“Mutlak butlan”…
Kulağa ağır gelen bir hukuk terimi. Ama bugün bu kavramın bir siyasi partiyle birlikte anılması, işi teknik bir tartışmanın çok ötesine taşıyor.
Çünkü konu sadece bir parti değil.
Cumhuriyet Halk Partisi gibi köklü bir yapı hakkında böyle bir ihtimalin konuşulması, ister istemez insanlarda şu duyguyu uyandırır: “Acaba benim oyumun, benim tercihimin bir karşılığı var mı?”
Mesele tam da burada düğümleniyor.
Bir ülkede insanlar sandığa giderken, verdikleri oyun bir anlamı olduğuna inanmak ister. Eğer bu inanç zedelenirse, geriye sadece güvensizlik kalır. O yüzden bu tür tartışmalar, hukuki olduğu kadar toplumsal bir meseledir.
Peki böyle bir durumda ne yapılmalı?
Öncelikle sakin kalmak gerekiyor. Tepki vermemek değil, ölçüyü kaçırmamak…
Çünkü böylesi anlarda en kolay şey, duygularla hareket etmek. Ama en çok zarar veren de bu oluyor.
Hukuki süreç sonuna kadar işletilmeli.
İnsanların içi ancak şeffaflıkla rahatlar. Ne oluyor, neden oluyor, hangi adımlar atılıyor… Bunlar açıkça anlatılmalı. Kapalı kapılar ardında yürüyen süreçler, her zaman daha fazla soru işareti doğurur.
Bir diğer önemli konu da birlik duygusu.
Zor zamanlar, insanları ya birbirine yaklaştırır ya da uzaklaştırır. Siyasette de durum farklı değil. İç tartışmaların büyümesi, dışarıdaki belirsizliği daha da artırır. Oysa böyle anlarda insanlar, birlikte durabilen yapılara daha çok güvenir.
Ve belki de en önemlisi şu:
Bu mesele sadece bir partinin meselesi değil.
Bugün biri için konuşulan bir şey, yarın başkası için de konuşulabilir. Bu yüzden konuya sadece “biz ve onlar” diye bakmak eksik kalır. Aslında konuşulan şey, hepimizin içinde yaşadığı sistemin nasıl işleyeceğidir.
İnsanlar adalet ister.
Öngörülebilirlik ister.
Verdikleri kararların bir karşılığı olduğunu bilmek ister.
Eğer bunlar zedelenirse, tartışma büyür; sadece siyasette değil, toplumun her alanında bir kırılma başlar.
O yüzden bu tür süreçlerde en çok ihtiyaç duyulan şey bağırmak değil, sağduyudur.
Keskinleşmek değil, net olmaktır.
Dağılmak değil, birlikte kalabilmektir.
Sonuçta mesele şu soruya dayanır:
Bu ülkede insanlar, yarın ne olacağını az çok tahmin edebiliyor mu?
Eğer bu soruya “evet” diyebiliyorsak, sorunlar çözülür.
Ama “bilmiyoruz” cevabı yaygınlaşırsa, işte o zaman asıl problem başlar.
Ve hiç kimse böyle bir belirsizlikte kendini güvende hissetmez.