Efeler Belediye Başkanı Anıl Yetişkin öncülüğünde düzenlenen IV. Uluslararası Mitoloji Film Festivali, bu kez Tralleis Antik Kenti’nin büyüleyici atmosferinde bizleri farklı kültürlerin ortak hafızasında buluşturdu. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü ile UNESCO Türkiye Millî Komisyonunun katkılarıyla gerçekleştirilen etkinlikte, Türk ve Kore mitolojisi üzerine yapılan söyleşi benim için unutulmaz bir deneyim oldu.
İstanbul Üniversitesi Kore Dili ve Edebiyatı alanından öğretim görevlileri Seungup Hwang ve Eun Hye Park, araştırmacı Merve Kahraman Özdemir ve yazar Gülşah Elikbank ile mitolojik anlatılar, kültürel semboller ve gelenekler üzerine yapılan söyleşiyi büyük bir ilgiyle dinledim.
Yaklaşık yirmi yıldır Aydın’ın, özellikle Germencik ve Hıdırbeyli’nin Yörük kültürü, düğün gelenekleri ve sözlü tarihi üzerine saha çalışmaları yapıyorum. Dinlediklerim, yıllardır derlediğim bilgileri başka bir kültürün penceresinden yeniden değerlendirmemi sağladı. Kore mitolojisindeki pek çok anlatının ve ritüelin, Aydın’ın köylerinde geçmişten bugüne izlerini sürdüğümüz geleneklerle benzerlik taşıdığını gördüm.
Dün akşam, Zincirli Han’da grubun yemek sonrası verdiği çay molasında Seungup Hwang, Eun Hye Park, Merve Kahraman Özdemir ve Gülşah Elikbank ile daha yakından tanışma fırsatı buldum. Merve hocamızın tercümesiyle başlayan sohbetimizde, Aydın Yörük kültürü, düğün gelenekleri ve sözlü tarih üzerine yaptığım çalışmalardan söz ettim. Onlar da kendi kültürlerine ilişkin gözlemlerini ve araştırmalarını paylaştılar. Böylece gün boyunca dinlediğimiz mitolojik anlatılar, akşamın samimi sohbetinde kültürler arası bir tanışmaya ve karşılıklı bilgi alışverişine dönüştü.
Koreli akademisyenlerle özellikle düğün gelenekleri üzerine konuştuk. Doğum ve ölüm ritüellerine ilişkin pek çok anlatı dinlememize rağmen evlilik geleneklerine çok az değinildiğini fark ederek bunun nedenini sordum. Kore düğünlerinde damadın maske takması ve kız evine bir sandık götürmesi ilgimi çekti. Gelinlerin kıyafetleri ve renkler üzerine konuştuğumuzda, Sayın Seungup Hwang bu konularda araştırma yaparak yeniden bilgi alışverişinde bulunmamızı önerdi. Telefon numaralarımızı paylaştık; renkler ve düğün gelenekleri üzerine birlikte çalışma düşüncesiyle güzel bir başlangıç yaptık.
Söyleşi sırasında dikkatimi çeken iki benzerlik özellikle anlamlıydı. Kore’de yerleşim yerlerindeki tuvaletlerin evlerden uzakta bulunması, bizim köylerimizdeki eski yerleşim düzenini hatırlattı. Bir diğeri ise doğum sonrası gelenekleriydi. Kore’de doğum yapan kadına pirinç lapası götürülürken bizim kültürümüzde de pirinçten yapılan sütlaç ve zerde gibi tatlılar lohusa ziyaretlerinde yer alır.
Üstelik Kore’de bugün bile doğum günlerinde, kişinin dünyaya geldiği ilk günü simgeleyen pirinç lapasının hazırlanıp sunulması geleneğinin sürdürülmesi çok anlamlı. Biz de annelerimize götürülen sütlaç ve zerdeyi hatırlayarak bu tatlıların yalnızca bir ikram değil, doğumun ve yaşamın başlangıcının sembolik bir hatırası olduğunu düşünebiliriz. Bu geleneği kendi köşemde ayrıca yazacağımı da kendilerine söyledim.
Tanrıçalar, mitolojik hikâyeler ve ritüeller üzerinden kurulan bu kültürel bağlar, geçmişle kurulan ilişkinin ne kadar güçlü olabileceğini gösteriyor.
Bütün bu deneyim bana bir kez daha şunu düşündürdü: Kültür ve sanat etkinlikleri yalnızca bilgi edinmemizi değil, dünyayı başka toplumların gözünden görmemizi ve kendi kültürümüzü yeniden keşfetmemizi de sağlar.
Her insanın başka şehirlere, ülkelere gitme imkânı ya da sağlığı elvermeyebilir. Bazen maddi imkânlar da buna engel olur. Ancak böylesine kıymetli bir etkinliğin, üstelik Tralleis gibi tarihî bir mekânda, ayağımıza kadar gelmesi biz Aydınlılar için büyük bir fırsattır.
Mitolojik hikâyeleri, yaşandıkları coğrafyanın atmosferinde dinlemek; geçmişle bugün arasında kurulan bağı yerinde hissetmek, etkinliğin değerini daha da artırıyor. Bu buluşma, Tralleis’in tanıtımına ve tarihî mekânın kültür ve sanatla yeniden hayat bulmasına da önemli bir katkı sundu.
Bu güzel imkânı sağlayan Efeler Belediye Başkanı Sayın Anıl Yetişkin’e, emeği geçen tüm kurumlara, akademisyenlere, araştırmacılara ve sanatçılara gönülden teşekkür ediyorum.
Çünkü kültür, paylaşıldıkça çoğalır; geçmişimizi tanıdıkça başka kültürlerle aramızdaki ortak insanlık hikâyesini daha iyi anlarız.
Havva Çetintürk