Yıllardır beklediğimiz Aydın Kültür Yolu Festivali başladı.
Ancak açıkçası ben bu festivalde umduğumu bulamadım.
Çünkü kültür; sadece konserlerden, kalabalıklardan ve sahne ışıklarından ibaret değildir.
Kültür, bir toplumu o toplum yapan ortak yaşam birikimidir.
Dildir, gelenektir, mahalledir, masaldır, yaşanmışlıktır.
Festivalde “masal anlatıcılığı” etkinlikleri vardı.
Elbette masallar kültürümüzün parçasıdır.
Ancak origami eşliğinde yapılan anlatımlar yerine;
başında beyaz örtüsü, omzunda şalı,
elinde bastonuyla çocuklara eski Aydın hikâyeleri anlatan bir nine görmek isterdim.
Çünkü gerçek kültür tam da budur.
Masallar; ninelerimizin, dedelerimizin bize bıraktığı hafızadır.
Dokuz gün boyunca meydanlarda sadece oynayıp zıplamak yerine;
geleneksel tiyatromuzun önemli parçaları olan kukla,
orta oyunu ve meddah gösterilerini görmek isterdim.
Çünkü meddahlar geçmişten bugüne halk hikâyelerini taşıyan kültür elçileridir.
Bugün hâlâ Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin, Yusuf ile Züleyha, Emrah ile Selvihan gibi hikâyeleri biliyorsak,
bunda meddahların büyük payı vardır.
Kültür yolu festivalinde bir düğün seremonisi, eski mahalle yaşamı,
Cumhuriyet dönemi günlük kıyafetleri ya da Aydın’ın unutulan gelenekleri neden anlatılmaz?
Kültür sadece geçmişin yöresel kıyafetlerini sergilemek değildir; yakın geçmişimizi de yaşatmaktır.
Yıllardır Aydın’ın yerel kültürü üzerine çalışmalar yapan biri olarak festivalde yer almak istedim.
Ancak karşıma çıkan cevap: “program Ankara’dan geliyor, biz yapmıyoruz,” oldu.
Oysa kültür masa başında değil, halkın içinde yaşar.
Festival boyunca konserler veriliyor.
Müzik elbette kültürdür. Ancak kültür sadece eğlence de değildir.
Dilimiz kaybolurken, mimari yapılarımız yok olurken, geleneklerimiz unutulurken bunları konuşmadan yapılan etkinlikler eksik kalıyor.
Bir günde yapılan eğlence amaçlı konserlerden bahsetmiyorum.
Ben bu festivalde biraz daha Aydın’ı görmek isterdim.
Çünkü kültür sadece sahne kurmak değil, bir toplumun ruhunu yaşatmaktır.