Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki gerçeklerin, doğruların her yönüyle eğilip büküldüğü, kitlelerin çıkarlar doğrultusunda sinsice yönlendirildiği, aldatıldığı, duygularının sömürüldüğü, "manipülasyonların" hâkim olduğu bir zaman…
Günden güne zihinleri manipüle edilen, manipülasyonlara açık bir toplum hâline eviriliyoruz.
Etrafımızda manipülatif tipler ve yapıların varlığı artıyor ve rahatsız edici bir boyutta… Özellikle siyasetin manipülasyon bombardımanı altındayız.
Eskiden yalana yalan, gerçeğe gerçek derdik. Gerçekten ayrılmak dürüst olmamak demekti.
Ya şimdi? Gerçeği savunduğun için suçlanıyor veya dışlanıyorsun.
Siyaset tarihine bakıldığında, neredeyse bütün iktidarların dönemlerinin imkânları ölçüsünde iktidarlarını devam ettirmek ya da güçlendirmek için halkı aldatma tekniklerine başvurdukları görülecektir.
Aynı durum insanların zihinlerini etkilemek, inançlarını değiştirmek veya savaşma kapasitelerini kırmak için de söz konusudur.
Bu yoldaki temel düşünce, “amaca götüren her yol mubahtır” düşüncesidir. Toplumsal güvenin sarsılması veya sosyal dokunun zarar görmesi manipülatörlerin pek de umurunda olmaz.
Dijital çağda kitle iletişimini mümkün kılan teknolojik araçlar geliştikçe, manipülasyon bu araçlar üzerinden daha da artıyor, çeşitlilik gösteriyor.
Diğer taraftan günümüzde farklı kavramlar ve bu kavramların ortaya çıkardığı etkilerle de karşı karşıyayız.
-Alternatif Gerçeklik (Paralel Evren)
-Post-Truth (Hakikat sonrası veya gerçeklik ötesi)
-Yapay zekâ aldı başını gidiyor. Makine öğrenmesi, insanların fikirleri ile hareket eden dijital araçlar ve “deepfake” gibi karanlık ortamlar oluşuyor.
Evet, dijital çağ büyük iletişim olanakları sundu ve bilgiye erişimi kolaylaştırdı. Ama bu erişim ciddi riskleri de beraberinde getirdi.
Siyasi manipülasyon artık her yerde! Medya bunun savaş alanı.
Geçmişte gazetelere, televizyonlara ve radyolara taşınan bu olay, şimdi de sosyal medyada farklı algoritmalarla kurgulanıyor.
Siyasi gündemi sahte haber ağları ve trol orduları belirliyor. Dijital mecralarda yalan ve yönlendirmelerin arasında doğru bilgiyi arıyoruz.
Çünkü en ufak bir kötü algı bile ışık hızında yayılıyor.
Bunun farkında olan siyasiler meydanlardan çok sosyal medya platformlarında boy gösteriyor. Bu platformlar, siyasi aktörlerin halkla doğrudan iletişim kurduğu mecralar hâline geldi.
Kamuoyunu yönlendiren sosyal medya artık çıkar gruplarının, dış müdahalelerin ve dezenformasyonun çirkin, ahlaksız, hukuksuz bir oyun alanı.
Dezenformasyon hat safhada!
Manipülasyon, algı yönetimi, gerçeklerin saptırılması, post-truth, alternatif gerçeklik, ne dersek diyelim, bunların hepsinde gerçeği gizleme ve onun yerine başka bir şey koyma vardır.
İşte böyle bir ortamda, kendimize bazı sorular yöneltmek, kendimizi sorgulamak ve içinde bulunduğumuz durumu görmek açısından faydalı olacaktır.
-Kendimiz olmamız için ne kadar izin verilmektedir?
-Kendi kararlarımızla mı, yoksa başkalarının kararlarıyla mı hareket ediyoruz?
-Özgür irademizle mi meylettiğimiz şeylere yöneliyoruz?
-Sosyal medyayı sürekli takip eden birisi takip ettiklerini kendi tercihleriyle mi gerçekleştiriyor?
-Birilerinin gerçekleri çarpıtmak için yoğun bir şekilde çalıştığı, algılarla müdahalede bulunduğu, iradeleri yönlendirdiği bir toplumda “çoğunluğun kabulünden” söz edilebilir mi?
Kitleler olup bitenlerin ne kadar farkındadır? İnandıklarımız gerçek mi, algı mı?
Manipülasyonun arkasında mutlaka bir çıkar için kurgulanmış bir durum vardır.
Hangi kurgunun, hangi tertiple karşımıza, hangi gün çıkacağını da bilmiyoruz.
Manipülasyonun çokluğu, toplumlarda belirsizliği artırıyor ve birçok alanda (siyasi, sosyal, ekonomik, ticari, psikolojik vb.) güveni kırıyor, güvensizlik yaratıyor.
Şurası bir gerçektir ki toplumu manipülasyonlarla yönettiğini sanan iktidarlar, aslında toplumu yönetmemektedir. Maalesef yönetilmeyen toplumlarda bir süre sonra büyük sorunların, krizlerin ortaya çıktığını görüyoruz.
Maalesef manipülasyon, rızamızı sessizce çalan görünmez bir el, gerçekleri kendi çıkarları uğruna çarpıtan bu durum, gündelik sohbetlerimizi, hayatımızın birçok alanını abluka altına almaya başlamıştır.
İnsanların kendi aklından, kendi gerçeklerinden bile, şüphe etmesine neden olan bu yıkıcı gücün nasıl bir tehlike olduğunun farkında mısınız? İşte böyle bir ortamda gerçeği, gerçekleri korumak, savunmak hiçte kolay değil…
Çaresiz miyiz?
-Hayır
O zaman Behçet Necatigil’in mısralarında yazdığı gibi:
Ya ümitsizsiniz, ya da ümit sizsiniz. Ya çaresizseniz, ya da çare sizsiniz.
Aklınıza, vicdanınıza, yüreğinize, hukukunuza, kendinize inanın, güvenin…
Sevgiyle, saygıyla, dostça kalın…