Milyonlarca insan aylardır gelecek bir habere odaklandı. Aslında bu haber her yılbaşında, yıl ortasında, hatta ay sonunda merakla beklenir. Yeni bir olgu değildir.
Bu olgu: “Tüm halkın heyecanla beklediği, bir o kadar da onları üzen, ezen, gerçeklerden uzak açıklanan istatistiksel bir veridir.”
Beklenen haber: “Enflasyon Oranları”
Evet, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) haziran ayı enflasyon rakamını açıkladı. Buna göre aylık enflasyon yüzde 0,99 olarak açıklanırken yıllık yüzde 32,11 oldu.
Yersek!
Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) ise haziran ayında enflasyonun yüzde 1,94 oranında arttığını, 12 aylık artış oranının ise yüzde 51,49 olarak gerçekleştiğini açıkladı.
TÜİK ve ENAG arasında açıklanan oranlarda %100'e yakın bir fark var.
TÜİK yine bizi şaşırtmadı, yanıltmadı. Bir de bizi şaşırt ya! Maalesef açıklanan oranlar halkın yaşadıkları ve hissettiklerinin çok çok altında.
İlginçtir, bir de bize indirimli tarife yapmış(!) 1 değil, 0,99. Teşekkürler, teşekkürler…
İyi günlerde kullanalım. Yaptığı her indirim bize misliyle bindirim olarak geliyor ve bizi inim inim inletiyor. Yaman bir çelişki!
Enflasyonun sebebi kimdir ve kimler besler? Bu sorunun cevabı gayet açıktır: yönetenler, yani hükmeden hükümetler. Bizde askerlikte bir söz vardır: “Bir komutan, birliğinin yaptığı ve yapamadığı her şeyden, elde edilen başarılardan ve yaşanan eksikliklerden doğrudan sorumludur.”
Peki, hükümetimiz enflasyonun sebeplerini, enflasyon karşısında ortaya çıkan her türlü sonucu analiz edip bunlara uygun radikal tedbirler alıp uyguluyor mu? Maalesef hükümet TÜİK’in yaptığı açıklamaya bağlı olarak enflasyonun düştüğünü varsayıyor!
Eh işte, biz de bu durum karşısında üzerimize her gün yüklenen vergilerle tıpış tıpış enflasyon değirmeninde un oluyoruz.
Oranlar açıklanır açıklanmaz medyada algı operasyonları başladı: Sevinin, emekliler, maaşlarınıza enflasyon oranında zam yapılacak. Müthiş bir refaha ve zenginliğe kavuşacaksınız(!) Ne büyük bir lütuf ve iyileştirme. Harca harca bitmez.
Ve arkasından nutuklar: “Vatandaşımızı enflasyon karşısında ezdirmedik.” Alkışlar, alkışlar… Maalesef ortada sandık filan yok, dişe dokunur iyileştirme gelmeyecek.
Hepimiz seferber olduk(!) Enflasyonu; düşmesi için farklı bahanelerle ikna etmeye çalışıyoruz.
Suriye, Ukrayna-Rusya, Hürmüz bahaneleri, don, kuraklık falan filan, dış güçler, endeks ve sepet oyunları… Ve diyoruz ki: “Ey enflasyon, biz seni düşüremiyoruz, ne olur insafa gel ve düş.” Oysa enflasyon armut değil ki olgunlaşınca düşsün.
Ülkemizde enflasyonun sebeplerini incelediğimiz zaman bizzat kamu yönetimlerinin sebep olduğunu ve onların beslediğini görüyoruz. Sebeplerden özellikle:
-Kamu harcamalarındaki disiplinsizlik.
-Günden güne büyüyen, içinden çıkılmaz hale gelen bütçe açıkları.
-Dış ve iç borçlar ile bu borçlara ödenen faizler ana sebepler olarak karşımıza çıkmaktadır.
Diğer sebeplerden birisi de hükümetin düşük ve yüksek faiz konusunda yaptığı uygulamalarda çelişkili yaklaşımların olmasıdır. Bu durumda enflasyon üzerinde etkili olmaktadır.
Örneğin: “Faiz sebep, enflasyon sonuç” deniyordu; denendi ve öyle olmadığı görüldü.
Maalesef ve maalesef ki; devletin bütçe ve piyasa disiplinini kaybettiği veya eksik bıraktığı yerde bazı kesimler, vatandaşlar devreye giriyor; “fiyatlandırmada davranış bozukluğu” denilen ahlaksızlıkla birçok kesim ve kişi imkân bulunca etiketini, fiyatını artırıyor.
İşte bu şekilde hem kamu, hem piyasa, hem de vatandaş enflasyonu besliyor, yükseltiyor. Biz de bu şekilde enflasyonun düşeceğini ümit ediyoruz. Mümkün mü?
Son yıllarda hükümetin enflasyonla mücadelede uygulamaya çalıştığı Orta Vadeli Plan (OVP) bir plan var. Bu planda öne çıkan en önemli hususlar:
-Talebi düşürmek ve talebin düşmesi için üretken bazı sektörlerde soğutma yapmak.
-Vatandaşın kredi kartı harcamalarını kısmak, krediye ulaşımını zorlaştırmak.
-Döviz fiyatlarını baskılamak.
-Kayıt dışılıkla mücadele ve bu kapsamda vergi düzenleme ve denetimleri.
-Vatandaşa tasarruf çağrıları, yastık altı tasarrufların kayıt altına alınması vb.
Bu tedbirlerle bir yere kadar sonuç alınabilir.
Tüm bunların yanında enflasyonla mücadele güçlü bir devlet politikası olarak ele alınmalı ve her noktada taviz vermeden uygulanmalıdır. Siyaset, günlük oy devşirme amacıyla yapılan popülist yaklaşımlardan ve eylemlerden uzak durmalıdır.
Kamu kurumları ve yerel yönetimlerde mutlak bir bütçe disiplini uygulanmalı, bütçe dışı harcamalar yapılmamalı; halkın bu kadar sıkıntı çektiği bir dönemde hizmet, yatırım yaygarası ile gereksiz, keyfi hizmet ve borçlanmalara izin verilmemelidir.
Herkes ayağını yorganına göre uzatsın.
Sonuç olarak, kamu harcamaları kısılırsa, bütçe açığı kapatılırsa ve ona, buna haksız, gereksiz kaynak aktarmaya ve peşkeşe son verilirse belki enflasyon düşebilir…
Belki diyorum çünkü enflasyon önemli ve kronik bir sorun. Maalesef bu konudaki mücadele yazboz tahtasına çevrilmiş durumda.
Sevgiyle, saygıyla, dostça, hoşça kalın…