Yazımı yazmaya başlarken Fetullahçı Terör Örgütünün tezgâhlarına, kumpas davalarına maruz kalmış, maddi ve manevi olarak büyük zararlar, acılar yaşamış bir arkadaşımla görüştüm.
Ne yapıyorsun, diye sordu. Bende, lekelenmeme hakkı konusunda bir yazı üzerine çalışıyorum, dedim.
Bunun üzerine arkadaşım: “Evet, hep ezilen ve hakkı gasp edilenlerin, ihtiyacı olanların hatırladığı, ama egemen güçlerin umursamadığı bir kavram, kolay gelsin,” diyerek beni çok etkileyen bir açıklama yaptı.
Bu sözü yazımda kullanacağımı söyledim. Onur duyarım, dedi.
Evet, arkadaşımın söylediği gibi lekelenmeme hakkını, ezildiğimiz, ihtiyacımız olduğumuz zaman mı hatırlayacağız? Başkaları lekelendiği, ezildiği zaman; hak, hukuku, adaleti unutup, hukuksuzluğa, adaletsizliğe mi savrulacağız?
Her insan hayatı boyunca onurlu bir yaşam sürmek ister. Bu bir ihtiyaçtır.
Onurlu bir yaşam sürme ihtiyacı, tarihsel süreç içerisinde insan hakları, temel hak ve özgürlükler gibi kavramların doğmasına, hukuk metinlerinde insan onurunun korunmasına yönelik düzenlemelerin yer almasına sebep olmuştur.
Yapılan düzenlemeler sonucunda ortaya çıkan haklardan birisi de: Lekelenmeme Hakkıdır.
Lekelenme: Kişinin isminin kötüye çıkması; lekelenmek kavramı ise kişinin kötü anılması, itibarının zedelenmesi olarak anlamlandırılmaktadır.
Hukuki anlamda Lekelenmeme Hakkı:
Suç şüphesi nedeniyle, hakkında soruşturma ya da kovuşturma yürütülen bir kişinin bu işlemlerden dolayı şeref, onur ve haysiyetinin zarar görmemesi,
Toplum içindeki saygınlığının zedelenmemesi,
Hakkında, henüz kesin hüküm verilmemiş kişinin, masumiyetine zarar verecek, kişiyi toplum nezdinde mahkûm edecek, her türlü söz, yayın ve haber gibi davranışlardan kaçınma olarak tanımlanmaktadır.
Bu hak, ceza yargılamalarında masumiyet karinesi ile birlikte büyük önem arz etmektedir.
Anayasamızın 38.maddesinde:“Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.” şeklinde ifade edilen masumiyet karinesi ile kişilerin mahkemeler ve kamu otoritelerince; lekelenmeme hakkı ile de toplum nezdinde suçlu muamelesi görmemesi, güvence altına alınmaktadır.
Kişilerin bu haklarını korumaya yönelik olarak, hukuk sistemimizde yer alan soruşturmanın gizliliği ilkesi de bu araçlardan birisidir.
Ceza Muhakemesi Kanunu madde 157: “Kanunun başka hüküm koyduğu hâller saklı kalmak ve savunma haklarına zarar vermemek koşuluyla soruşturma evresindeki usul işlemleri gizlidir.” hükmüne amirdir.
Yani soruşturmalar gizlidir. Kanun bunu emrediyor!
Lekelenmeme Hakkı, masumiyet karinesi, soruşturmanın gizliliği ilkeleri, suç şüphesi altındaki kişilerin her türlü soruşturma, kovuşturma işlemlerinde mutlak dikkate alınması gereken kanunu bir zorunluluktur.
Ancak son dönemlerde kanunlara aykırı olarak bazı yargılamalarda:
Kutuplaşma, siyasi görüş, düşünce ve çatışmalara bağlı olarak yapılan eylem ve söylemlerle hukuki boyuttan uzaklaşılıyor.
İfade özgürlüğü adı altında kişilerin karalanması, damgalanması, özel hayatın gizli alanlarına müdahale edilerek insanları küçük düşürücü girişimlerde bulunuluyor.
Basın faaliyetleri ile yalan, yanıltıcı ya da çarpıtma haberler yapılarak, insanların şeref ve itibarlarına zarar verilmesi gibi unsurların ön plana çıkıyor.
Bu durumlar açık bir şekilde lekelenmeme hakkı, masumiyet karinesi ve soruşturmaların gizliliği ilkelerini ihlal etmektedir.
Elbette, adli olaylar hakkında toplumun bilgilendirilmesi, basının adli olayları haber yapması modern toplumun bir gereğidir.
Günümüzde görsel ve yazılı iletişim araçları ile birlikte; sosyal medyanın da önem kazanması sonucu, adli olaylara ilişkin bilgi ve detaylara ulaşmak daha kolay bir hale gelmiştir.
Ceza adaletinin sağlanması sürecinde; şüpheliye veya sanığa ait, edinilen doğru ve/veya yanlış bilgilerin haber yapılması, ilgisiz kişilerle paylaşılması; kişilerin suçlu olduğu önyargısını oluşturmakta, suç şüphesi altındaki kişinin toplum içindeki statüsünü, onurunu olumsuz etkilemektedir.
Her şeyden evvel; yapılan yargılama sonucunda beraat etme ihtimali bulunan bir kimseye, toplum nezdinde hükümlü gibi davranılması, hükümlü gözüyle bakılarak ilişki kurulması; bu kimsenin şeref ve haysiyetini zedeleyecek niteliktedir.
İşte lekelenmeme hakkı, masumiyet karinesi, soruşturmanın gizliliği ilkeleri suç şüphesi altındaki kişilere hukuki anlamda bir koruma sağlamak için vardır.
Ülkemizde taraf gözetmeksizin, adil yargılanma ilkleri çerçevesinde yukarıda yazdığım ilkelere uygun mutlak bir koruma sağlanmakta mıdır?
Bu konuda toplumun hukuk bilinci ne seviyededir?
Elbette bir hukuk devletinde; hukuka aykırı bir eylem içerisinde bulunan, suç işleyen her kim olursa olsun, hukuka uygun yargılanmalı, işlediği suçun karşılığı ceza neyse verilmeli, gerçek adalet tecelli ettirilmelidir.
Ancak, gerçek bir hukuk devletinde; her türlü siyasi ve fikri tartışma ne kadar sert olursa olsun kabul edilebilir, ama masumiyet karinesini, lekelenmeme hakkını çiğneyen sözler, davranışlar asla kabul edilemez.
Masumiyet karinesini çiğneyenlerin, başkalarını gözü dönmüşçesine lekelemekte sakınca görmeyenlerin; aynı şey kendisine, arkadaşlarına, yandaşlarına yapıldığında ne düşünür, ne hisseder?
İnsan, kendisine yapılmasını istemediği hiçbir şeyi, başkalarına kesinlikle yapmamalıdır.
Haysiyet Celladı olmamalıdır.
Diğer taraftan ceza yargılamaları dışında çok farklı güç kavgalarına bağlı olarak yapılan; birtakım kirli, ahlaksız algı operasyonları ile yürütülen, insanları lekeleyen kumpaslara, itibar suikastlarına ne demeli?
Rezalet!
Unutmayınız! Hukuk bir gün herkese lazım olacaktır…
Platonun dediği gibi: ”Hiç kimseyi başkalarının anlattığı hikâyelere göre yargılama. Herkes hikâyeyi kendi tarafından anlatır.”
Sevgiyle, saygıyla, dostça kalın…
