
Siyasette bazen küçücük bir olay, aslında çok daha büyük bir fotoğrafın parçası olabilir.
Menderes Belediyesi’nde yaşanan başkan vekilliği seçimi ile Etimesgut’taki seçimleri yan yana koyduğumda benim aklımdan geçen tam da bu.
Bir belediyede yapılan başkan vekilliği seçimi, normal şartlarda yerel siyasetin kendi içindeki bir gelişme olarak görülebilir.
Fakat yaşananları, özellikle Etimesgut’ta ortaya çıkan tabloyla birlikte değerlendirdiğinizde, insan ister istemez bazı sorular sormaya başlıyor.
Etimesgut’ta YENİ Parti adayının seçimi kazanma ihtimali varken dengeler değişti ve CHP’nin adayı, Cumhur İttifakı’na mensup meclis üyelerinin desteğiyle seçildi.
Menderes’te ise farklı bir tablo karşımıza çıktı.
YENİ Parti adayının kazanma ihtimali ortaya çıkmışken CHP’li meclis üyelerinin salonu terk etmesi, ardından AKP adayının seçimi kazanması ister istemez düşündürüyor.
Şimdi kendimize şu soruyu sormamız gerekmiyor mu?
Bu iki olay gerçekten birbirinden bağımsız mı?
Ben kendi adıma bu sorunun cevabını artık sadece “tesadüf” diyerek geçiştiremiyorum.
Çünkü siyasette sadece kullanılan oylar değil, kullanılmayan oylar da önemlidir. Bazen salondan çıkmak da bir siyasi tercihtir.
Menderes’te yaşananların ardından ortaya çıkan bazı görüntüler ise bu düşünceyi daha da güçlendirdi.
Burada CHP’ye bir eleştirim var.
Hem de bunu geçmişte aynı siyasi mücadelede birlikte yol yürümüş biri olarak söylüyorum.
Dün CHP Genel Başkanını Cumhurbaşkanı seçilmesi için meydanlarda birlikte mücadele ettiğimiz insanların bugün YENİ Parti’yi siyasi rakipten öte bir tehdit olarak görmesini kabullenemiyorum.
Bugün YENİ Parti’nin farklı siyasi görüşlerden insanlardan ilgi görmesi, aslında Türkiye’de yeni bir arayışın olduğunu gösteriyor.
Ben Menderes ve Etimesgut’ta ortaya çıkan tabloyu, CHP ile AKP arasında YENİ Parti’ye karşı ortak bir siyasi zeminin oluştuğu yönünde okuyorum.
Bunun adı konulmuş bir ittifak mıdır?
Bir proje midir?
Yoksa sadece günü kurtarmaya yönelik siyasi hesaplar mıdır?
Ortaya çıkan görüntülerin insanlarda böyle bir kanaat oluşturduğunu da kimse görmezden gelemez.
Ve siyasetçilerin burada kendilerine dönüp bakması gerekir. Çünkü insanlara “Yanlış anlıyorsunuz” demek kolaydır.
Benim açımdan mesele CHP’ye düşmanlık etmek değil.
Tam tersine, geçmişte birlikte mücadele ettiğimiz insanlara bugün bunları söylemek kolay değil.
İnsanın içinde bir burukluk oluyor.
“Biz dün aynı yerde değil miydik?” diye soruyorsunuz.
Ama siyaset, geçmişte birlikte yürümüş olmayı gelecekte her şeyi kabullenmek zorunda olduğunuz anlamına getirmiyor.
Ben bugün gördüğüm tabloyu kabullenmiyorum.
YENİ Parti’nin yükselişinden rahatsız olan, onun önünü farklı siyasi hesaplarla kesmeye çalışan bir anlayışı da doğru bulmuyorum.
Çünkü bizim siyaset anlayışımız, eski siyasi hesapların devamı olmak için kurulmadı.
Belki de asıl rahatsızlık bundan kaynaklanıyor.
İşte Menderes ve Etimesgut bana bunu düşündürüyor.
Belki bugün yaşananlar iki belediyenin başkan vekilliği seçiminden ibaret.
Ama yarın Türkiye siyasetinde daha büyük bir değişimin habercisi olup olmayacağını zaman gösterecek.
Birileri bugün hesap yapabilir.
Birileri ittifak kurabilir.
Birileri YENİ Parti’nin önünü kesebileceğini düşünebilir.
Ama bütün bu hesapların üzerinde bir gerçek var:
SANDIK.
Ve sandık geldiğinde, bugünün bütün hesaplarını millet yeniden değerlendirecek.
Kimin kiminle yan yana durduğunu, kimin kimin önünü kesmeye çalıştığını, kimin gerçekten yeni bir şey söylediğini millet görecek.
Benim inancım şu:
Türkiye artık eski siyasi dengelerle yoluna devam etmek istemiyor.
Asıl büyük fotoğrafı millet sandıkta ortaya çıkaracak.
Mesut KALENDER