Türkiye’de para kazanmak zor…
Ama asıl mesele parayı kazanmak değil; kazandıktan sonra elinde tutabilmek!
Sen çalışıyorsun, para kaçıyor.
Sen biriktiriyorsun, enflasyon yetişiyor.
Sen yatırım yapıyorsun, bu kez başka bir macera başlıyor.
Kısacası Türkiye’de para kazanmanın ilk kuralı:
ÖNCE PARAYI KAZAN, SONRA NEREYE GİTTİĞİNİ MERAK ET!
1980’LER: BANKER KASTELLİ
“Paranı bize ver, yüksek faiz kazan!”
Vatandaş verdi.
Bir süre sonra banker ortadan kayboldu.
Vatandaş:
— Benim para nerede?
— Bilmiyoruz.
— Sizin para nerede?
— Onu da bilmiyoruz.
Böylece Türkiye’nin finansal eğitiminde ilk ders verildi:
ÖNCE PARAYI VER, SONRA ARAMAYA BAŞLA!
1990’LAR İMAR BANKASI
Vatandaş:
— Banker olmadı. Bundan sonra bankaya yatırırım.
Tabela var, bina var, mermer var, kravat var, kasa var, banka var, var oğlu var.
Vatandaşın içi rahat.
Sonra işler karışıyor.
Ve yine o meşhur soru:
“BENİM PARA NEREDE?”
Bu kez cevap daha kurumsal:
— Talebiniz alınmıştır.
— Ne zaman sonuçlanır?
— Sabırla bekleyiniz.
Böylece finansal okuryazarlığın yanına yeni bir ders eklenmiş oluyor:
SABIR YÖNETİMİ.
SONRA ÇİFTLİK BANK
Vatandaş:
— Banka olmadı, bari çiftliğe yatırım yapalım.
Hayvan var.
Çiftlik var.
Sistem var.
Sanal dünya var.
Gerçek para var.
Sonra…
Hayvan yok.
Çiftlik yok.
Para yok.
Geriye sadece çocukluğumuzun tekerlemesi kalıyor:
“Kara kedi nerde? Ağaca çıktı. Ağaç nerde? Balta kesti. Balta nerde? Suya düştü. Su nerde? İnek içti. İnek nerde? Dağa kaçtı…”
Ve Çiftlik Bank’tan sonra Türkiye finans tarihine yeni bir kavram giriyor:
SANAL HAYVANCILIK, GERÇEK MAĞDURİYET.
2010’LAR KRİPTO
Teknoloji gelişti.
Artık para kaybetmek için banka batmasına bile gerek yok.
Coin alıyorsun.
Portföy açıyorsun.
Şifre koyuyorsun.
Sonra şifreyi unutuyorsun.
Eskiden:
“Param çalındı.”
Şimdi:
“Param benim ama ben ulaşamıyorum.”
Finans sektörü öyle gelişti ki artık yalnızca paranı değil, parana ulaşma yeteneğini de kaybedebiliyorsun.
2020’LER FON
Vatandaş sonunda:
— Ben bu işlerden anlamıyorum. Profesyoneller yönetsin diyor
Fon alıyor.
Portföy çeşitleniyor.
Risk dağılıyor.
Grafikler hazırlanıyor.
Milyarlar dönüyor.
Vatandaş ekrana bakıyor:
— İyi güzel de benim para niye yerinde sayıyor?
Cevap:
— Piyasa koşulları…
— Ya zarar edersem?
— Risk var.
— Ya tamamen kaybedersem?
— Yatırım tavsiyesi değildir. (Meşhur YTD)
Vatandaş:
“ABİ BEN YATIRIM YAPMIYORUM, ÇIKIŞ PLANI ARIYORUM!”
VEEEEEEE….
40 yıllık mühendis…
Üniversite okumuş.
Diploma almış.
Şantiyelerde sürünmüş.
Fabrikalarda çalışmış.
Gece gündüz proje yetiştirmiş.
İmza atmış.
Sorumluluk almış.
40 yıl boyunca başkalarının hesaplarını kontrol etmiş.
Sonunda hayat kendi hesabını önüne koyuyor:
EMEKLİ MAAŞI: 25.000 TL
Yanında:
ASGARİ ÜCRET: 28.000 TL
Mühendis diplomaya bakıyor.
Maaşa bakıyor.
Asgari ücrete bakıyor.
Sonra hesap makinasını çıkarıyor.
25.000…
Bir daha hesaplıyor:
25.000…
“Herhalde yanlış girdim.”
Tekrar:
25.000…
Bu kez hesap makinasının pilini değiştiriyor.
Yeni pil.
Yeni umut.
Yeni hesap.
Sonuç:
YİNE 25.000 TL!
Mühendis hesap makinasına bakıyor:
— Ulan senin pilini değiştirdim, sonucu değiştiremedim!
Hesap makinası o anda cevap veriyor:
“Abi benim pil bitti ama senin 40 yıllık emeğin bitmiş; ben ne yapayım?”
TÜRKİYE’DE KARİYER PLANI
22 yaşında:
“Çalışacağım.”
30 yaşında:
“Tecrübe kazanıyorum.”
40 yaşında:
“Uzman oldum.”
50 yaşında:
“Artık kıdemliyim.”
60 yaşında:
“Emekli olayım.”
Emekli olunca:
“25 BİN.”
Asgari ücret:
“28 BİN.”
Mühendis o anda hayatının en önemli mühendislik hesabını yapıyor:
Kıdem arttı.
Tecrübe arttı.
Sorumluluk arttı.
AMA MAAŞ…
“BİR YERDE MÜHENDİSLİK HESABI HATA VERİYOR!”
Bu ülkede kıdem arttıkça maaş değil,
SADECE ANILAR BÜYÜYOR.
40 yılda yatırım araçları değişti.
Banker değişti.
Banka değişti.
Çiftlik değişti.
Coin değişti.
Fon değişti.
Teknoloji değişti.
Uygulamalar değişti.
Şifreler değişti.
Ama vatandaşın duası hiç değişmedi:
“ALLAH’IM PARAMI KORU.”
Artık kimse:
“Çok zengin olayım.” demiyor
Beklenti küçüldü:
“ELİMDEKİNİ KORUYAYIM YETER.” diye düşünüyor.
Ve hikâyenin sonunda 40 yıllık mühendis evinde oturuyor.
Bir tarafta diploma…
Bir tarafta emekli maaşı…
Öbür tarafta hayat pahalılığı…
Telefonunda fon uygulaması açık.
Ekranda milyarlarca liralık işlemler dönüyor.
Mühendis ekrana bakıyor:
“Ne güzel… Para hâlâ hareket ediyor.”
Sonra kendi hesabına bakıyor:
25.000 TL.
Asgari ücrete bakıyor:
28.000 TL.
Hesap makinasına bakıyor.
Pil yeni.
Ekran parlak.
Tuşlar sağlam.
Ama sonuç hâlâ aynı.
Ve 40 yıllık mesleki tecrübesiyle hayatının en önemli tespitini yapıyor:
“MEĞER BEN 40 YIL PARA KAZANMAK İÇİN DEĞİL, PARANIN BENDEN KAÇIŞINI FİNANSE ETMEK İÇİN ÇALIŞMIŞIM.”
Banker değişti.
Banka değişti.
Çiftlik değişti.
Coin değişti.
Fon değişti.
AMA VATANDAŞIN HİKÂYESİ DEĞİŞMEDİ.
Dün parasını arıyordu.
Bugün parasının yetmesini arıyor.
Ve 40 yıllık mühendis son kez hesap makinasını eline alıyor.
Pil yeni.
Hesap doğru.
Sonuç acı:
40 YILLIK EMEK + DİPLOMA + TECRÜBE + SORUMLULUK = 25000 TL
Hesap makinası dayanamayıp kapanıyor.
Mühendis arkasından sesleniyor:
“Haklısın be oğlum… Sen de yoruldun.”
Bir an duruyor.
Sonra ekliyor:
“Zaten bu ülkede bazı hesapların sonucunu hesap makinası değil, hayat belirliyor.”
Ve 40 yıllık mühendis ilk kez bir hesabın yanlış olduğunu değil…
HAYATIN HESABININ TUTMADIĞINI ANLIYOR.