Havlular var çeşit çeşit… El, yüz, ayak, giysi, banyo, bornoz gibi. Kaliteleri de birbirlerinden farklıdır. Bazısı yumuşacıktır, ama sahtedir, sizi sarar sarmalar gibi gözükür ama üstünüzdeki suyu, kiri, ayıbınızı bir türlü kurulayamaz, örtemez.
İnsanlarda öyle çeşit çeşit… Kimi iyi eğitimli, kimi yardımsever, kimi halk adamı görünümlüdür. Maalesef herkes göründüğü gibi değildir. Dıştan bakarsınız pek cana yakındır da; içten hesaplıdır, alacası içinde dediklerimizden. Güvenirsiniz, düş kırıklığı yaşatır size. Nerde ne zaman, ne yapacağı belli olmaz, değer ölçüleri bozuktur. Hiç farkında olmadan birden bire sırtlara hançeri saplar, kötü amaçlar için her fırsatı tepe tepe kullanır, sömürür herkesi.
Havlu ve insan…
Havlunun ağzı dili, özgür iradesi yok; kim alır, kim kullanırsa onu sarıp sarmalar, karşı çıkamaz. Hoyratça kirletilir. Hiç farkında olmadan, istemeden…
Bazen de bir kavgada, mücadele de, karşı tarafın yaptığı hamlelerle yenildiğinizi hissettiğiniz anda ortaya “ havlu atarsınız” böyle bir zamanda havlu imdadınıza koşar.
Ve insan… Toplum nezdinde varsa bir saygınlığı(!) zamanla öyle bir hale geliyor ki; saygınlığından ödün vererek, bir anlık zevki, uçkuru ve çıkarı uğruna her şekilde kirlenmeyi göze alıyor! Bu anlamda özellikle son zamanlarda bunları yapmaktan yüksünmeyen, özellikle kamu görevi yapan insanların, siyasetçilerin ahlaki ve etik değerlere yakışmayan davranışları karşımıza çıkıyor.
Bu tip insanların sayıları giderek artsa da; neyse ki aynı yolda yürümeyi kabullenmeyen onurlu insanlar bizim umudumuz olmayı sürdürüyor(!)
Ama nasıl?
Toplumun bazı kesimlerinin bu olaylara yaklaşımı hukuksal bir zeminden uzak; günlük kısırlaşmış, kutuplaşmış, günden güne çürümeye yüz tutmuş “siyasi tarafgirlikten” öteye geçmiyor. Hemen “mal bulmuş mağribi” gibi birbirlerine saldırıyorlar. Ne özel hayatın gizliliği kalıyor, ne masumiyet karinesi, ne de lekelenmeme hakkı. Hepsi yerle bir.
Kendi tarafında meydana gelen her türlü arsızlığı, ahlaksızlığı vb. durumları bir anda unutuyorlar. Ahlak, namus abidesi kesiliyorlar. “Ele verir talkını kendi yutar salkımı.” Sözünde anlatılmak istenen ikiyüzlülük, samimiyetsizlik paçalarından akıyor ve üç maymunu oynuyorlar.
Kim daha güçlü ise elindeki her türlü gücü, imkânı kullanarak büyük bir algı operasyonu ve bilgi kirliliği ile karşı tarafı “pes ettirmeye” diğer bir ifade ile “ havlu atmaya” zorluyor.
Birde olayların; “o da yapıyor, bu da yapıyor.” Diyerek birbirleriyle kıyaslanması var ya, tam evlere şenlik! Hiçbir taraf “yoğurdum ekşi” demiyor, dese de kerhen… Ya da “kol kırılır yen içinde kalır” diyerek her türlü pislik halı altına süpürülüyor.
Hal böyle olunca bu tip ahlaksızlıklarla nasıl mücadele edilecek? Maalesef edilmiyor, bir süre sonra unutuluyor. Kurumsal kimlik ( siyasi parti, kurum vb.) çerçevesinde kınama, ihraç, istifa, vb. şekilde işlem tesis ediliyor. Bu işlemlerde “gaz almaktan” öte geçmiyor. “Laf olsun, torba dolsun.” “Dostlar alışverişte görsün” misali.
Daha sonra ne mi oluyor? Oturuluyor, olayların ve bunlara bağlı olarak yapılan kirli algı operasyonlarının anlık getirdiği siyasi kazançların hesabı yapılıyor.
Ha birde şu var: Sen şöylesin, sen böylesin, aslansın, kaplansın, dava arkadaşısın diyerek pohpohlanan gaz verilerek, kullanılan, etinden, sütünden, kemiğinden her türlü şekilde faydalanılan kimi kişiler de kullanım zamanını doldurdukları an “yaş peştamal” gibi yere fırlatılıp atılıyor.
Buraya kadar meydana gelen olaylarda ortaya çıkan davranış şekillerini yazdım. Şimdi sizlere üç somut olay ve bu olaylara yaklaşımdaki çelişki ve çifte standartları takdir ve değerlendirmelerinize sunuyorum.
- Adalet ve Kalkınma Partili (AKP) Adapazarı Belediye Başkanının yasak aşk olayı.
- Cumhuriyet Halk Partili (CHP) Uşak Belediye Başkanının sevgilisiyle bir otelde yakalanması ve yakalanma anındaki görüntülerin hukuksuz bir şekilde basına servis edilmesi.
- AKP’li Aydın Köşk Belediye Başkanının yasak aşk olayı.
Hangi taraftan olursa olsun; bu olayların siyasi ahlak ve etik değerler yönünden savunulacak hiçbir tarafı yoktur. Bunların detaylarını kamuoyu yeterince biliyor.
Ancak olaylarla ilgili olarak kendi partili belediye başkanları ile ilgili tavır, tepki koymayanlar, muhalefet partili belediye başkanına yönelik her türlü itibarsızlaştırmayı yaparak, olayı ülkenin bir numaralı sorunu haline getirdiler.
Özellikle Uşak Belediye Başkanına atıf yaparak sosyal medyada “Bugünlerde Uşak denilince aklınıza banyo havlusu gelebilir. Ama Uşak Türkiye’nin battaniye merkezidir!” diyen AKP Aydın İl Başkanı, kendi partilisi Köşk Belediye Başkanının yasak aşk olayında “havlu attı.” “Olanlar oldu” beyanatı ile konuyu savuşturdu.
Şimdi Aydında CHP’liler soruyor: Köşk İlçesinin neyi ünlü? Kestanesi mi, cevizi mi? Bu sorunun cevabı merakla bekleniyor.
İşte tamda anlatmak istediğim çifte standart bu. Bu mudur siyaset?
Sözün özü: “Gülme komşuna gelir başına, sana yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma!”
Ha bu arada halk ne durumda? Halk enflasyon, petrol, doğalgaz, elektrik, kira zamları vb. birçok sorun karşısında havlu atmış vaziyette.
İşte içinde bulunduğumuz durumlar ve şartlar. Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete…
Sevgiyle, saygıyla, dostça kalın…