İÇİN TOPLU AÇILIŞ TÖRENİ” yapacak.
Tek fark:
Okullar açılacak...
Yollar kapanacak!
Eskiden belediyecilikte şöyle bir anlayış vardı:
“Bir proje yapalım, planlayalım, çevresindeki ulaşımı düşünelim, vatandaşın hayatını kolaylaştıralım.”
Şimdi Aydın'da yeni bir belediyecilik modeli keşfedildi:
“Önce yolu kapat, sonra bakarız.”
Vatandaş:
“Bu yol ne zaman açılacak?”
Cevap:
“7 Eylül”
“E olmadı”
“İnşallah 29 Ekim.”
“Peki 14 Eylül'de okullar açılıyor?”
“Evet.”
“Peki trafik?”
“Onu da vatandaş halletsin.”
Şimdiiii…
14 Eylül sabahı Aydınlı evinden çıkacak.
Arabaya binecek.
Kontak çevirecek.
Sonra önündeki araçlara bakacak.
Arkaya bakacak.
Sağa bakacak.
Sola bakacak.
Ve kendi kendine:
“Ben bugün işe mi gidiyorum, Kurtuluş Savaşı'na mı?” diyecek.
Çünkü artık Aydın'da işe gitmek ulaşım meselesi olmaktan çıkacak.
Stratejik harekât olacak.
Dörtyol'dan geçen vatandaşın yanında:
Su olacak.
Yiyecek olacak.
Powerbank olacak.
Yedek telefon olacak.
Harita olacak.
Pusula olacak.
Ve mümkünse:
Bir de emekli trafik polisi.
BELEDİYENİN YENİ ULAŞIM PLANI
Aydın'da yeni ulaşım planının ana maddeleri şöyle olabilir:
Madde 1: Yollar kapatılacaktır.
Madde 2: Okullar açılacaktır.
Madde 3: Servisler yola çıkacaktır.
Madde 4: Trafik yoğunlaşacaktır.
Madde 5: Vatandaş şaşıracaktır.
Madde 6: Yetkililer de şaşırmış gibi yapacaktır.
Madde 7: 29 Ekim beklenecektir.
Madde 8: İnşallah meşhur Battı-Çıktı açılacaktır.
Madde 9: Herkes birbirine:
“Bunca yolu neden kapatmışlardı?” diye soracaktır.
Madde 10:
Cevap bulunamayacaktır.
14 EYLÜL'DE AYDIN'DA SAAT KAVRAMI DA DEĞİŞECEK
Eskiden Aydın'da:
“08.30'da işteyim.” denirdi
Artık:
“08.30'da evden çıkıyorum.” Denilecek
09.30:
“Daha Dörtyol'dayım.”
10.30:
“Biraz ilerledim.”
11.30:
“Toplantı bitti mi?”
12.30:
“Ben gelemiyorum.”
13.30:
“Akşama doğru belki.”
17.30:
“Eve dönüyorum.”
18.30:
“Yok, dönemiyorum.”
20.30:
“Arabaya yarım kilo tandırla bir cacık söyledim.”
NAVİGASYON BİLE BELEDİYEDEN UMUDUNU KESECEK
14 Eylül sabahı navigasyonu açacaksınız.
“İşe nasıl giderim?”
Navigasyon:
“6 dakika.”
Siz:
“Güzel.”
Navigasyon:
“Şaka yaptım.”
“Nasıl yani?”
“Yaklaşık 1 saat 47 dakika.”
“Alternatif rota?”
“Var.”
“Nereden?”
“İzmir üzerinden.”
Bir süre sonra navigasyon uygulamalarına Aydın için yeni seçenek eklenecek:
“En kısa rota”
“En hızlı rota”
“Manzaralı rota”
“Trafiğe rağmen rota”
Ve en önemlisi:
“29 EKİM'DEN SONRA KULLANILABİLİR ROTA”
EĞİTİM ÖĞRETİM HAYATI
14 Eylül sabahı okul servisleri çıkacak.
Bir servis şoförü:
“Çocukları alalım.”
İlk çocuk alındı.
İkinci çocuk alındı.
Üçüncü çocuk alındı.
Dördüncü çocuk:
“Abi okula ne zaman varacağız?”
Şoför:
“İnşallah eğitim öğretim yılı bitmeden.”
Ve eğer hasbelkader okula varılırsa;
Öğretmen:
“Çocuklar neden geç kaldınız?”
Öğrenci:
“Servis trafikte kaldı.”
“Ne kadar?”
“Hocam bilmiyorum.”
“Kaç saat?”
“Biz servisteyken büyüdük.”
YENİ BİR İŞ KAPISI
14 Eylül'den sonra Aydın'da yeni bir sektör de doğacak:
Profesyonel alternatif güzergâh danışmanlığı.
Telefon çalacak:
“Abi neredesin?”
“Dörtyol.”
“Nasıl?”
“Kapalı.”
“Başka yol?”
“Yok.”
“Mimar Sinan’a nasıl gideceğim?”
“Gitme.”
“Niye?”
“Ben de üç saattir dönmeye çalışıyorum.”
Bir süre sonra Aydınlılar birbirine adres vermeyecek.
“Neredesin?”
“Dörtyol.”
“Oraya gelme.”
“Niye?”
“Ben oradan çıktım.”
“Nereye geldin?”
“Yine Dörtyol.”
29 EKİM'E KADAR VATANDAŞ NE YAPACAK?
Vatandaşın önünde iki seçenek var:
1. Evden çok erken çıkmak.
2. Evden hiç çıkmamak.
Uzaktan çalışma yaygınlaşacak.
Ama o da bir süre sonra şöyle olacak:
Patron:
“Neredesin?”
Çalışan:
“Evdeyim.”
“Niye?”
“Trafik.”
“Evde trafik mi var?”
“Hayır.”
“E o zaman?”
“Evden çıkarsam işe ulaşamıyorum.”
PLANLAMAYA GELİRSEK;
Zaten batık ve ne yazık ki bir süre daha çıkışı yok.
Şimdi soralım:
Okulların açılacağı bilinmiyor muydu?
Biliniyordu.
14 Eylül tarihi bilinmiyor muydu?
Biliniyordu.
Servislerin çalışacağı bilinmiyor muydu?
Biliniyordu.
Velilerin çocuklarını okula götüreceği bilinmiyor muydu?
Biliniyordu.
İnsanların işe gideceği bilinmiyor muydu?
Biliniyordu.
Trafiğin artacağı bilinmiyor muydu?
O DA BİLİNİYORDU.
Peki o zaman bu tablo neden ortaya çıkıyor?
İşte vatandaşın anlamadığı nokta tam da burası.
Çünkü mesele yalnızca bir projenin gecikmesi değil.
Mesele, kent yönetiminde bütün bu gerçeklerin aynı anda düşünülüp düşünülmediği.
7 Eylül'de açılması bekleniyordu.
Açılmadı.
29 Ekim'e kaldı.
Aradaki süre vatandaş için:
Bildiğin 52 günlük “Sabır ve Trafikte Hayatta Kalma Kursu.”
Ders 1:
“Dörtyol'da beklerken sinirlenmemek.”
Ders 2:
“Öndeki aracın tamponuna bakarak hayatı sorgulamak.”
Ders 3:
“Yeşil ışık yandığında neden hiçbir şey olmadığını anlamaya çalışmak.”
Ders 4:
“Alternatif yol bulamamanın psikolojisi.”
Final sınavı:
“Okula çocuğunu zamanında yetiştir.”
Bu sınavı geçenlere “Aydın Trafiğinde Hayatta Kalma Uzmanı” sertifikası vermek gerekir.
Veee nihayet 29 EKİM GELDİĞİNDE...
Battı-çıktı açılacak.
Bantlar kesilecek.
Fotoğraflar çekilecek.
Konuşmalar yapılacak.
Vatandaş alkışlayacak.
Sonra bir vatandaş şöyle diyecek:
“Çok güzel olmuş.”
Yanındaki:
“Mutlu musun?”
“Tabii.”
“Niye?”
“Çünkü artık eve dönebileceğim.”
Ama asıl komedi burada başlayacak.
29 Ekim'de battı-çıktıdan ilk geçen araç duracak.
Şoför aşağı inecek.
Gözleri buğulu bir şekilde
Önce yola sonra gökyüzüne bakacak.
Sonra:
“Gerçekten geçtik mi?” diye soracak.
Yanındaki:
“Evet.”
“Emin misin?”
“Evet.”
“Bizi başka şehre mi çıkardılar?”
AYDINLILARIN YENİ HAYALİ
Eskiden Aydınlı:
“İyi araba alayım” derdi.
Sonra:
“İyi ev alayım” dedi.
14 Eylül'den sonra:
“İşe yürüyerek gidebileceğim bir ev bulayım” diyecek.
Hatta emlak ilanlarına yeni kriter eklenecek:
“Dörtyol'a uzaklığı: 15 dakika.”
Ama küçük bir dipnot:
“Trafiksiz.”
SON SÖZ
Kentler elbette gelişir.
Projeler yapılır.
Yollar yenilenir.
Altyapı yatırımları yapılır.
Bunların hepsi kent yaşamının gereğidir.
Ama vatandaşın hayatını kolaylaştırması gereken projeler, vatandaşa hayatı zorlaştıran bir sürece dönüşüyorsa burada biraz durup düşünmek gerekir.
Çünkü belediyecilik sadece:
“Yemek verdim, konser düzenledim, havai fişek gösterisi yaptım” demek değildir.
Ha eseri olmayanın konseri olur o başka mesele ama;
Asıl mesele:
“Bu projeyi yaparken vatandaşın hayatı nasıl etkilenir diye düşündüm.” diyebilmektir.
Aydın'da şimdi herkes 29 Ekim'i bekliyor.
Çünkü battı-çıktı o gün çıkacak.
Ya vatandaşın sabrı...?
Ve son olarak sevgili Aydınlı:
29 Ekim'de battı-çıktı açıldığında sakın sevinçten korna çalma.
Çünkü arkandaki araç:
“Abi ne olur ilerle, 45 gündür seni bekliyorum!” diyecek
Sonuçta:
7 EYLÜL'DE BATTIK.
14 EYLÜL'DE TRAFİĞE GÖMÜLECEĞİZ.
29 EKİM'DE ÇIKMAYI UMUYORUZ.
Ama bu arada bir şeyi çok net öğrendik:
AYDIN'DA SADECE BATTIK-ÇIKTIK YAPILMIYOR...
BELEDİYECİLİK DE GENELDE BATTIK-BİR TÜRLÜ ÇIKAMIYORUZ OLUYOR!
Vatandaş battı.
Trafik battı.
Sabır battı.
Navigasyon battı.
ÇIKIŞ: 29 EKİM.
İNŞALLAH!