ürkiye’de emekli maaşları artık bir “gelir” değil, açık bir geçim krizi başlığıdır. Yıllarca çalışmış, üretmiş, prim ödemiş milyonlarca emekli bugün ayın sonunu değil, haftanın sonunu bile getiremeyecek durumda yaşamaya zorlanmaktadır. Buna rağmen iktidarın yaklaşımı, sorunu çözmekten çok idare etmeye yöneliktir.
Emeklilere yapılan artışlar, gerçek hayatla hiçbir bağ kurmamaktadır. Enflasyon rakamları masa başında düşürülebilir; ancak pazarda, markette, eczanede bu rakamların bir karşılığı yoktur. Emekli, açıklanan oranlara değil, boş kalan filesine bakarak yaşamaktadır. Bugün emekli maaşları, temel gıda harcamalarını dahi karşılamaktan uzaktır.
Asıl sorun yalnızca düşük maaşlar değildir. Sorun, emeklinin sistematik biçimde öncelik olmaktan çıkarılmasıdır. İktidar, kaynak bulma konusunda emeklileri değil; başka alanları tercih etmekte, emekliler ise “sabredin” denilerek sürekli ötelenmektedir. Oysa sabır, karnı doyurmamaktadır.
Daha da vahimi, emeklilerin yaşadığı bu ağır tabloya rağmen, sorunun normalleştirilmesidir. “Şükür” telkinleriyle, geçinememek neredeyse ayıp hâline getirilmiştir. Emekli, hakkını talep ettiğinde nankörlükle suçlanmakta; oysa talep edilen şey lüks değil, insanca yaşamdır.
Bu ülkede emeklilik, dinlenme ve güvence dönemi olmaktan çıkmış; yeniden hayatta kalma mücadelesine dönüşmüştür. Yılların emeği, bugün ikinci bir işe mahkûm edilmekte; emekli, torununa harçlık vermeyi bırakın, kendisi destek arar hâle gelmiştir.
Emekli maaşları bir bütçe kalemi değil, sosyal adalet meselesidir. Bu sorun, geçici artışlarla ya da teknik hesaplarla çözülemez. Gerçek çözüm; emekliyi yük olarak değil, bu ülkenin temel taşı olarak gören bir anlayış değişikliğidir.
Emekliler sadaka değil, haklarını istiyor.
Ve bu hak, ertelenecek bir lütuf değil; gecikmiş bir borçtur.
