Savaşlar bitmiyor. Her savaş maddi ve manevi büyük kayıplara neden oluyor.
Birçok bölgede çatışmalar devam ediyor. Çatışmalar insanlığın yönünü de kaybettiriyor.
Farklı coğrafyalarda yaşayan insanların dil, din, renk vb. farklıklarına, kültürel zenginliklerine ve bir bütün olarak yaşadıkları devlet anlayışlarına saygı duyulmuyor.
İnsan hakları, demokrasi vb. çok farklı bahanelerle müdahale zemini hazırlanıyor.
Savaşların sebebi ve sonuçlarına ilişkin tarihsel kaynaklar bize çok fazla bilgi sunmaktadır.
Bu bilgilerde toplumların gerek iç gerekse dış çatışmalarının en önemli sebebinin: “Kaynaklara sahip olmak ve kaynakları korumak için güçlü kalmak” olduğu görülmektedir.
Zamanla savaşların nedenlerinde çok farklı değişimler oldu. Kaynaklara sahip halkların, üzerinde yaşadıkları kaynakları işleyebilecek endüstriyel güce sahip olmamaları, sömürgeci endüstri güçlerinin bu kaynaklara karşı iştahını kabarttı. Buralarda sömürgeciliği açık bir hale getirdi.
Öyle planlar geliştirdiler ki; kaynakları kontrol etmek ve kullanmak için o coğrafyada olmaya gerek yoktu. Halkları kontrol etmek, ele geçirmek, kendilerine biat eden yöneticileri işbaşına getirmek yeterliydi.
Bunda başarılı da oldular.
Savaşlar aynı zamanda uygarlığın ilerlemesi için itici güç olmuştur. İlginç bir durum değil mi?
Artan nüfus, sınırsız ihtiyaçlar, kıtlık ve savaşlar yeni bir yönetici sınıfının ve merkezi yönetimlerin oluşumuna neden olmuştur.
Her şeyi kontrol etmeye başlayan bu düzen; korunmak için güçlü yapılara, daha fazla üretime, insana, gelişmiş silahlara ve farklı kaynaklara ihtiyaç duyacaktı.
Kazanmak için her türlü yöntem ve teknoloji geliştirildi. Çok uzağa değil en yakınınıza bakın, internet, savaş odalarında keşfedilmedi mi?
Güce ve kaynaklara sahip olma savaşı, hiç bitmeyen bir döngü olarak devam etmektedir.
Bu döngü insanlığın yönünü bulmasında zorlukları, çelişkileri de beraberinde getirmektedir.
İşte en son İran’a yapılan saldırılar:
-Kimine göre zorbalık, haydutluk, eşkıyalık.
-Kimine göre rejim sorunu, yaşanan insan hakları ihlalleri, nükleer silah vb. sebeplere bağlı olarak yapılan bir harekât.
-Kimine göre de güç kavgasına bağlı olarak; kaynaklara çökme harekâtı.
Dünya bölünmüş vaziyette...
Diğer taraftan kıtaların ikiyüzlü yaklaşımı. Burada en dikkat çeken kıta "Avrupa"
Bize aydınlanmanın mirasçısı, insan haklarının, uluslararası hukukun vicdanı vs. olduğunu söyleyen Avrupa ne yapıyor?
İran saldırılarında Avrupanın tutumu belirsizlikler içeriyor. Bu tutumlarını birçok yerde görmedik mi?
Avrupa Birliği artık jeopolitik refleksler, stratejiler üretmede çok zayıf. Dünya siyasetinde gerçek bir güç değil. Kararlarını kendi başına alabilecek ortak siyasi irade de yok.
Diğer taraftan dünya siyaseti de uzun süredir bu kadar belirsiz, kırılgan, çok yönlü bir rekabetin hâkimiyetinde değildi.
Artık tek bir güç merkezinin ya da tek bir çatışma alanının küresel düzeni belirlediği dönemlerin dışında olduğumuz gerçeğiyle karşı karşıyayız.
İşte bu noktada: Amerika Birleşik Devletlerinin (ABD) son yıllarda izlediği dış politika çizgisi, bu dağınık jeopolitik ortamı yönetme çabasının izlerini taşıyor. Dünyaya bakışı, askeri güçten öte, teknoloji, enerji, finans ve dijital güvenlik gibi yeni rekabet alanlarına yayılan kapsamlı bir dönüşüm içinde.
Bu dönüşümün rotası ise giderek daha fazla Asya-Pasifik merkezli bir görünüm arz ediyor ve yeni dünya düzeninin kodlarını içeriyor.
Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ya da tam adıyla Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi yaklaşımı bu amaca hizmet etmiyor mu?
İran’da BOP sürecindeki hedef ülkelerden birisi.
Sadece İran mı? Ya Rusya-Çin ?
İran ve Çin, Mart 2021'de imzalanan 25 yıllık iş birliği anlaşmasıyla askeri bağlarını stratejik düzeye taşımıştır. Bu ortaklık; ortak deniz tatbikatları (Rusya ile birlikte), teknoloji transferi, savunma sanayi üretimi ve istihbarat paylaşımını kapsamaktadır.
İran'ın Rusya ile olan ilişkileri ise daha stratejik ve derindir.
Batı baskısına karşı denge unsuru olan bu ilişkiler, Çin'in bölgedeki varlığını günden güne artırması, İran'ı askeri ve ekonomik olarak desteklemesi; aslında bugün İrana yapılan ABD saldırılarının ana eksenini oluşturmaktadır.
Türkiye diplomasi odaklı bir tutum içerisinde “bölgede istikrarın korunmasını ve ülkelerin toprak bütünlüğünü” ön planda tutuyor.
Ülkemizin İran ile tarihsel, ekonomik, ticari, turizm alanında yoğun ilişkileri bulunmaktadır.
Diğer taraftan İran ülkemiz için en önemli doğal gaz sağlayıcılardan biridir.
Saldırılar dünya petrol piyasalarını, fiyatlarını ciddi bir şekilde etkilemektedir. Bu durumun ülkemiz ekonomisini de olumsuz yansımaları olmaktadır.
Diğer taraftan ülkemiz açısından İran ile karşı karşıya gelme, İran içerisindeki çatışmaların yaratacağı göç dalgası vb. risklerde bulunmaktadır.
Jeopolitik konumumuz, çevremizde meydana gelen olaylar, NATO üyesi bir ülke olmamız, ABD, Rusya ve Çin ile olan yoğun ilişkilerimiz; böyle zamanlarda çok daha stratejik, dengeli ve tarafsız olmayı zorunlu kılmaktadır.
Bu aşamada Türkiye Milli Hedef ve Milli Menfaatlerine uygun " Yurtta Barış ve Dünyada Barış" ilkesi çerçevesinde hareket etmeli, kendini savunma adına her türlü tedbiri almalıdır.
ATATÜRK: “Savaş zaruri ve hayati olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça savaş bir cinayettir.” Sözü asla unutulmamalıdır.
Sevgiyle, saygıyla, dostça kalın...
