Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik saldırılar artık siyasi eleştiri sınırını aşmış durumda. Özellikle bazı televizyon ekranlarında, geçmişte bu partinin içinde bulunmuş isimlerin bugün çıkıp partinin kurumsal kimliğine, milyonlarca seçmenine ve Genel Başkan Özgür Özel’e yönelik kullandığı dil; demokratik tartışma değil, açık bir itibarsızlaştırma operasyonudur.
Siyasette eleştiri olur. Hatta olmalıdır. Çünkü eleştiri demokrasinin nefesidir. Ama hakaret başka bir şeydir. Hele ki bunu geçmişte aynı çatı altında siyaset yapmış insanların yapması, yalnızca siyasi bir tavır değil; aynı zamanda büyük bir vefasızlıktır.
Bugün bazı ekranlarda konuşanlar şunu unutuyor:
Cumhuriyet Halk Partisi, kişilerin değil; bir ülkenin hafızasının adıdır. Bu parti sıradan bir siyasi yapı değildir. Bu parti, kurtuluşun ve kuruluşun partisidir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün emaneti olan iki büyük eserden biridir. Diğeri ise Türkiye Cumhuriyeti’dir.
İşte bu yüzden CHP’ye yönelik her organize saldırı, yalnızca bir partiye değil; Cumhuriyet fikrine yönelmiş bir saldırıdır.
Bir genel başkanı sevmeyebilirsiniz.
Politikasını eleştirebilirsiniz.
Hatta değişmesini isteyebilirsiniz.
Ama bir partinin üyesiyseniz, o partinin kurumsal onuruna saldıranlarla aynı safta duramazsınız. Çünkü siyasi aidiyet sadece seçim zamanı ortaya çıkan bir kimlik değildir; zor günlerde omuz verme sorumluluğudur.
Bugün mesele sadece Özgür Özel meselesi değildir.
Bugün mesele, Cumhuriyet Halk Partisi’nin topyekûn kuşatma altına alınma meselesidir.
Türkiye’nin içinden geçtiği bu sert ve kaotik süreçte muhalefeti parçalamaya, CHP’yi içeriden tartıştırmaya ve toplumsal direnci kırmaya çalışan büyük bir siyasi akıl devrededir. Kimi televizyon ekranlarında, kimi sözde yorumcularda, kimi eski siyasetçilerin cümlelerinde aynı dili görmemizin nedeni de budur.
Ama unutulan bir gerçek var:
CHP yalnızca genel merkezden ibaret değildir.
CHP; mahallede afiş asan gençtir.
Sandık başında sabahlayan kadındır.
Yağmur altında bayrak taşıyan emeklidir.
Bu ülkenin aydınlık yarınlarına hâlâ inanan milyonların ortak vicdanıdır.
Bu yüzden bugün yapılması gereken şey; kırgınlıkları büyütmek değil, safları sıklaştırmaktır.
Kol kola girmek,
Omuz omuza durmak,
Ve bu kuşatmayı birlikte püskürtmektir.
Çünkü tarih bize şunu defalarca göstermiştir:
Cumhuriyet’e yönelik en büyük tehditler, toplumun birbirine düşürüldüğü dönemlerde büyümüştür.
Tehlikenin farkında mıyız bilmiyorum…
Ama şunu çok iyi biliyorum:
Eğer bugün birbirimize sırt dönersek, yarın yalnızca bir partiyi değil; Cumhuriyet’in temel değerlerini savunacak zemini de kaybedebiliriz.
Bu yüzden artık mesele kişiler değil, memleket meselesidir.
Ve bu zor dönemi aşmanın tek yolu vardır:
Tek ses değil belki…
Ama tek yürek olabilmek.